Ankara
Hava Durumu

#Türkiye

ortamhaber.com - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

-PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir Haber

-PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir

-PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir -Biz bölgemizde emperyalizmin yerleşmesini istemiyoruz -ABD bölgeye artık vekil güçlerle değil vekil devletlerle yerleşiyor Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV’de Gündem Özel programına konuk olan Hüseyin Baş Suriye’deki son durum ve Nusaybin’de Türk bayrağına yapılan saldırı üzerine açıklamalarda bulundu. Hüseyin Baş şunları söyledi; “Mardin'deki bayrak olayı terörsüz Türkiye'nin sonucu değil. Bu ülkede bayrak tartışmaya açıldı, millet tartışmaya açıldı, Türklük tartışmaya açıldı. Bu ülkenin her şeyi tartışmaya açıldı. Bu ülkede iktidarı eleştirmek suç sayıldı ama milletin öz değerlerini eleştirmek hiçbir zaman suç olmadı hatta bir ifade özgürlüğü olarak değerlendirildi. İfade özgürlüğünün sınırları çok geniş olmalı ancak tarihiyle bu kadar kavga eden bir milletin ortaya çıkmasına sebep olmak da biraz sorumluluk gerektiren bir durum. Bu ülkede Atatürk tartışmaya açıldı, cumhuriyet tartışmaya açıldı hala iktidarı destekleyenlerin bir bölümü cumhuriyetle kavga eder halde, Atatürk'le kavga eder halde. İktidar temsilcilerinin büyük bir bölümü de bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymuyorlar hatta bir bölümü iktidarını cumhuriyet karşıtlığına, Atatürk karşıtlığına borçlu olduğunu zannediyor ve düşünüyor. “O eller kırılır normalde” Bu ülkede Lozan tartışmaya açıldı ki Lozan bu ülkenin kırmızıçizgilerinin belirlendiği anlaşmaydı. Lozan bu ülkenin tapusuydu ama tartışmaya açıldı. Dolayısıyla her şeyin bu kadar tartışıldığı bir çeyrek asrın sonunda Türk bayrağına da bu tip girişimler ortaya çıkmış oldu. Bunlar bu kadar tartışıldıktan sonra birileri şımarıklık ortaya koydu, haddini aştı. O eller kırılır normalde. Bu böyledir. Bunun izah edilecek bir tarafı da yoktur, görmezden gelinecek de bir tarafı yoktur. “PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir” Kürtlerin temsilcisi kim? Kürtlerin bir temsilciye ihtiyacı hiçbir zaman olmadı. Kürtlerin bir temsilciye ihtiyacı varmış gibi bir siyasi ortam oluşturuldu. Hem PKK, hem DEM her zaman marksist bir çizgide olmuştur, bölücü bir çizgide olmuştur, Türkiye Cumhuriyeti ile Türklükle kavga eder bir çizgide olmuştur. Hatta o partilerden bir tanesinin parti tüzüğünde Kıbrıs’taki Türk askeri için ‘işgalci’ deniyor. Bunlar Türkiye'nin sahip olduğu hinterlandı hiçbir zaman kabul etmeyen, etmek istemeyen bir çizgide olmuşlardır. Bizim Güneydoğu halkımıza baktığınız zaman da son derece muhafazakar, değerlerine düşkün, değerlerine aşık bir toplum olduğunu biliriz, görürüz, yaşarız. Bugün Kürtleri temsil ettiğini iddia eden siyasi çizginin bu tip öz değerlerle buluştuğu hangi nokta var? Bunlar muhafazakarlık noktasında marksist bir çizgidedir, dini kabul etmez bir tavırdadırlar ama hep kullandıkları bizim Güneydoğu'daki başörtülü teyzelerimizdir, baktığınız zaman hiç alakaları yoktur. Onların, yaşam tarzları inançları, ideolojileri, zevk aldıkları şeyler, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler Kürt vatandaşlarımızdan farklı. Suriye’de SDG Kürtlerin temsilcisi değildir. SDG bir terörist yapıdır, YPG bir terörist yapıdır. Aynı şekilde PKK da Kürtlerin temsilcisi değildir ve bir terörist yapılanmadır. Dolayısıyla YPG'yi ayrı tutalım, PKK'yı ayrı tutalım hülyalarına da girmeye gerek yok. “Biz bölgemizde emperyalizmin yerleşmesini istemiyoruz” Şimdi Suriye'de YPG geri çekildi. Bu bence de Türkiye adına da bir başarıdır, Suriye'nin yeni hükümeti adına da bir başarıdır. Sonuçta terörden arındırılmış bir bölge oluşuyor. Bunlarda problem yok. Bağımsız Türkiye Partisi'nin siyasi çizgi olarak bugüne kadar durduğu nokta her zaman şudur; Biz bölgemizde emperyalizmin yerleşmesini istemiyoruz. Biz bölgemizde birilerinin bizi at edip binmesini, eşek edip sürmesini istemiyoruz! İşin Türkçesi bu. Biz bağımsız karar verebilen, hür düşünebilen bir yapıda olmak istiyoruz. “Vekil güçler yerine vekil devletler” Amerika bölgeye vekil güçler vesilesiyle değil vekil devletler vesilesiyle yerleşiyor. Bugün Suriye dediğimiz aslında Amerika için bir uydu devlet haline getirildi. Suriye'de Amerika'nın istediği bir ortam oluştu. Tom Barrack da, ‘YPG artık varlık maksadını doldurdu’ diyor. Suriye'de yönetim değiştikten sonra YPG'nin misyonu da tamamlanmış oluyor. Yönetim değişti. Peki nasıl bir yönetim? Amerika'nın tam istediği gibi bir yönetim, İsrail'in arkasını rahat hissedeceği bir yönetim. Dolayısıyla bizim karşı olduğumuz şey bölgemizde yerleşik bir emperyalizmdi. Biz hala buna karşıyız. Bu noktada biz kazanmadık.”

