İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi. Bayrak indirmenin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, "Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak sorumluluğu yüklenmeliyiz" dedi. Parti merkezine Türk bayrağı asıldı.
Haber Giriş Tarihi: 21.01.2026 14:02
Haber Güncellenme Tarihi: 21.01.2026 19:07
Kaynak:
Ortam Haber
https://www.ortamhaber.com
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi. Partimizin grup toplantısında konuşan Dervişoğlu, "Bayrağı indirenlerin kim olduğu bellidir. Ben, indirtenlere sesleniyorum! Bayrağın namus olduğunu mu unuttunuz? Ortadoğu’da inşaat ihalesi kovalamayı, büyük Türkiye hayalleri diye pazarlıyorsunuz. Kendinize gelin! İnşaat şirketi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyorsunuz! Artık Türk milletinin, Türk vatanının, Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğunu yüklenin" dedi. Öte yandan yaşananlara tepki olarak partimizin genel merkezine Türk bayrağı asıldı. Genel merkez önündeki led ekranlı araçlarda da Türk bayrağı dalgalandırıldı.
Saygıdeğer Milletvekilleri,
Kıymetli yol arkadaşlarım
Değerli basın mensupları
Grup toplantımıza hepiniz hoş geldiniz,
Safalar getirdiniz.
Geçtiğimiz pazar günü
İYİ Partimizin,
4. Olağan Kurultayını gerçekleştirdik.
Partimize,
Ve aziz milletimize
Hayırlar getirmesini temenni ederim.
Memleketimizin dört bir yanından gelerek, Kurultayımızı şereflendiren
Partililerimize, yöneticilerimize, delegelerimize ve tüm vatandaşlarımıza
Teşekkürlerimi sunuyorum.
Her koşul ve şartta,
Cesaretini, itidalini ve ferasetini koruyan,
Aklında, kalbinde, ruhunda,
Bu vatanın iyiliğinden başka derdi olmayan,
Bütün kardeşlerimi yürekten selamlıyorum.
Bilin ki,
Siz benim başımı her zaman bulutlara kadar dik tuttunuz.
Ben de bugüne kadar başınızı nasıl yere eğdirmediysem,
Bundan sonra da eğdirmeyeceğim.
Türk milletinden başka hiçbir “efendim” olmadı;
Ömrümün sonuna kadar da olmayacak.
Emin olun ki vakit o vakittir!
Vakit, iyilerin vaktidir!
“İyi niyet” mutlaka kazanacak,
İyilik, mutlaka kazanacak,
İyiler, mutlaka kazanacak!
Yalnız değil, beraberiz;
Çaresiz değiliz, çare biziz!
Değerli dava arkadaşlarım,
Dünyada ve bölgemizde
Önemli değişimler hızla gerçekleşiyor.
Hangisinin “hayır” hangisinin “şer” getireceği ise
Henüz oldukça belirsiz…
Belirsizlik ise risk demektir.
Her sahada, paylaşım mücadeleleri yaşanmaktadır.
Bu mücadelelerin hemen hepsi ise,
Sıcak çatışma ihtimalleri barındırmaktadır.
Defaatle dile getirdiğimiz üzere,
Dünya, eskiyle yeninin kesişim alanında
Geçiş sancılarını yaşamaktadır.
İYİ Parti’nin birinci önceliği ise,
Türkiye’ye ve milletimize çektirilen
Acıların, sancıların sona erdirilmesidir.
Türk milleti, 25 yıldır aynı bahaneleri dinliyor.
“Suriye’de savaş var, hele durun”,
“Rusya’da durum kritik, şimdi bekleyin”,
“Biz büyük işler peşindeyiz, aman dayanın”,
Oysa insanımız, tüm hayatını, en basit ihtiyaçlarına,
En temel haklarına ulaşmayı bekleyerek geçiriyor.
Açık söyleyeyim,
Kimse de bu numaraları yutmuyor.
Aç karınlar yalanlara tok, bu sözlerle karın doymuyor.
Ya Allah aşkına,
Asli görevinize,
Milletin refahını, güvenini ve mutluluğunu sağlamak vazifenize
Ne zaman ne olunca, döneceksiniz?
Sabır, gelip geçici olaylarda dilenir.
Metanet, istisnai olanı atlatmaya ilişkindir.
