Başkent Ankara Haberleri, MEM, Mili Ekonomi Modeli, Viyana
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, ekonomi üzerinden yüklendiği Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seçim çağrısında bulunarak "Ekonomide yaşanan ağır tahribat, tüm yetkiyi kendisinde toplayan Erdoğan’ın şahsi eseri olarak tescillenmiştir.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, ekonomi üzerinden yüklendiği Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seçim çağrısında bulunarak "Ekonomide yaşanan ağır tahribat, tüm yetkiyi kendisinde toplayan Erdoğan’ın şahsi eseri olarak tescillenmiştir. Süleyman olmak, mühür sahipliğinden ileri gelmez. Mühürse… Nemrud’un da mührü vardı. Mesele onu nasıl kullandığınızdır. Ey Erdoğan! Bugün mühür sende ya, tarihin sayfalarına nasıl geçeceğine de sen kendin karar vereceksin. Ya Süleyman olacaksın ya da tarihe yeni Nemrud diye yazılacaksın! " dedi. "Gel, nemrutlaşmadan millet iradesine teslim ol! Seçim sandığını milletin önüne koy" diyen Dervişoğlu, "Tek bir çıkışın var! Parlamenter demokratik sisteme geri dönmek, meşvereti hâkim kılmak ve milletin şaşmaz iradesine teslim olmak!" şeklinde konuştu.
Aziz milletim,
Değerli milletvekilleri,
Kıymetli dava arkadaşlarım!
106 yıl önce Türk milleti olarak,
Bir “varlık-yokluk savaşı” ile karşı karşıya kaldık.
Milyonlarca insanımız öldürülmüş,
Vatanımız harap edilmiş,
Elimizde kalanlar da gasp edilmek istenmişti.
Tarih boyunca pek çok baskıya, zorluğa ve darbeye göğüs geren milletimiz,
Eşi benzeri görülmemiş bir saldırı altındaydı.
Bütün dünya,
Ulusal bilincimizi yok etmek,
Türk milletinin özgür ruhunu zincire vurmak için birleşmişti.
Üstelik düşman yalnızca dışarıda da değildi.
İçimizdeki mankurtlar bize yalan bir tarih anlatıyor,
Kölelik yolunun taşlarını döşemeye çalışıyordu.
İşbirlikçiler,
Çarpıtılmış fikirlerini milletimize dayatırken;
Kendi rahatlarını temin etmek için
Türk’ün istiklali üzerine bahis oynamaktan çekinmiyorlardı.
Sırtlarındaki emanet postun,
Mum ışığına düşen gölgesini dahi pazarlayacak kadar alçalıyorlardı.
Onlar ki;
Korkaklardı, ahmaklardı ve her daim gaflet içindelerdi.
Ancak herkes iyi bilir ki;
Türk milletine özgürlük sınırı biçmek kolay değildir.
Vatanın havasını soluyan her yurttaş da bunun kıymetini bilir,
Türk, tehlike ve tehdit anında diz çökmez.
Ne zaman hürriyetimize kast etseler;
İsyan ettik, silaha sarıldık ve bir kez daha tarih yazdık.
Dünyanın kanını emen sömürgecileri her yerde sarstık.
Ezilen milletlere örnek olduk.
Mazlumlara umut olduk.
Ve tüm dünyaya özgürlüğün lütufla ve armağanla elde edilemeyeceğini,
Ancak iman ve mücadeleyle kazanılacağını öğrettik.
Fakat bu direnişi yalnızca silahla,
Savaşla, öfkeyle yapmadık.
Millet olarak ruhumuzu saran özgürlüğün;
Kardeşçe sevgiden,
Birlik ve beraberlikten türediğini her zaman bildik.
Biz direnişimize başlarken,
Unutulmasın ki önce Meclisimizi kurduk.
Anadolu’da yürekler,
Siperde bilekler birleşebilsin diye
Meclis’te akılları birleştirdik.
Türk milletinin varoluş mücadelesi,
Kurtuluş ve kuruluş felsefesi,
Meclis’te somutlaşmıştır.
Türk milleti gururludur,
Vakurdur, sakindir.
Vatan tehlikedeyse kenetlenmeyi;
Bunun yolunun ise istişare ve müzakereden geçtiğini bilir.
Bağımsızlığa ve refaha ulaşmak için,
Ortak aklı arar, bulur ve merkeze koyar.
Hürriyet anlayışımızın temelinde her zaman meşveret vardır.
Müdafaa-i Hukuk düşüncemiz,
Nasıl bir dava güttüğümüzün somut delili ve belgesidir.
Temsil ve meşruiyet ise,
Askerî mücadelemizin önkoşulu olmuştur.