BTP lideri Hüseyin Baş’tan ‘Bütünleşik Muhalefet’ çağrısı Haber

BTP lideri Hüseyin Baş’tan ‘Bütünleşik Muhalefet’ çağrısı

BTP lideri Hüseyin Baş’tan ‘Bütünleşik Muhalefet’ çağrısı Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 yılına ilişkin beklentilerini anlattı. Muhalefete seslenen Hüseyin Baş, “Cumhuriyetin değerlerinin ve kurucu unsurların yeniden devreye alınabildiği, yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsız şekilde işleyebildiği bir parlamenter sistemin geri getirilebildiği bir Türkiye için; hukuk ve adaletin tesisi adına amasız, fakatsız, bütünleşik bir muhalefet şarttır. Aksi hâlde yarın yine bu tablo ortaya çıkarsa, muhalefet dedikleriniz iktidarın koltuk değneğidir.” dedi. Meltem TV’de yayınlanan “2026’ya Bakış” programına konuk olan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. BTP liderinin açıklamalarından satır başları şöyle; “2025 yılında 5 milyon soruşturma açılmış” “2026 yılının ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bugün okuduğum bir haberde, yanlış hatırlamıyorsam 2025 yılında 5 milyon soruşturma açılmış. Herhâlde son 20 yılda ilk kez bu kadar sık ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir’ ifadesini duyduk. Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu anda hukuk devleti ise 5 yıl önce ne devletiydi, 10 yıl önce neydi? Çünkü o gün işleyen hukukla bugün işleyen hukuk arasında dağlar kadar fark var.” “Hukukla ilgili ilk sinyaller bendeniz üzerinden verildi” “Gerçekten zor bir yıl geçirdik. 2025’e girdiğimizde hukukla ilgili ilk sinyalleri bendeniz Hüseyin Baş üzerinden almış olduk. 2024 Aralık ayı sonunda hakkımda soruşturma açıldı; ardından adli kontrol, yurt dışı yasağı getirildi. Akabinde Türkiye’de büyük dosyaların açıldığı ilginç bir yıl yaşandı. Sayın Ümit Özdağ’ın tutuklanması, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptali, ardından tutuklanması süreci, Sayın Fatih Altaylı’nın tutuklanması, gazetecilerin tutuklanması ve adli kontrollere maruz bırakılması… Oldukça dikkat çekici bir yıl oldu. Dolayısıyla 2026 yılının huzur, barış ve kardeşlik içerisinde geçmesini temenni ediyorum.” “Uyuşturucu ve kara para operasyonları gri listeden çıkmak için yapılıyor” “Türkiye’de son dönemde uyuşturucu ve kara para operasyonları yapılıyor ancak bana göre bu operasyonların asıl sebebi uyuşturucu ya da kara para değil. Türkiye’ye yatırım gelmesi gerekiyor. Gri liste süreci son iki yılda hepimizin malumu. Avrupa’dan yatırım almak ciddi anlamda zorlaştı. Hukuk ortada. Arap sermayesinin yatırımları da zayıfladı. Avrupa’dan sıcak para gelmesi isteniyor. Bu operasyonlarla ‘Türkiye temizleniyor, kimseye göz açtırılmıyor, hukuksuzluğa izin verilmiyor’ mesajı