Siz, acılara alışmamızı bile değil,
Çileyi huy edinmemizi istiyorsunuz.
Bakınız,
Çeyrek asırlık acıların,
Kayıpların listesi çok uzundur ve her geçen gün uzamaktadır.
Her birine, evet, elbette çok üzüldük,
Ama sonra, unuttuk…
Ve sonra maalesef kanıksadık.
Çünkü alıştırıldık!
İşte, Kartalkaya faciası.
Bugün tam 1 yıl oldu.
133 vatandaşımız yaralandı,
78 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Her birini rahmetle anıyorum.
Hiç şüphesiz, o vatandaşlarımız da
İhmal, rüşvet, umursamazlık,
denetimsizlik ve kuralsızlık sarmalının kurbanlarıdır.
Ancak tüm bunların özünde, asıl mesele,
Yani yeni facialara bugün,
Ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzdur.
Günlerce konuşmak ve gözyaşı dökmekle yetinmek,
Bir sonraki faciaya kadar kulak üzerine yatmak,
Acıyı paylaşmak değildir.
Acılar, onların sebepleri ortadan kaldırılırsa paylaşılmış olur.
Asıl meselemiz budur.
Bir diğer elim hadise de
Geçtiğimiz günlerde, 15 yaşındaki akranınca öldürülen,
Atlas Çağlayan’dır.
Evladımıza Allah’tan rahmet,
Ailesine, arkadaşlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim.
Ama bu kaçıncıdır?
Ve biz, daha böyle kaç cinayet haberine şahit olacağız?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi. Bayrak indirmenin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, "Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak sorumluluğu yüklenmeliyiz" dedi. Parti merkezine Türk bayrağı asıldı.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Nusaybin'de Türk bayrağına yapılan saldırıya tepki gösterdi. Partimizin grup toplantısında konuşan Dervişoğlu, "Bayrağı indirenlerin kim olduğu bellidir. Ben, indirtenlere sesleniyorum! Bayrağın namus olduğunu mu unuttunuz? Ortadoğu’da inşaat ihalesi kovalamayı, büyük Türkiye hayalleri diye pazarlıyorsunuz. Kendinize gelin! İnşaat şirketi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyorsunuz! Artık Türk milletinin, Türk vatanının, Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğunu yüklenin" dedi. Öte yandan yaşananlara tepki olarak partimizin genel merkezine Türk bayrağı asıldı. Genel merkez önündeki led ekranlı araçlarda da Türk bayrağı dalgalandırıldı.
Saygıdeğer Milletvekilleri,
Kıymetli yol arkadaşlarım
Değerli basın mensupları
Grup toplantımıza hepiniz hoş geldiniz,
Safalar getirdiniz.
Geçtiğimiz pazar günü
İYİ Partimizin,
4. Olağan Kurultayını gerçekleştirdik.
Partimize,
Ve aziz milletimize
Hayırlar getirmesini temenni ederim.
Memleketimizin dört bir yanından gelerek, Kurultayımızı şereflendiren
Partililerimize, yöneticilerimize, delegelerimize ve tüm vatandaşlarımıza
Teşekkürlerimi sunuyorum.
Her koşul ve şartta,
Cesaretini, itidalini ve ferasetini koruyan,
Aklında, kalbinde, ruhunda,
Bu vatanın iyiliğinden başka derdi olmayan,
Bütün kardeşlerimi yürekten selamlıyorum.
Bilin ki,
Siz benim başımı her zaman bulutlara kadar dik tuttunuz.
Ben de bugüne kadar başınızı nasıl yere eğdirmediysem,
Bundan sonra da eğdirmeyeceğim.
Türk milletinden başka hiçbir “efendim” olmadı;
Ömrümün sonuna kadar da olmayacak.
Emin olun ki vakit o vakittir!
Vakit, iyilerin vaktidir!
“İyi niyet” mutlaka kazanacak,
İyilik, mutlaka kazanacak,
İyiler, mutlaka kazanacak!
Yalnız değil, beraberiz;
Çaresiz değiliz, çare biziz!
Değerli dava arkadaşlarım,
Dünyada ve bölgemizde
Önemli değişimler hızla gerçekleşiyor.
Hangisinin “hayır” hangisinin “şer” getireceği ise
Henüz oldukça belirsiz…
Belirsizlik ise risk demektir.
Her sahada, paylaşım mücadeleleri yaşanmaktadır.