Bugün güya bir iç cephe tasavvurunu,
Bini bir paraya boş sözcüklerle satmaya kalkışan, iktidar veya muhalefet,
Bunu çok iyi bilmeli ve anlamalıdır.
Bu akıl ve ajandayla saray dehlizlerinde kazılan şey siper değil,
Cumhuriyet’in mezarıdır.
Bunlara Cumhuriyet’in mezarını kazdırmayacağız!
Herkes bilsin ve emin olsun ki;
Kurulmak istenen tertibe ve tuzaklara düşmeyiz.
Türk milletini de düşürmeyiz!
Tüm bedelleri de göğüslemeye hazırız.
Ne pahasına olursa olsun,
Dün olduğu gibi bugün de tüm melun planlara karşı direneceğiz!
Kurtuluş ve kuruluş mücadelesi,
Hem vatan sathında
Hem vatan siyasetinde aynı anda yapılmıştır.
Milletimizi temsil amacıyla
Vatanımızın her köşesinden gelen mebuslar,
Türk milletini hürriyetinden yoksun bırakma hukuksuzluğuna karşı direnmiştir.
Türk milleti vatanın kurtuluşunu,
Ne bir duygusal dalgaya,
Ne bir öfke krizine,
Ne de tek bir kişinin kaderine bırakmamıştır.
Temsil ve müzakere, en zorlu anlarda dahi, terk edilmemiştir.
Top sesleri duyulurken bile
Meclisimiz kanunlar çıkarmaya devam etmiş,
Asayişi sağlamış,
Diplomasi ve ekonomiyi yönetmiştir.
Yani bizim Meclisimiz “devlet kurandır.”
Müdafaa-i Hukuk,
Bir ruh, fikir ve eylem bütünlüğü olarak;
CUMHURİYET’İ VAR EDEN YASALARIN YASASIDIR.
Türk devletinin kurucu değeri
Bu anlayışta saklıdır.
106 yıldır değişmeyen özümüz budur.
Türk milletinin kararlılığında en ufak bir azalma yoktur.
Mutlak bağımsızlık,
Tavizsiz bir egemenlik,
Ve bu egemenliğe halel getirecek her türlü hareketi,
Eylemi, yapıyı veya ittifakı,
Merhamet göstermeden ortadan kaldırmak da
Vazgeçilmez düsturumuzdur.
Türkiye Cumhuriyeti,
Şeklen değil, özüyle bir hukuk devletidir.
Ama bugün bu ülkede adalet sistemi de hukuk düzeni de bozulmuştur.
Adalet bir bakanlık ismiyle sınırlı kalırsa,
Gerçek bir istikrar sağlamak mümkün değildir.
Ülkede hukuk ve adaletin tesisi için harekete geçmenin zamanı gelmiştir.
İktidar olduğumuzda,
Bozulan bu düzeni, hukuk ve adaletle tamir edeceğiz.
Bu hedef doğrultusunda,
13 ve 14 Haziran’da Ankara’da bir Hukuk Çalıştayı düzenliyoruz.
Bu çalıştayın neticesinde,
Türkiye’nin hukuk devletine dönüş yolundaki manifestosunu,
Ve İYİ Parti Hukuk Vizyon Belgesi’ni kamuoyuyla paylaşacağız.
Kıymetli arkadaşlar,
Hukuk devletini hayata geçirmek
Aynı zamanda ekonominin de önünü açmaktır.
Çünkü sermaye;
Düzeni, öngörülebilirliği ve güveni arar.
İktidarın büyük bir debdebeyle sunduğu,
“Türkiye Yüzyılı Yatırım Programı” adlı o parıltılı paketi gördünüz.
Yüzyılın projesi olarak pazarlanan bu çalışma
Aslında yirmi beş yılın ağır bir faturasıdır.
Hani Cumhurbaşkanı,
İletişim ekibine “25 yılımızı anlatın” diye emir vermiş ya,
Ben anlatayım size o 25 yılın faturasını.
2026 yılı bütçesi
Devasa bir kara deliğe işaret ediyor.
Bu yıl faize ödenecek tutar 2,74 trilyon liraya ulaşıyor.
Tekrar ediyorum: 2,74 trilyon lira!
Bu rakam Cumhuriyet tarihimizin en yüksek faiz yüküdür.
Bu borcun muhatabı milletimizdir.
Bu bedeli her alışverişinde,
Her faturasında,
Aldıklarıyla ve alamadıklarıyla ödüyor.
Ekmeğimiz, aşımız
Faiz lobilerinin sofrasına meze ediliyor.
Yükü omuzlayan biz,
Vergiyi ödeyen biz,
Akdin gereğini yerine getiren biziz.
Buna rağmen
El muamelesi, köle muamelesi,
Müstemleke muamelesi gören yine biziz.