veriliyor. Benim kanaatim budur.” “Bence APO mevcut koşullarda fazlasıyla özgür” “Teröristbaşı Öcalan’a özgürlük mitingi yapılıyor. Bence APO mevcut koşullarda fazlasıyla özgür. Öncelikle bu kişinin bir terörist olduğunu, masum insanları katlettiğini kabul etmemiz gerekir. Hangi etnik kökenden gelirsek gelelim, hangi ideolojiye sahip olursak olalım bu bir insanlık meselesidir. Bunu başka bir noktaya taşımaya çalışmak insani değildir.” “Güneydoğu’daki yurttaşlarımızın önderi gibi lanse ediliyor” “PKK silah bırakacak deniliyor, peki FETÖ ne olacak, IŞİD ne olacak, DHKP-C ne olacak? Türkiye’de tek terör yapılanması PKK değildi. Sürece bilerek ‘Terörsüz Türkiye’ adı veriliyor. Kim terörsüz Türkiye’ye karşı olabilir? Ancak gelinen noktada Güneydoğu’daki yurttaşlarımızın önderi sanki İmralı’daki caniymiş gibi bir algı oluşturuluyor.” “Bebek katili kimin bebeğini katletti?” “O caninin açıklamaları meydanlarda yayınlandı. Kime izletiliyor bunlar? O meydanlarda bulunan insanlar terörist mi? Hayır. Kürt vatandaşlarımız APO’nun arkasından gitmedi, gitmiyor. PKK’nın katlettiği bebekler Kürt vatandaşlarımızın bebekleriydi. Bu mücadeleyi asıl veren Güneydoğu’daki yurttaşlarımızdı. Buna rağmen herkes sanki onun sözünü dinliyormuş gibi bir tablo çiziliyor. Bunu kabul etmiyorum.” “Bütünleşik muhalefet olmadan sonuç alınamaz” “Muhalefetin bazı saplantılardan kurtulması gerekiyor. Türkiye’de bütünleşik bir muhalefet olmadan hiçbir yere varılamaz. Ancak bu, geçmişteki altılı masa gibi bir yapı da olmayacak. Altılı masanın en büyük partisi CHP, kendi milletvekilleri dışında 39 milletvekilini Meclis’e taşıdı. Bugün bakıldığında anayasa değişikliğinde iktidarı destekleyebilecek bir tablo ortaya çıkıyor.” “Muhalefet iktidarın koltuk değneği olmamalı” “Cumhuriyetin değerlerinin yeniden tesis edilmesi, bağımsız erklerin işlemesi için bütünleşik muhalefet şarttır. Aksi hâlde bazı kriterler devreye girer ve sizi saf dışı bırakırlar. Milletin değerlerini yok sayamazsınız.” “Demokrasimiz elden gidiyor” “Ülke elden gidiyor demek istemiyorum ama demokrasimiz elden gidiyor. Bu gizlice yapılmıyor, açık açık yapılıyor. Eğer bu sürecin durmasını istiyorsak bütünleşik muhalefet şarttır.” “Türkiye’nin çözümü Bağımsız Türkiye Partisi’dir” “Türkiye’nin başına Bağımsız Türkiye Partisi dışında kim gelirse gelsin aynı ekonomik ve finansal sistem devam eder. Bugünkü Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’tir. Muhalefet kazansaydı Ali Babacan olacaktı. Aralarında hiçbir fark yok. Türkiye 2050’ye hazırlanacaksa genç zihinlerle hazırlanmalıdır. Biz yarını, yapay zekâyı, Endüstri 5.0’ı konuşuyoruz. Türkiye’nin kronik sorunlarına çözüm üretebilecek tek adres Bağımsız Türkiye Partisi’dir.”