Bu mücadelelerin hemen hepsi ise,
Sıcak çatışma ihtimalleri barındırmaktadır.
Defaatle dile getirdiğimiz üzere,
Dünya, eskiyle yeninin kesişim alanında
Geçiş sancılarını yaşamaktadır.
İYİ Parti’nin birinci önceliği ise,
Türkiye’ye ve milletimize çektirilen
Acıların, sancıların sona erdirilmesidir.
Türk milleti, 25 yıldır aynı bahaneleri dinliyor.
“Suriye’de savaş var, hele durun”,
“Rusya’da durum kritik, şimdi bekleyin”,
“Biz büyük işler peşindeyiz, aman dayanın”,
Oysa insanımız, tüm hayatını, en basit ihtiyaçlarına,
En temel haklarına ulaşmayı bekleyerek geçiriyor.
Açık söyleyeyim,
Kimse de bu numaraları yutmuyor.
Aç karınlar yalanlara tok, bu sözlerle karın doymuyor.
Ya Allah aşkına,
Asli görevinize,
Milletin refahını, güvenini ve mutluluğunu sağlamak vazifenize
Ne zaman ne olunca, döneceksiniz?
Sabır, gelip geçici olaylarda dilenir.
Metanet, istisnai olanı atlatmaya ilişkindir.
Siz, acılara alışmamızı bile değil,
Çileyi huy edinmemizi istiyorsunuz.
Bakınız,
Çeyrek asırlık acıların,
Kayıpların listesi çok uzundur ve her geçen gün uzamaktadır.
Her birine, evet, elbette çok üzüldük,
Ama sonra, unuttuk…
Ve sonra maalesef kanıksadık.
Çünkü alıştırıldık!
İşte, Kartalkaya faciası.
Bugün tam 1 yıl oldu.
133 vatandaşımız yaralandı,
78 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Her birini rahmetle anıyorum.
Hiç şüphesiz, o vatandaşlarımız da
İhmal, rüşvet, umursamazlık,
denetimsizlik ve kuralsızlık sarmalının kurbanlarıdır.
Ancak tüm bunların özünde, asıl mesele,
Yani yeni facialara bugün,
Ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzdur.
Günlerce konuşmak ve gözyaşı dökmekle yetinmek,
Bir sonraki faciaya kadar kulak üzerine yatmak,
Acıyı paylaşmak değildir.
Acılar, onların sebepleri ortadan kaldırılırsa paylaşılmış olur.
Asıl meselemiz budur.
Bir diğer elim hadise de
Geçtiğimiz günlerde, 15 yaşındaki akranınca öldürülen,
Atlas Çağlayan’dır.
Evladımıza Allah’tan rahmet,
Ailesine, arkadaşlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim.
Ama bu kaçıncıdır?
Ve biz, daha böyle kaç cinayet haberine şahit olacağız?
Daha kaç evladımızı kurban vereceğiz de,
Kaç Atlas, kaç Ahmet öldükten sonra,
“asıl sebeplerle” açık açık yüzleşip,
Onlara çare üreteceğiz?
Bu iki faciadan çıkan sonuç açıktır:
Türkiye’de hem güvenlik
Hem de emniyet sorunu vardır.
Türkiye, genel bir “asayiş krizi” yaşamaktadır.
Aziz milletim,
Mafya dizisi çeke çeke,
Akşamları da bunları izlete izlete,
Çocuklarımızı bu rollere özendire özendire,
Sokakları mafya düzenine mahkum ettiler,
Türkiye’yi Latin Amerika’ya çevirdiler.
Meşru olanı, makul olanı, muteber olanı bitirdiler.
Diplomasına güvenmiyor çocuk,
İş bulacağına inanmıyor,
Yuva kurmayı hayal dahi edemiyor.
Cebi boş, babasına bakıyor,
Pazarda sebze arayan annesine bakıyor,
Sürünen dedesine bakıyor.
Diğer yanda da plazaları izliyor,
Spor arabalara,
Villalara, teknelere bakıyor.
Ve diyor ki orada,
Sizi bu hayattan kurtaracağım.
Size bunu yaşatan ülkeden intikam alacağım.
Kumar reklamları düşüyor önüne,
Bahis sitelerinin mesajları geliyor.
Neden olmasın diyor?
Ne kaybederim diyor?