Şimdi sözde yeni programa göre,
Dev şirketlerin kurumlar vergisi yüzde 9’a düşürülüyor.
Vergi gelirleri düşünce,
Dönüp yine bizim cebimize el uzatacaklar.
KDV’ye, ÖTV’ye, cezalara ve harçlara sarılacaklar.
Yani, alın terimizden,
Emeğimizden, ekmeğimizden koparacaklar.
Maliye Bakanlığı’nın ve vergi dairelerinin girişinde
“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” yazıyor da,
Bu galiba sadece bütün yükü sırtlayan vatandaş için geçerli.
Vergi indirimleriyle, istisnalarla, muafiyetlerle
İktidarın tanıdıkları, yandaşları bu kutsallıktan mahrum bırakılıyor.
Bu ülkeyi yönetenlere söylüyorum:
Yaptığınız bu haksızlığın, hukuksuzluğun, vatandaşa reva gördüğünüz bu zulmün bedelini,
Ne öbür dünyada ne de bu dünyada asla veremezsiniz.
Bugün sistemde 700’ün üzerinde muafiyet ya da istisna vardır.
Şimdi yabancıya ve kara paraya da 20 yıl vergisiz kazanç müjdeliyorlar.
25 yıldır istihdam yaratan bir tane büyük sanayici getiremediler.
Katma değer üreten bir şirket buraya uğramadı.
Bilakis her gün potansiyeli olan bir Türk sermayesini,
Mühendisini, girişimcisini kaybediyoruz.
Programlarına ne isim verirlerse versinler,
Esas aldıkları model, kasıtlı yoksullaştırma modelidir.
Onlarca KOBİ ve esnaf batarken,
Yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile
Geçtiğimiz günlerde,
İktidarla anılan ünlü bir iş adamının Seydişehir’deki arazisini
“Özel endüstri bölgesi” ilan ettiler.
Ben ne diyeyim size?
Ne söyleyeyim?
Allah’tan korkmazsınız, kuldan utanmazsınız,
Ar etmez, kanun tanımazsınız.
Allah aşkına, ben ne diyeyim size?
Hukuku yok sayan bir ülkeye,
Vergi sıfır olsa dahi gerçek yatırımcı gelmez.
Koydukları program isimleri maşallah parıl parıl parlıyor.
Ancak hakikatin rakamları kan ağlıyor.
Bu hâl, milletin emeğini, vergisini, hakkını
İmtiyazlılara devreden bir egemenlik gaspıdır.
Son günlerde dikkatimizi çeken bir başka husus,
Bizzat iktidar medyasının
Mehmet Şimşek’i hedef tahtasına koymasıdır.
Bu nedir biliyor musunuz?
Bu, ekonomik felaketin asıl sorumlusunu gizlemek gayretidir.
Vitrindeki isim zaten bellidir.
Kendisinin, Londra’da fon yöneticisi olması dışında bir önemi de yoktur.
Milletin altında ezildiği hayat pahalılığının gerçek sorumlusu bellidir.
O da Beştepe’de ikamet etmektedir.
Türkiye’yi bu noktaya getiren ekonomi politikası,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayı ve isteğiyle hayata geçirilmektedir.
Kabinedeki isimler değişse de,
İktisat politikasına yön veren, Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bilimsel temelden yoksun bu ekonomik deneylerin ağır faturası,
Milyonlarca hanenin mutfağından ve rızkından tahsil edilmektedir.
Sorumluluğu bürokratik kadrolara
Veya vitrindeki isimlere yükleme gayreti
Hakikatin üzerini örtemez.
Ekonomide yaşanan ağır tahribat,
Tüm yetkiyi kendisinde toplayan Erdoğan’ın
Şahsi eseri olarak tescillenmiştir.
Süleyman olmak,
Mühür sahipliğinden ileri gelmez.
Mühürse… Nemrud’un da mührü vardı.
Mesele onu nasıl kullandığınızdır.
Ey Erdoğan! Bugün mühür sende ya,
Tarihin sayfalarına nasıl geçeceğine de,
Sen kendin karar vereceksin.
Ya Süleyman olacaksın ya da tarihe yeni Nemrud diye yazılacaksın!
Bak, dostane bir uyarı daha yapayım,
Bu kararı vermek için vaktin de yok!
Gel, Nemrutlaşmadan
Millet iradesine teslim ol!
Seçim sandığını milletin önüne koy!
Bil ki,
Çare, BlackRock CEO’ları değil!
Çare, dostun Trump da değil!
Sana çare diye sunulan
İhanet reçeteleri seni kurtarmaz!
Tek bir çıkışın var!
Parlamenter demokratik sisteme geri dönmek,
Meşvereti hâkim kılmak ve
Milletin şaşmaz iradesine teslim olmak!