"En büyük milli kahramanımız Atatürk'tür" Haber

"En büyük milli kahramanımız Atatürk'tür"

"En büyük milli kahramanımız Atatürk'tür" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder düzenlediği basın toplantısında Türkiye'deki siyaset ortamını değerlendirdi. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder şunları söyledi; "Ülkemizde özellikle Meclis'te grubu olan siyasi partilere baktığımız zaman artık bir duruş tarifleyemediğimizi maalesef görmekteyiz. Hâlbuki siyasi partilerin temel bir renkleri olur, bir duruşları olur, bir politikaları olur ve o temel çizgileri değişmez. Örneğin “Milliyetçi Hareket Partisi ya da AK Parti terörle ilgili nerede duruyor?” diye sorduğunuz zaman dün farklı yerde duruyordu, daha önceki gün daha farklı yerde duruyordu, bugün çok daha farklı bir yerde durduklarını görüyoruz. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi'nin ekonomiyle ilgili, devletçilikle ilgili, milliyetçilikle ilgili — ki bu altı okun temel altı oktan birer başlıktır — bu başlıklarda nerede duruyor, nasıl tarifliyor diye sorduğunuz zaman dün farklı tanımladıklarını, bugün farklı tanımladıklarını görüyoruz. Hâlbuki siyasi partilerin belli ilkeleri olmalı, belli renkleri olmalı ve bu değişmemeli. İnsanlar o renkleri benimsediği için o partilere gitmeli. Şimdi bırakın o temel çizgiyi, oy verirken yapılan propagandanın bugün aksinin yürütüldüğünü, yapıldığını maalesef görmekteyiz. Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak kurulduğumuz günden bugüne çizgisi değişmeyen, rengi değişmeyen ve bu anlamda da bir davası olan bir siyasi partiyiz. Çünkü dava dediğiniz şey budur. Aksi hâlde dün farklı, bugün farklıysanız sizin bir davanız yoktur anlamına gelir. "FETÖ'nün CIA ve Vatikan bağlantısını anlattık" 2000’li yıllarda FETÖ Türkiye’de çok aktifti. Toplumun belki muhafazakâr kesimin büyük bölümü FETÖ’ye sempati besliyordu. O dönemde biz Fethullah Gülen organizasyonunun CIA bağlantısını, Vatikan bağlantısını anlattık. Bu anlatım bize oy kaybettirdi; zaten kaybettireceğini de biliyorduk. Ama oy kaybettirme pahasına vatana, millete, devlete yararlı olacağına inandığımız için milleti ve devleti ayıktırmamız gerektiğini düşündüğümüzden oy kaybetsek de doğruyu anlatmaktan geri durmadık. "En büyük milli Kahramanımız Atatürk'ü anlattık" Yine 2010’lu yıllarda “Milli Kahramanlar” programlarını icra ettik. Bizim en büyük milli kahramanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bu programlarda Anadolu’yu il il, ilçe ilçe dolaşarak anlattık. Hem de milletin bilmediği bir yönüyle anlattık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, dindar Atatürk’ü anlattık; dine hizmet eden bir Atatürk’ü anlattık. Diyanet İşleri Başkanlığını kuran, Kur’an’ı Türkçe'ye tercüme ettiren, tefsir ettiren, Kütüb-i Sitte’yi Türkçe'ye tercüme ettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlattık. Kendini Atatürkçü olarak tanımlayanların bile kafalarında farklı bir ezber vardı. Bu anlatıklarımız başta onların da kafasına yatmadı. Kendini muhafazakâr olarak tanımlayanlar da Atatürk’ü din konusunda farklı bir yere koyuyorlardı. Bizim anlattıklarımız onların da kafasına yatmamıştı. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş bunun kitabını yazdı, anlattı. Bugün topluma baktığımız zaman örneğin 10 Kasım’da Anıtkabir’deydik. Anıtkabir’i ziyaret eden insan sayısının her geçen sene arttığını görüyoruz. 10 Kasım’da Anıtkabir’e gittiğimizde mozolenin önüne gelindiğinde birçok insanın ellerini açarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dualar ettiğini görüyorsunuz. Prof. Dr. Haydar Baş, “Anıtkabir’e gittiğinizde abdestli olacaksınız ve ellerinizi açarak en güzel duaları ona hediye edeceksiniz.” diye öğütlemişti. Bu öğüde uyan ve orada dualar eden on binlerce, yüz binlerce insanımızı görüyorsunuz. Siyasi partilerin aslında millete doğruları anlatmak, milleti doğru bir noktaya çekmek, siville askeri, devletle milleti kaynaştırmak, birleştirmek gibi bir sorumluluğu üstlenmesi gerekirken maalesef farklı yerde durduğunu, bu konuda hiçbir duruş ortaya koymadığını görüyoruz. "7 Aralık'ta 9. Olağan Bütük Kongremizi yapacağız" Bağımsız Türkiye Partisi olarak 7 Aralık 2025 tarihinde 9. Olağan Kongremizi yapıyoruz. 9. Olağan Kongreyi yapan bir parti olmakla da övünüyoruz. Türkiye’de siyasi partilerin maalesef ömürleri çok uzun sürmüyor. Çözümün adresi olduğumuzu göstermek, çare olduğumuzu göstermek üzere on binlerce insanımızla Ankara’da buluşacağız. 7 Aralık’ta tüm halkımızı Ankara’ya davet ediyoruz. Türkiye’nin çaresi var, Türkiye’nin çözümü var. Bu kokuşmuş, bu rengi kalmamış, bu duruşu kalmamış siyasete format atmak için insanımızı Bağımsız Türkiye Partisinde buluşmaya, beraber yol yürümeye davet ediyoruz. "