Çünkü seçimle iş başına gelenler,
Onlara kaybedecek bir şey bırakmadı.
Onlara seçenek bırakmadı.
Kazanmanın her yolunu mübah,
Her günahı da helal kıldılar.
Bu sebeple,
Ortada kırılması gereken, katılaşan bir döngü vardır.
Şahısları, siyaseti, partileri,
İdeolojiyi, mezhepleri veya etnik kimlikleri bir kenara bırakın,
Hepimizin, gözümüzden sakındığımız evlatlarımız var.
Buna bir baba olarak isyan ediyorum.
And olsun, yemin olsun!
Türkiye’yi bir suç cennetine çevirenleri,
Masumlara her gün kabus yaşatanları affetmeyeceğim.
3 yılda bir af çıkartanları,
Katili, torbacıyı, sapığı baş tacı edenleri,
Talimatla iş yapanları,
Yasaları uygulamayıp,
Devlet gücünü kendilerine zırh yapanları asla affetmeyeceğim.
Siz de affetmeyin.
Çocuğunuz ekmek almaya giderken,
Okula, işe giderken
Eliniz yüreğinizdeyse, affetmeyin.
Sorumsuz yetkili iktidarı, affetmeyin.
Yetkisiz sorumlu ortaklarını, affetmeyin.
Her şeyi muhayyel büyük hedeflere, dış politikaya,
Dış güçlere atfedip, kendilerini sıyırdıkları bu gölgeyi
Hep birlikte yırtacağız, asla boyun eğmeyin!
O gölgelerin altında, karanlığın içinde bırakılan toplumu
Güvensizlik çukurundan çıkartmak mecburiyetindeyiz.
Alışmayın ve artık sabretmeyin.
Kendi işledikleri günahların vebalini,
Bizler üstlenelim istiyorlar.
Milleti tövbe zincirlerine esir edip,
Kendi haram düzenlerini örüyorlar.
Yol vermeyin.
Asla onların yerine tövbe etmeyin.
Toplum olmamızdan, çok korkuyorlar.
Artık bunları dinlemeyin!
Millet kalmamızdan
“Ölesiye… ama ölesiye” nefret ediyorlar.
Bunları artık izlemeyin!
Bu sebepledir ki insanımız,
Elinde kalanı korumaya çalışmaktadır.
Ama iktidar, bu birikime de,
Tabiri caizse, vatandaşın kefen parasını da gözüne kestirmiştir.
24 Ocak 1980’inden bugüne 46 yıl olacak.
İktidar, Türkiye’yi 50 yıl öncesine götürmeye karar vermiş durumdadır.
Karşımızdaki zihniyetin niyetini açıkça ortaya koyalım:
Yasakçılıktır.
Yurtdışı alışveriş limitinde bunu gördük.
Şimdi daha da öteye geçiyorlar
Vatandaşın döviz almasını tamamen yasaklamayı,
Sadece ithalatçı ve ihracatçının dövize erişebildiği,
kapalı bir sistem kurmayı hayal ediyorlar.
Bu işin doğal sonucu kıtlıktır, karaborsadır, kuyruklardır.
Bununla da yetinmiyorlar.
Halkın ‘‘kara gün” için sakladığı yastık altındaki altına göz dikip,
nakit parayla altın alımını kısıtlayarak,
ve yeni vergiler planlayarak, bandrol zorunluluğu getirerek,
vatandaşın da esnafın da son sığınağını elinden almak istiyorlar.
Buradan iktidara sesleniyorum:
Vatandaşın cüzdanına el uzatmaya çalışmadan önce,
Yıllardır tutturamadığınız o hayali enflasyon hedeflerinizin hesabını verin.
Her yıl yenilediğiniz,
Her yıl saptırdığınız, bir türlü tutturamadığın rakamlar ortadayken;
Halktan kendi başarısızlığınızın bedelini ödemesini bekleyemezsiniz.
Siz önce halka güven verin.
Güvenin olmadığı bir ekonomide yasaklar sadece kaos olur.
Enflasyon olur, yokluk olur.
Paramızı pul eden sizsiniz.
Sorun, halkın altın sevdası değil,
Sizin enflasyonu yeniden canavara dönüştüren tıynetsizliğiniz,
Beceriksizliğiniz, kifayetsizliğiniz
Ve bir türlü çalıştıramadığınız o rasyonel, orta vadeli sözde programlarınız.