Millete kulak vermek
Emeğe kulak vermekle başlar.
Bugün emek dünyası,
İktidarın kendisini anlamasını,
1 Mayıs’ta süslü laflar söylemesini beklemiyor.
Hakkını alamayan işçilere emekçilere kulak vermesini bekliyor.
Hemen yanı başımızda,
Kurtuluş Parkı’nda bir eylem vardı.
Hakkını alamayan maden işçileri günlerce feryat etti, gaz yedi, cop yedi.
“Hakkını alamayan derken”, aslında yutkunmak gerekiyor.
Çünkü bu insanlar zam istemiyordu,
Daha iyi çalışma şartları için bile yürümüyordu.
Hepsini sineye çekmişlerdi.
Aylardır alamadıkları maaşlarını istiyorlardı.
Bakın “aylardır” diyorum.
Bir ücretli çalışan,
1 ay maaş alamasa neler olacağını düşünün.
Kirası,
faturaları,
mutfağı,
çocukları,
kart asgarisi…
Burada 5 ay,
6 aydan bahsediyoruz.
Şimdi asıl mesele ne biliyor musunuz;
1 yıldır, yargı çözememiş.
Çalışma Bakanlığı oralı olmamış.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kulağının üzerine yatmış.
SGK devreye girip, bu haksızlığın cezasını kesmemiş.
Yani emek hırsızlığını devletin hiçbir birimi görmemiş.
Kendilerinden bir şirketin vergi borcunu dakikada silebilen bu akıl,
işçilerin ve ailelerin çaresizliğine duyarsız kalmış.
En sonunda sağ olsun, mevzuyla hiç alakası olmayan
İçişleri Bakanı patronu aramış, söz alınmış, eylem sona erdi.
Anadolu’da bir laf vardır, derler ki;
Ört ki ölem!!!
Asıl mesele bu.
Devlet öncelikle emeğin arkasındaki güç olmalıdır
Ama hiç oralı olmamış.
İşte bu yüzden,
emekçinin alın terini,
madencinin hakkını,
esnafın kepengini,
emeklinin sofrasını,
gençlerin hayalini,
çocuklarımızın geleceğini yutan bu bataklığı kurutacağız.
Bu yumruğu neden kaldırıyoruz biliyor musunuz?
Milletin 1’ini 5 yapmak için;
Önce 5’imizi böyle 1 yapacağız.
Yumruğumuzu meselelerin üzerine vuracağız ve bu asil milleti kurtarma yolculuğu başlatacağız.
Bu yüzden bu yumruğu kaldırıyorum.
Bu yumruğa sahip çıkmanızı istiyorum.
Uzun zamandır AK Parti iktidarı sayesinde
“Çalışan yoksulluğu” diye adlandırılan bir kavram hayatımıza girmiştir.
Çalışanın maaşı daha cebine girmeden yok olup gitmektedir.
Tasarruf yoktur, tatil yoktur, ev, araba almak yoktur.
Emekçi sefaletle boğuşmakta, onurunu korumaya çalışmaktadır.
Aslında yaşamıyoruz, sadece nefes alıyoruz.
Çalışarak yaşamak,
Yerini “borçlanarak” yaşamaya bırakmıştır.
Geldiğimiz noktada çalışan kazanamıyor,
Emekli geçinemiyor,
Gençlerimiz hayal kuramıyor.
Ama bir avuç ayrıcalıklı kesim büyümeye,
Günü gün etmeye devam ediyor.
Tek adam ve tek adamcıların hakimiyetiyle geçen bu ucube sistemde
Milletimizin ömründen çalınan 25 yılın bizi getirdiği yer budur.
Bir kuryenin, garsonun,
Çağrı merkezi çalışanın veya mevsimlik işçinin
Tüm emekçilerin yaşadığı adaletsizliğin sebebi budur.
Bakın, bu bir bataklıktır!
Gülistan Doku gibi nice evladımızın ve ailelerinin hayatlarını karartan da budur.
Devletin valisinin
İşlenen bir cinayeti,
Devletin gücünü kullanarak gizlemesi
Ancak böyle bir döneme nasip olabilirdi.
Tahsisli aracıyla altın kaçakçılığı yapılması,
Korgeneral rütbesiyle insan ticareti yapılması,
Makamında oturduğu bakanlığa,
Fahiş fiyatla mal satması,
Savcının beylik tabancasıyla
Adliyede hâkim vurması,
İşte hepsi bu döneme mahsus işlerdir.
Bu öyle bir bataklıktır ki,
Emeklerimizi,
Birikimlerimizi,
Yıllarımızı,
Ömürlerimizi,
Dağlarımızı,
Madenlerimizi,
Akarsularımızı,
Ormanlarımızı,
Umutlarımızı,
Geleceğimizi
Ve evlatlarımızı yutuyor.