Dervişoğlu, Atatürk için okutulan Mevlid-i Şerif'e katıldı Haber

Dervişoğlu, Atatürk için okutulan Mevlid-i Şerif'e katıldı

Dervişoğlu, Atatürk için okutulan Mevlid-i Şerif'e katıldı İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, Atatürk'ün ebediyete irtihalinin 87’nci yılı dolayısıyla Hacı Bayram-ı Velî Camii’nde okutulan Mevlid-i Şerif'e katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atatürk’e hakaret edenlere yönelik uyarısına dikkat çeken Dervişoğlu, “Bu açıklama bizim açımızdan son derece kıymetlidir. Ayrıca biliyorsunuz Cumhuriyet Bayramlarında hatta bu 10 Kasım'ın arifesinde de Cuma hutbelerinde Mustafa Kemal'in isminden bahsedilmemesi gibi bir garabet ile karşı karşıyayız. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu tavrının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ciddiye alınıp önemsenmesi gerektiğini ve böyle günlerde Cuma hutbelerinde Mustafa Kemal Atatürk'e duyulan değerin camilerimizde de ifade edilmesini buradan hassaten ifade ediyorum.” dedi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete irtihalinin 87’nci yılı dolayısıyla partisince Hacı Bayram-ı Velî Camii’nde okutulan Mevlid-i Şerif'e katıldı. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet ve minnetle andığını belirten Dervişoğlu, “20. yüzyılın en büyük lideri, büyük asker, büyük komutan, büyük devlet ve siyaset adamı. Bence ve dünyadaki birçok insanın ortak kabulüyle son bin yılın dahisi. Onun kaybının yıl dönümünde yüz binlerin Ankara'ya attığına şahit oluyoruz. Sabahtan itibaren herkesin yüreğinde O’nun yokluğunun acısı ve zihninde geleceğe dair beslediği umutlar var. Herkes bugün Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü şükranla, minnetle, rahmetle yâd edip, bağrına bastı. Büyük adam olmak böyle bir şey. O, bu büyük milletin yetiştirdiği en önemli evlatlarından biri” dedi. “Burada siyasi bir amaç söz konusu değil” Kocaeli Valiliği’nin 10 Kasım’da “Atatürk'e mevlit” kararından sonra bazı kesimlerin buna tepki göstermesiyle başlayan tartışmalara değinen Dervişoğlu, “Kocaeli Valimiz, Mustafa Kemal'in vefatının yıl dönümünde bütün ilçelerin camilerinde Mevlid-i Şerif okutulacağını ve Kur’an-ı Kerim tilavetinde bulunacağını ifade etmişti. Kayda değer olmayan meczuplar da onun bu düşüncesiyle ilgili karşı duruşlarını ifade etmişti. Bunlar toplumun içinde çok küçük azınlıklar. Biz her 10 Kasım'da Atamızı rahmet ve minnetle alıyoruz ama Kocaeli Valisi'nin karşılaştığı muameleden rahatsız olarak, Türkiye'nin her yerinde Atamızın ruhuna Kur’an tilavetinde bulunulması ve Mevlid-i Şerif okutulması için teşkilatlarımızı bilgilendirdik. Burada bir siyasi amaç da söz konusu değildir. Önemli olan bu memleketin en büyük evlatlarından birinin rahmetle yad edilmesiydi” ifadesini kullandı. Diyanet’e hutbe çağrısı Dervişoğlu, “Hatta bu işin siyasallaşmaması için de bir kısım meczupların sistemle ilişkilendirilmesinden bahisle, Mustafa Kemal Atatürk için yapacağımız Kur’an tilavetine Sayın Cumhurbaşkanı’nı Hacı Bayram Camii'ne davet etmiştik. O elbette ki hem konumu hem durumu itibariyle bu davete icabet etmedi ama Mustafa Kemal Atatürk'e yönelik saldırılara karşı da bugün bir açıklamada bulunup tepkisini gösterdi ve Cumhuriyet’in kurucusuna sahip çıkılması gerektiğine altını çizerek işaret etti. Bu açıklama bizim açımızdan son derece kıymetlidir. Ayrıca biliyorsunuz Cumhuriyet Bayramlarında hatta bu 10 Kasım'ın arifesinde de Cuma hutbelerinde Mustafa Kemal'in isminden bahsedilmemesi gibi bir garabet ile karşı karşıyayız. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu tavrının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ciddiye alınıp önemsenmesi gerektiğini ve böyle günlerde Cuma hutbelerinde Mustafa Kemal Atatürk'e duyulan değerin camilerimizde de ifade edilmesini buradan hassaten ifade ediyorum. Türkiye'den yüz binlerce insan geldi ve bu memleketin kurucusuna sahip çıktı. Bu demektir ki Cumhuriyetimiz sahipsiz değildir. Milletimiz, kurucusuna sıkı sıkıya sarılmış, onun ülkü ve hedeflerini gerçekleştirmek için mücadele ediyor. Hem Atatürk'ün ruhuna ve maneviyatına, hatırasına saygımızı ifade ettik hem de O’nun hedeflerine bağlılığımızı dile getirdik.” diye ekledi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Haber