Ve elbette hiç azalmayan kötü niyetinizdir.
Her zaman söyledim, burada da söylüyorum;
Fukaralığı yaratıyorsunuz, fukaralığı yönetiyorsunuz,
Hukuksuzluğu yaratıyorsunuz, adalet inşa etmeye çalışıyorsunuz.
Suç oluşturuyorsunuz, suçu yönetmeye kalkışıyorsunuz.
Yarattığını sefaleti yönetmeye çalışarak,
Bundan siyasi rant devşirmeye çabalıyorsunuz.
Vatandaşı ‘‘Neden altına, dövize koşuyor’’ diye suçlayanlar,
Gençler niye kolay paranın, kara paranın peşinde koşuyorlar diye,
Sorumluluğu başkalarının üzerine yıkmaya kalkışanlar,
Dönüp kendi kurumlarının verilerine baksınlar.
Son 20 yıllık tablo tüm çıplaklığıyla gösteriyor ki;
Millî paramızı enflasyon karşısında pul edip
Milleti bu adaletsiz sistemin içine hapsettiniz.
En büyük paramız, 200 lira!
Bugün tıraş bile olamıyorsun,
Ekmek arası peynir zeytin koyduramıyorsun.
1920 Almanya’sı gibi,
El arabasıyla para taşıyoruz.
Bugün inatla yeni banknot basmıyorsunuz da.
Siz sadece bize, piyasaya işkence ediyorsunuz.
Kurultay konuşmamda,
Komünist parti bürokrasisi diye tarif ettiğim budur işte.
Emekli maaşlarının düşüklüğünü utanmadan
‘‘insanların ömrünün uzamasına’’ bağlıyorlar.
İnsanın ömrünü sisteme ‘‘yük’’ olarak gören bir zihniyetten,
Kimse “lütuf ve ihsan” istemiyor.
Onlar için vatandaş, sadece vergi veren,
Başını eğip, susup oturması gereken,
Verilmeyenle yetinen,
Ama karşılığında ne birikimi ne de huzuru hak eden bir "yükten" ibaret.
Faturalara destek veriyorlar, doğalgaz borcumuzu ödüyorlarmış.
Vatandaşının sürünerek yaşamasını,
Mümkünse ölüp,
İktidarlarına yük olmasını istemeyenlere mahkum olmayacağız.
Her zaman emeklilerimizin yanında olacağız.
Meclis’te onların feryatlarının temsilcisi olarak saf tutacağız.
Benim devletim insanı yaşatır,
Yandaşları değil!
Benim devletimin dini adalettir,
Zulüm değil!
Benim devletim vatandaşının hizmetkarıdır,
Efendisi değil!
Aziz milletim!
Geçtiğimiz hafta sonu Suriye’de yaşanan gelişmeler,
Bir buçuk senedir devam eden
Ve bizlere devlet aklı olarak pazarlanan ihanet sürecinin,
Mimarlarının, ortaklarının ve komisyoncularının
Bütün maskelerini düşürmüştür.
Bir gün aniden,
Menşei tarafımca malum bir hikâye uydurdular.
Ve dediler ki:
“Bölgemizdeki jeopolitik gelişmeler,
Türkiye’yi PKK ve onun elebaşıyla müzakere etmeye zorluyor”.
Bununla da yetinmediler.
“Başkalarının oyununu bozmak için,
biz yeni bir oyun kuruyoruz” dediler.
Oysa biz bu hikâyeyi yazanların, kimler olduğunu biliyorduk.
Ve ilk andan itibaren;
“Bu hikaye ne millidir ne de yerlidir” dedik.
“Bu hikâye, emperyalizmin 100 yıl sonraki ikinci taarruzudur” dedik.
“Bu senaryoda, Türkiye’yi yönetenlere biçilen rol,
Başrol değil; en iyi ihtimal figüranlıktır”i dedik.
Bu hikâyenin bir gereği olarak,
Teröristbaşını Meclis’e getiremediler ama
Meclis’teki komisyon üyelerini, İmralı’ya,
Öcalan’ın ayağına götürdüler.
İhanet sürecini tezgahlayanlar,
Halen Öcalan’a büyük bir rol atfediyor,
“Kurucu önder” diye referans veriyor,
Bize karşı mangalda kül bırakmazken,
Mangalda yakılan silahlardan medet umuyorlar.