İşte kardeşlerim,
O bataklık…
O karanlık ve çamur dolu bataklık,
Kurutulmadan,
Bize gün yüzü yoktur!
Bize uyku yoktur!
Bize rahatlık yoktur!
Bu iktidardan,
Yarattığı sistemden
Ve hepimizi sapladığı bataklıktan kurtulamazsak
Gideceğimiz yer,
Daha fazla yoksulluk,
Daha fazla umutsuzluk,
Daha fazla kayırmacılık,
Daha fazla adaletsizliktir.
Emekçinin dağa dönmüş dertleri,
Ancak ve ancak
Bu dertlerle hemhal olan bir iktidar ile çözülebilir.
Bu iktidar da İYİ Parti iktidarıdır.
İYİ Parti’nin
Uzman ve cesur kadroları,
Bu sorunların üstesinden gelecek cesarete de ferasete de sahiptir.
Milletin kürsüsünden
İktidara, özellikle işçiler ve emekçiler adına, bir kez daha sesleniyorum:
Bu düzenin böyle devam etmesi mümkün değildir.
Yılda birkaç kez bir araya geldiğiniz
Ve dostlar alışverişte görsünden öteye gitmeyen
Asgari ücret görüşmelerini
İşçi temsilcilerinin olmadığı bir toplantıyla yapmıştınız.
Başta sendikalar olmak üzere,
Tüm paydaşları bir masa etrafında toplayın.
Asgari ücretin enflasyonun makul seviyelere indiği ana kadar
Yılda iki kez güncellenmesini,
Yandaş teşviklerinin değil,
Bölgesel istihdam teşviklerinin, yeni şartlara göre, düzenlenmesini önceleyin.
Ücretlerde vergi dilimi düzenlemesi,
Kayıt dışı ve güvencesiz istihdamla mücadele gibi başlıklarda
Emeğin geleceğini planlayın.
Biz İYİ Parti olarak,
Emekçinin refahını arttıracak her türlü girişime destek vermeye hazırız.
Projelerimizle hazırız,
Ehil kadrolarımızla hazırız!
1 Mayıs günü Edirne meydanında işçilerimizle birlikte olacağız.
Konuşmamın başında ifade ettiklerime geri dönüyorum:
23 Nisan’ı yalnızca geçmişin zaferi olarak değil,
Geleceğin sorumluluğu olarak da okumak zorundayız.
Çünkü milli egemenlik,
Sadece Meclis’in açılması değildir.
O Meclis’in emanet edildiği çocukların,
Tok,
Güvende,
Onurlu
Ve umutlu yaşamasını sağlamaktır.
Okullarımızda, evlerimizde
ve sokaklarımızda sessiz bir yıkım yaşanmaktadır.
Bu, evlatlarımızın geleceğini sarsan bir çöküştür.
Önce Şanlıurfa,
Ardından Kahramanmaraş.
Okul koridorlarında patlayan silahlar
10 canımızı hayattan koparmıştır.
Yaşanan acı olaylar karşısında Millî Eğitim Bakanlığı,
Okulları adeta birer kaleye dönüştürmeye çalışmaktadır.
Betonu toprağa,
Rantı ise insana tercih etmenin bedeli,
Çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği üzerinden ödenmektedir.
Ekonomik buhran evvela mideleri boş bırakmakta,
Ardından çocukluk masumiyetini çalmaktadır.
Maddi imkânsızlık yüzünden sosyalleşemeyen,
Spora gidemeyen
Veya bir kursa yazılamayan yavrularımız,
Dört duvar arasına mahkûm edilmektedir.
Sokaktan ve akran etkileşiminden kopan zihinleri ekranlar gasp etmektedir.
Sanal dünya,
Derin yoksulluğun en ucuz uyuşturucusuna dönüşmüştür.
Mideler boşken,
Zihinler ekranların karanlık dehlizlerinde kaybolurken,
Okullardaki o demir kapılar kimseyi korumaya yetmeyecektir.
Küresel krizleri,
Kapanan ticaret yollarını,
Merkez Bankası rezervlerini
Ve kurdaki tahribatı her gün konuşuyoruz.
Oysa en büyük stratejik rezervimiz olan evlatlarımızı
Hızla tükettiğimizi görmezden geliyoruz.
Eğer bir millet,
En kıymetli varlığı olan evlatlarını besleyemiyor
Ve onları okulda dahi koruyamıyorsa,
Söz hükmünü yitirir.
Milletin geleceği,
O zayıf bırakılan omuzlardadır.
Biz o omuzlara bu ağır yoksulluğu,
Güvenlik kaygısını
Ve derin adaletsizliği yüklemeyi reddediyoruz.