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder

BTP'den açılım için 'Vardır bir bildikleri' diyenlere FETÖ hatırlatması "Bugün yaşananlara anlam veremeyip 'Vardır bir bildikleri' diyenlere şunu hatırlatıyorum; gelecekte yine büyük bedeller, büyük faturalar ödeyerek ne bildiklerini öğrenmek durumunda kalmayalım" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder basın toplantısı düzenleyerek gündemi değerlendirdi. Lütfullah Önder şunları söyledi; "Milletimizin gündeminde açlık var, yoksulluk var, sağlıklı beslenememek var, barınma ihtiyacı var, ekonomik problemler var ama Türkiye'nin gündeminde maalesef çok uzun bir süredir ekonomi yer alamıyor. Siyasilerimizin 50 bin insanın katili teröristbaşı Abdullah Öcalan'ı çıkarmak gibi bir çok daha önemli dertleri var. Siyasilerin Öcalan'ın yol göstericiliğinde Türkiye'nin problemlerini - problem dedikleri şey milleti etnik kimlik üzerinden tanımlama - çözmek gibi bir gündemleri var. Geçmişte Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini ima edenleri bile teröristlikle, teröristlere destek vermekle suçlayanların şu an Türkiye'de Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi ile ilgili bir gündem oluşturma gibi bir dertleri var. "Bugün yaşananlara anlam veremeyip 'Vardır bir bildikleri' diyenlere..." Siyasilerimiz çok ciddi bir dönüş ve dönüşüm içerisinde maalesef. Bu dönüşüme tabanın ayak uydurması, hazmetmesi çok zor ama buna rağmen, 'Ne olursa olsun ben kendi siyasi partimden dönmem' diyenlere bu konuları sorduğunuz zaman, 'Büyüklerimizin var bir bildiği, devleti yönetenlerin, siyasetçilerin var bir bildiği, bizim aklımız ermez' cevabını duyuyorsunuz. Bu cevapları duyunca ben geçmişe şöyle bir yolculuk yapıyorum. Fethullah Gülen organizasyonunun Türkiye'de milli ve dini değerlerimizin aleyhine faaliyetler yürüttüğü 2000'li yıllarda örneğin Müslüman bir kadını Hristiyan bir erkekle evlendirip müftü, hahan papaz huzurunda nikah kıydırılıp Zaman Gazetesinin manşetinden de 'Bu bir devrim' diye verildiğinde o dönem de FETÖcüler, 'Bizim aklımız ermez. Hocaefendinin var bir bildiği' derlerdi. Aradan yıllar geçti, 15 Temmuz yaşandı ve o sözde hocaefendinin ne bildiğini gördük ama bedeli çok ağır oldu. Büyük bedeller ödedik, insanımız canını kaybetti, kendi yetiştirdiğimiz insanların bizim üzerimize bomba attığını gördük. Onların büyük bir fatura ödeyerek ne bildiğini gördük! Bugün