Geride bıraktığımız bir buçuk senede,
Eli kanlı bir katilin üzerine barış güvercini kostümü giydirilerek,
Âkil bir adammış gibi konuşturuldu.
Her sözü medyada yer buldu.
Oysa, bu ülkenin serdengeçtileri, askeri, polisi, köy korucusu,
İnsan üstü bir gayretle, terörün belini kırmıştı.
Yani zaten güvenlik güçlerimizin başarısı,
Sanki Öcalan canisi tarafından hediye edilmiş gibi sunuldu.
Öcalan,
Suriye PKK’sına da çağrı yapar zannettiler.
Yapmadı, yapamadı, zaten yapamazdı.
Siyasi sözcüleri de zaten çıkıp ilan etti;
“Silah bırakma çağrısı YPG’yi kapsamıyor” dedi.
Anlatamadık, dinletemedik,
Teröristten medet ummaktan bunları vazgeçiremedik.
Şimdi ortalama zekaya sahip bir insanın
Sorması gereken soru şudur?
Eğer ülke içindeki PKK varlığını,
Bizim askerimiz, bizim polisimiz bitirdiyse
Ve Suriye’deki PKK varlığı, yine askeri güçle bastırıldıysa,
Öcalan ile müzakere etmek, onu meşrulaştırmak,
Cumhuriyet’in temel niteliklerini tartışmaya açmak,
Terör örgütünün Meclis’teki ulaklarını,
Medyadaki uşaklarını şımartmak,
Kimin işine yaradı?
Bu orta oyununda yine aynı yere geldik,
Tam da tahmin ettiğimiz gibi,
Tam da ikaz ve ihtar ettiğimiz gibi.
Tıpkı birinci ihanet sürecinde olduğu gibi.
Yine bayrağımıza el uzatıldı.
O gün, Diyarbakır’da
Kolordumuzun nizamiyesindeki bayrağımızı indirenler,
Bu kez de Nusaybin’de aynı ihanete cüret ettiler.
Bu durumdan daha vahimi ise,
O bayrağı indirenlere karşı ne yapıldığıdır?
Ya da ne yapılmadığıdır?
Türkiye’de devlet refleksi bu kadar mı körelmiştir?
Bayrak indirene edilecek muamele nasıl unutulmuştur?
Bu cüretkarlık nereye kadar gidecek,
Bu mevzi nereye kadar çekilecektir?
Her iki ihanet sürecinin sebebi de sonucu da aynıdır.
İlk günden söyledim;
“PKK, Kürtlerin temsilcisi değildir.
Bu ülkenin Kürtlerini PKK’yla özdeşleştirmeyin” dedik.
“Kürtler vatansever, milliyetperver, bayraklarına aşık ve devletlerine bağlı insanlardır” dedik.
“Böyle giderse, örgütün 40 yılda yapamadığını, 1 yılda siz yaparsınız” dedim.
Allah’tan Kürt kardeşlerimizin feraseti, bu akıl almazlığa direndi.
Şimdi kalkmış,
Suriye’deki gelişmeleri sanki zafermiş gibi sunmaya kalkıyorlar.
İçindeki en etkili silahlı unsur olan
PKK’yı perdelemek için uydurdukları
SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce,
Bunu uluslararası bir başarı gibi sunuyorlar.
SDG’nin dağılması,
İçindeki YPG unsurlarının süpürülmesi elbette gereklidir.
Ama dikkatinizi çekerim, yine mutfakta biri var,
Ve yine bize başka bir film izletiyorlar.
Şam hükümetiyle mutabakata varamayan YPG,
Kendine “Doğal bölge” ilan ettiği alana çekiliyor.
PKK, “medya” diye ilan ettiği alanlarda Türkiye’ye 40 yıl kan kusturdu.
“Yeni bir alan mı yaratılıyor” diye kimse sormuyor mu?
Bu iş, federatif bir yapıya,
Bir terör devletinin kuruluşuna doğru gidiyor.
Türkiye’yi yeni ve daha büyük bir beka sorununa doğru itiyor.
Büyük Türk milleti,
Bugün vatanımız,
İktidarın direktifleri sebebiyle
Vaktiyle alınmayan önlemlerin bedelini ödüyor.