Günü kurtaran,
Sadece vitrini süsleyen yönetim anlayışına karşı çıkıyoruz.
Her çocuğun tok uyuduğu,
Okulda karnının doyduğu
Ve can güvenliğinden emin olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek
İYİ Parti’nin tarihi sorumluluğudur.
Aziz milletim,
Çocuklarımızın beslenme çantasından,
Okul koridorlarındaki güvenliğine kadar uzanan bu mesele,
Bizi devletin en temel vazifelerine getiriyor.
Eğitim ve sağlık.
Biri çocuğun zihnini,
Diğeri vatandaşın canını korur.
Biri geleceği,
Diğeri hayatı ayakta tutar.
Bunlar İYİ Parti olarak hep söylediğimiz,
Vurguladığımız hakikatin iki sacayağıdır.
Milli eğitim
Ve milli sağlık sistemi…
Bunlar olmadığında,
Emekçi köleye döner;
Orta sınıf ise hayatta kalmak için sürünür.
Vatandaşlık,
Yalnızca nüfus cüzdanı taşımak değildir.
Vatandaşlık,
Çocuğunu okula güvenle gönderebilmek,
Hastalandığında devlete yaslanabilmek,
Muhtaç olduğunda kapı kapı dolaşmadan hizmet alabilmektir.
Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki
Sağlıkta da sorun bina değil,
Sistem sorunudur.
Bu sistem,
Vatandaşı hasta yatağında,
Hekimi görev başında,
Milleti de çaresizlik karşısında yalnız bırakmaktadır.
Hekim de vatandaş da mutsuzdur.
Bu mesele yalnızca MR sırası,
Tomografi günü,
Muayene randevusu meselesi değildir.
Bu mesele
Devletin vatandaşına
“Sen benim insanımsın” diyebilme kudretidir.
Devasa hastaneler yaptınız…
Ama vatandaş hâlâ randevu bulamıyor.
Aylarca tetkik sırası bekliyor.
Hele ki kanser şüphesiyle zamanla yarışanlar bile bekletiliyorsa
Burada başarıdan söz edilemez.
Bir kanser hastasına 3 ay sonrasına gün veriyorlar.
Acaba ömrü yetecek mi, o günleri görecek mi?
Sağlık çalışanlarımız tükenmiş durumda.
Doktorlarımız,
Hemşirelerimiz bu milletin evlatlarıdır.
Onları değersizleştiren,
Yoran,
Yurt dışına gitmeye mecbur bırakan bir düzen kabul edilemez.
Vatandaş çareyi özel hastanelerde,
Borçla arıyorsa,
Bu sistem adil değildir.
Bu sosyal devlet ilkesinin zedelendiğinin açık göstergesidir.
Çünkü devlet,
Vatandaşını hasta yatağında piyasanın insafına terk ederse,
Orada yalnızca sağlık sistemi değil
Vatandaşlık bağı da çöker.
Siz bütün bu sorunları gidermek yerine
Üstüne bir de Ankara’da,
Eskişehir’de,
Elazığ’da,
Samsun’da,
Memleketin dört bir tarafında,
50 yıllık 100 yıllık hastaneleri satmaya çalışıyorsunuz.
Bizim anlayışımız nettir:
Sağlıkta da milli egemenliği tesis etmektir.
Vatandaşın yaşam hakkını piyasaya,
Aracı şirketlere,
Randevu kuyruklarına ve
Çaresizliğe teslim etmemektir.
Biz iktidara geldiğimizde,
Sağlık sistemini ranttan arındıracağız.
Planlama ile güçlendireceğiz.
Vatandaşın randevu çilesine son vereceğiz.
Sağlık çalışanlarımızın hakkını teslim edeceğiz.
Şiddeti bitirecek,
Emeğin karşılığını vereceğiz.
Vatandaşı cebinden ödeme yapmaya mahkûm eden bu düzeni değiştireceğiz.
Koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendirecek,
İnsanımızı hastalanmadan koruyan bir sistemi inşa edeceğiz.
Biz diyoruz ki:
Devlet,
Vatandaşını yaşatmak için vardır.
Sağlık,
Bir ayrıcalık değil,
Türk milletinin her ferdinin hakkıdır.
Ve biz,
Bu hakkı eksiksiz teslim etmeye geliyoruz.
Sağlık alanındaki krizler biz geldiğimizde bir bir aşılacak!
Aziz Milletim,
İçeride vatandaşlık bağını aşındırırsanız,
Kurumları şahsileştirirseniz,
Cumhuriyet aklını zayıflatırsanız,
Dışarıdan gelen her telkin,
Kendine alan bulur.
İçeride devleti imtiyazlı ailelere,
Tek adam ve maiyetine teslim edenler,
Dışarıda da utanmadan,
Milletlere monarşi reklamı yapanları cesaretlendirir.
Geçtiğimiz hafta
ABD Büyükelçisi Tom Barrack,
Yine talihsiz açıklamalarda bulundu.
Kendisi züccaciye dükkânına tayin edilmiş,
Arsız bir fil olarak görev yapmaktadır.
Yine had sınırlarını umursamayarak,
Patronunun niyetlerini faş etmiştir.
Ortadoğu’da demokrasinin çalışmadığını
Ve şefkatli monarşilere ihtiyaç olduğunu söylemiştir.
Her kötülüğü böyle tatlı tatlı anlatabiliyorlar.
Bizden başka kim varsa da bunları dinliyor.
Arkasında hangi ihanet projesinin gizli olduğuna dair
Devleti temsil eden herhangi bir yetkiliden bugüne kadar yapılan bir açıklama da yok.
Adam Ankara’nın göbeğinde, gittiği her yerde monarşiden bahsediyor,
Devleti yönetenler de demokrasiyi kökleştireceklerine dair söylemler üretiyor.
Adam burnunuzun dibinde monarşi diyor, ne zaman anlayacaksınız?
Tıpkı bizimkiler gibi
Şefkatli monarşi, yersen.
Terörsüz Türkiye, yersen.
Türkiye Yüzyılı, yersen.
Öncelikle bu sefile… Pardon bu sefire şunu hatırlatmak isterim:
Ortadoğu’da çalışmayan demokrasi değil,
2003 senesindeki ABD işgali sonrası kurulan
Ucube siyasal yapı olmuştur.
ABD yönetimi,
Saddam rejimini yıkmakla kalmamış,
Bütün Irak bürokrasisini de suçlu ilan ederek
Irak devletinin çökmesine zemin hazırlamıştır.
Böylece,
Ülke iç savaşa sürüklenmiş
Ve IŞİD gibi örgütlere alan açılmıştır.
Yani ortada,
Demokrasinin başarısızlığı değil
Bir grup düşük zekâlı veya kötü niyetli Amerikalı siyasetçinin
Mahvettiği bir ülke vardır.
Bu yıkımın sorumlusu, demokrasi değildir.
Bizzat demokrasi yoksunluğudur.
Barrack’ın övdüğü şeyin
Müşfik monarşiler mi,
Yoksa komprador şirketler mi olduğu ise tartışmaya açıktır.
Son İran savaşı da göstermiştir ki,
Bir ülke, alışveriş merkezlerinden,
Lüks otellerden ya da konut projelerinden ibaret değildir.
Ülkeleri ayakta tutan,
Ulusal bilince sahip yurttaşlarıdır.
Günümüzde Körfez monarşileri,
Bir ailenin özel mülkünü andıran,
Holding mantığıyla yönetilen siyasi yapılardır.
Kapsamlı ve kalıcı bir Ortadoğu barışı için
Bu devletleri model olarak göstermek,
Neresinden bakarsanız bakın
Uluslararası siyaseti
Ve Ortadoğu sosyolojisini bilmemek demektir.
İster Körfez monarşileri olsun,
İster ismi cumhuriyet olan ama hanedana dönmüş rejimler olsun,
Bunların hiçbiri Ortadoğu’ya istikrar getirmemiştir
Ve getirmeyecektir.
Zaten Tom Barrack’ın ve akıl danelerinin istediği de istikrarsızlıktır.
Tavsiye ettikleri şey istikrar değil,
İtaat düzenidir.
Önerdikleri şey barış değil,
Hanedan aklıdır.
Oysa çözüm,
Cumhuriyet düşüncesinden başka bir şey değildir.
Nasıl ki,
1920 senesinde
Kurtuluş Savaşı’nı vermek için bir Meclis kurduysak,
Ardından Cumhuriyeti kurup
Cuntacılığı ve komitacılığı ortadan kaldırarak
Gayrişahsi bir devlet inşa ettiysek,
Aynı yol Ortadoğu için de mümkündür.
Hatta şarttır!
Elimizde Cumhuriyetin bu büyüleyici mirası varken,
Barrack’ın açıklamalarının canımızı sıkan bir diğer tarafı ise,
Şefkatli monarşi denerek övülen rejimlerin
Türkiye için de bir modele dönüşme olasılığıdır.
Zira içinde yaşadığımız dönem,
Bu tip bir hanedan projesine hevesli olanları teker teker ortaya çıkarmıştır.
Bir yanda,
Cumhurbaşkanı ve yardımcılarını
Etnik ve mezhepsel kimliklerine göre belirleme hayalleri kuranlar vardır.
Diğer yanda,
Erdoğan’ın eline mühür verip
Ferman bekleyenler vardır.