Neredeyse 15 yılın bedelidir bu.
Güney sınırlarımızda önlem almak,
Milyonlarca sığınmacı geldikten sonra akıllarına geldi.
Bundan 8 yıl önce,
Ordumuz Afrin’e girdiğinde
Maalesef Suriye PKK’sı
İktidarın can dostu müttefiki tarafından
Çoktan eğitilip donatılmıştı.
Türkiye, bunca bedeli ödedikten sonra,
Utanmadan zafer nidaları attırıyorsunuz!
Öcalan’ın mahdumu,
Yine aynı müttefikiniz tarafından,
General muamelesi gördükten sonra,
Ondan silah bırakmasını bekliyorsunuz!
Türkiye’nin elini kolunu bağlayanlarla ittifak kurup,
Hiçbir şey almadan, istedikleri her şeyi verip,
Muzaffer başkomutan manşetleri attırıyorsunuz.
Bugün o bayrağı indirenlerin kim olduğu bellidir,
Ben, indirtenlere sesleniyorum!
Bayrağın namus olduğunu mu unuttunuz?
Ortadoğu’da inşaat ihalesi kovalamayı,
Büyük Türkiye hayalleri diye pazarlıyorsunuz.
Kendinize gelin!
İnşaat şirketi değil,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyorsunuz!
Artık Türk milletinin, Türk vatanının
Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğunu yüklenin!
Devlet adamlığı zannettiğiniz kadar kolay iş değildir.
Akıl isteri, bilgi ister, birikim ister, tecrübe ister,
Her şeyden önemlisi tarih şuuru ister.
Sizde en eksik olanı da tarih şuurudur zaten.
Bir sözüm de
Komisyoncularadır,
Havaya bakıp ıslık çalan partileredir.
Bu orta oyununa artık son verin!
Meclis’in, teröre umut hakkı dağıtılan yer olmaktan çıkartılması gerekmektedir.
Korsan komisyonlarla,
Devlet aklı lafının arkasına gizlenmiş kurnazlıklarla,
Ucu hiçbir yere çıkmayan beyhude hamasetlerle,
milletimizi daha da biçare etmeyin.
Görmüyor musunuz?
Gerçekten anlamıyor musunuz?
Amerika ve İsrail’in planı tıkır tıkır işliyor.
Ve göstermelik bazı adımlar dışında
Siz yalnızca izliyorsunuz.
İzlemekle de kalmıyor,
Yanlışlarınızla emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyorsunuz.
Bu yoldan dönün.
Siyasi hesapları bırakın;
Türk milletinin,
Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaati neyi gerektiriyorsa,
Onun gereğini yapın.
Bu işlerin en başında uyarmış ve söylemiştim.
Türkiye, Rakka, Tabka, Haseki ve Sincar hattında bir güvenlik hattı oluşturmalı,
Irak PKK’sı ile Suriye PKK’sının güney sınırımızda birleşmesini engellemelidir demiştim.
Gördüğünüz gibi yine söylediğimize geldiler.
Yanlış yolun şaşkın yolcularını
Bir kere daha uyarıyorum.
Birinci çözüm süreci denen gaflet,
Hatırlayınız ki hendek rezaletiyle sona ermişti.
Bugün İmralı ulağı ve iktidarınızın hadsiz ortağı DEM Parti,
Aynıyla vaki olabilecek hareketlere soyunmaktadır.
Meclis’te, o katil lehine slogan atabilecek kadar şımartılmışlardır.
Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne dönük düşmanlıkları
Artık çığırından çıkmıştır.
Biz,
Bu ihanet sürecine dair yaklaşımımızı tarif ederken,
Her kim hangi kimlikle kendini nasıl tarif ediyorsa,
Bu Cumhuriyeti kuran herkesi,
Cumhuriyet fikrinde buluşmaya çağırdık.
Bu çağrıyı yaparken de,
Kazdığımız bu siperin en çok da “Kürtler için” bir savunma hattı olduğunu belirtmiştim.
Çağrımı yineliyorum ve yine belirtiyorum:
Türkiye partisi olmamakta ısrarcı olan malum ulaklar,
Kürtleri yine bir karanlık çukura davet ediyorlar.
Bu, Kürtlere yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Ben, sizi bu Cumhuriyet’ten ayrı görmek niyetiyle,
Akıl vermek, üst perdeden konuşmak gibi bir niyet içinde konuşmuyorum.