Bunların da ötesinde fiili olarak,
Artık iyice aile devletine dönüşen bir yapı ülkemizde kök salmaktadır.
Tıpkı Körfez ülkelerinde olduğu gibi,
Varlık Fonu Türkiye’de de ekonomiyi domine etmektedir.
Bu fona bağlı dev kamu şirketlerini yönetmek ise
Sadece bir ailenin mensuplarına nasip olmaktadır.
Geçmişte parti devleti derdik.
Üzülerek söylüyorum ki,
Parti devletinden bile daha geriye gittiğimiz,
Artık sadece belirli ailelerin
Kurumları yönetme imtiyazına sahip olduğu bir dönem yaşıyoruz.
Bütün bu aktörler bir araya gelince,
Mesela çözüm sürecinde,
Tom Barrack haliyle çok mutlu oluyordur.
Merhametli bir monarşi kuruluyor diye seviniyordur.
ABD bilsin ki
Gittikleri yol yanlıştır.
Radikal ve popülist bir lideri İsrail’de desteklemeleri yanlıştır.
Türkiye’de Cumhuriyetin kazanımlarını
Bir monarşi idaresi için feda edilebilir görmeleri yanlıştır.
Kırılgan Körfez monarşilerine
Ortadoğu barışını emanet etmeleri yanlıştır.
Bugün, Ortadoğu için geliştirilen
Ekonomi temelli,
Her türlü kuşak, yol, enerji projeleri
Keyfi tek adam rejimleriyle değil,
İç hukuku oturmuş,
Parlamentosu güçlü,
Dış politikada ölçülü ve tutarlı davranan ülkelerle gerçekleşebilir.
Zira,
Krizlerden ve fırtınalardan geriye sadece bu tip devletler kalabilir.
Aziz milletim!
Bugün milli egemenlik ve ulus devletler,
Her yerde badireler yaşamaktadır.
Müzakere ve istişare kurumları zayıflatılmış,
Saray koridorlarının vesvese ve entrikaları,
Milletin kaderini belirler hale gelmiştir.
Hukukun yerini keyfi yönetim almıştır.
Tek adam ve maiyeti memleketin kaderini tayin etmektedir.
Egemenlik,
Bir grup çapulcunun,
Uğursuzun elinde çiğnenmektedir.
Bugün atanmış monarşi sevdalılarına verilen görev,
Yalanlar ve masallar anlatarak egemenliğimizin pazarlanmasıdır.
Tek adam yönetimi,
Devlet egemenliğinin tek bir kişiye ve onun maiyetine bırakılması,
Tüm milletlerin en büyük milli güvenlik sorunudur.
Bizim için de milletimizin hürriyetçi özünün yıpratılması,
Meclisimizin itibar kaybetmesi en büyük güvenlik sorunudur.
Unutulmasın!
Sevr’i imzalayarak,
Vatana tecavüzü kabul eden hainler de Saltanat Şurası’nın üyeleridir.
Türk egemenliğine kast eden işgalciler,
Milletle ve onun temsilcisi meclisle müzakere edemeyeceklerini biliyorlardı.
Bu yüzden tek adamı tercih ettiler.
Bugün yeni işgalci zihinler,
Bizlere yalan bir geçmiş dayatmakta,
Ruh kökümüze yabancı bir fikri aşılamaya çalışmaktadır.
İşte mağlup edeceğimiz şey budur.
106 yıl önce,
Bu millet egemenliği saraydan aldı, Meclis’e verdi.
Teslimiyetten aldı, hürriyete verdi.
Korkudan aldı, mücadeleye verdi.
Bugün o egemenliği yeniden saraylara,
Ailelere,
Yabancı akıllara,
Masa altı pazarlıklara,
Atanmış monarşi sevdalılarına
Ve tek adamın maiyetine teslim etmeyeceğiz.
Milletin emanetine sonuna kadar sahip çıkacağız.
Biz,
106 yıl önce reddettiğimiz teslimiyeti,
Bugün yeni adlarla kabul etmeyeceğiz.
1920’de manda ve himayeyi reddeden irade neyse,
Bugün saray vesayetini,
Aile devletini,
Yabancı aklı ve monarşi hevesini reddeden irade de odur.
106 yıl sonra yeniden imtihan ediliyor olmamızdan mahcubuz.
Ancak her daim, bu görev bilincinde olmaktan dolayı da gururluyuz.
Yolu yok,
Bu kuşatmayı yaracak,
Bu ablukayı dağıtacağız!
Bizim fıtratımızda teslimiyet yok,
Muhakkak başaracağız!
Bu inanç ve düşünceyle konuşmama son verirken,
Hepinize teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sağolun, varolun, Allah’a emanet olun.
En Çok Okunan Haberler