Konuşmam konuşamam!
Kimseyi de konuşturtmam!
Herkes aklını başına devşirsin!
Cumhuriyetçi devlet aklında:
•Politikanın öznesi devlettir,
•Muhatabı diğer devletlerdir,
•Güvenliğin aracı, kurumlar ve egemenliktir,
•Halklar ve topluluklar hakların konusu ama jeopolitiğin aktörü değildir.
Terör örgütleri ve terörist ise asla muhatap sayılamazlar.
Bizim fikrimiz hürriyet,
Karakterimizse istiklaldir.
Yanlış pusulaları, bize ufuk diye tayin ettiğiniz yeter!
Kimlikçilik, mezhepçilik, bölgecilik yeter!
Türk’ün mührüyle, Napolyon pozları kesenler, yeter!
Mehmetçik kanıyla padişahçılık oynayanlar, yeter!
Cumhuriyet’in kıymetini, yere çalanlar, artık yeter!
Biz her seferinde,
Türkiye’yi asıl büyük yapan şeyin
Ne olduğunu tekrar ve tekrar keşfetsinler diye bekliyoruz.
Artık yeter!
Dünyanın en değerli,
En bereketli topraklarında,
100 seneyi aşkındır barış içinde nasıl yaşadığımızın sebebini
Beyhude yerlerde arayanların
Başımıza açtığı musibetleri yaşıyoruz.
Artık yeter!
Dört bir yanımızda savaşlar olup biterken,
Yerküre, defalarca sarsılırken,
Devletler kurulup dağılırken,
Nesiller, siperlerde tükenirken,
Bu vatanı, düşman çizmesinin niye çiğneyemediğini
Kendilerinden menkul bilenler,
Artık yeter!
Millet olmak nedir?
Millet kalmak nedir?
Bir milleti korumak nedir?
Anlamayanlara artık yeter!
Bize bunu ikinci defa yaşatıyorsunuz!
Siz kimsiniz?
Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?
Artık yeter!
İhanet sürecinin ortaklarına sesleniyorum;
Teröristten medet umup,
Şereften taviz vermek sizin tercihiniz.
Ama milletimizin ve Cumhuriyetimizin şerefine leke düşüremezsiniz.
Kim tarih sahnesinde nasıl anılmak istiyorsa, onu yapabilir.
Ama bu Cumhuriyet’in değerlerine ve şerefine asla leke düşürtmeyiz.
Türkiye bir kışkırtma planıyla karşı karşıyadır.
Sinir uçlarına basılmak, tahrik edilmek istenmektedir.
Aziz milletimiz bu tuzağa düşmeyecektir.
Aklını, izanını, ferasetini ve basiretini yitirmeyecektir.
Bu vesileyle milletimize bir kere daha itidal tavsiye ediyorum.
Herkes müsterih olsun…
Bayrağa el uzatanın akıbeti bellidir ve tarih bunun örnekleri ile doludur.
Ben, bir kere daha hatırlatayım:
Bu bayrak;
Malazgirt şehitlerinin al kanlarına yansıyan hilal ve yıldızdır.
Bu bayrak;
Peygamberin müjdesi, İstanbul’un fethinde,
Ulubatlı Hasan’ın can pahasına surlara diktiği bayraktır.
Bu bayrak;
Çanakkale’de, uğruna ölüm emri verilen bayraktır.
Bu bayrak;
Sakarya’da, Türk’ün talihini ve tarihi değiştiren bayraktır.
Bu bayrak;
Kocatepe’de, ilk hedefi işaret eden bayraktır.
Bu bayrak;
İzmir’de, düşmanı denize döken bayraktır.
Bu bayrak;
Dünyaya Cumhuriyetimizi ilan eden bayraktır.
Bu bayrak;
Mazlum milletlerin bağımsızlık meşalesini yakan bayraktır.
Bu bayrak;
15 Temmuz ihanetinde,
Milletiyle birlikte devleti sokaktan toplayan bayraktır.
Bu bayrak KANDIR !..
Bu bayrak CANDIR !..
Bu bayrak, VATANDIR !..
Bu bayrak, HEPİMİZİNDİR!..
Ve herkes bilir ki;
“Bir kere kalkan Bayrak, bir daha yere inmez!..”
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
En Çok Okunan Haberler