yaşananlara anlam veremeyip 'Vardır bir bildikleri' diyenlere de şunu hatırlatıyorum; gelecekte yine büyük bedeller, büyük faturalar ödeyerek ne bildiklerini öğrenmek durumunda kalmayalım. O nedenle yanlış gördüğümüzün karşısında 'yanlış' diyelim. En azından yanlış yanında yanlışa destek vermek durumunda değiliz. "Bunlara fırsat verirseniz değil Selahattin Demirtaş'ı, Apo'yu bile hapisten çıkarırlar diyorlardı" Selahattin Demirtaş üzerinden yürüyen tartışmaya da bir bakış açısı getirmek istiyorum. Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini ilk kez Sayın Devlet Bahçeli, 'Hayırlara vesile olmasını dileyerek' gündeme getirdi. Bunun ardından da gerek Adalet Bakanlığı'ndan ve gerek kendi avukatlarından adımlar, açıklamalar gelmeye başladı. Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini ima edenlere bile ciddi tepki gösteriyorlardı. Hem Sayın Cumhurbaşkanı, hem Sayın Devlet Bahçeli çok değil 2023'teki seçimlerde neredeyse propagandanın büyük bölümünü bu tartışma üzerinden yürütmüşlerdi, 'Bunlara fırsat verirseniz değil Selahattin Demirtaş'ı, Apo'yu bile hapisten çıkarırlar' diyorlardı. Milletten bu sözler sayesinde aldıkları oylarla seçildikten sonra 'olmasın' dedikleri şeyleri bizzat kendileri maalesef yapıyorlar. "Hiç kimse hukuk penceresinden konuşmuyor" İşin üzücü taraflarından bir tanesi de şu; Selahattin Demirtaş'ın hapiste kalmasını savunanlar ya da Selahattin Demirtaş'ın tahliye edilmesini isteyenlere baktığınız zaman hiç kimsenin hukuk penceresinden konuşmadığını görüyoruz. Siyasi duruşuna göre kimisi 'hapiste kalmalı' diyor, kimisi 'çıkmalı' diyor ama hukuk çerçevesinde konuşulmuyor. İki taraf da hukuk çerçevesinde talebini gerekçelendiremiyor. Bu da Türkiye'de hukuk devletinin ne hale geldiğini, hangi noktaya geldiğini, yargı bağımsızlığının artık sadece bir söz olarak kaldığını gösteren üzücü bir fotoğraf." ,

BTP'den Bursa'da ‘Geleceği Savunmak’ programı… Haber

BTP'den Bursa'da ‘Geleceği Savunmak’ programı…

BTP'den Bursa'da ‘Geleceği Savunmak’ programı… Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) toplumu tehdit eden bağımlılıklara karşı başlattığı 'Geleceği Savunmak' programlarının Bursa ayağı da gerçekleştirildi. Yoğun katılımla gerçekleşen programın açılış konuşmasını BTP Bursa İl Başkanı Zeki Garaçoğlu yaptı. Garaçoğlu, "Çok büyük tehlikeyle karşı karşıyayız. İnsanı sağlam kılmamız lazım ki bütün meseleleri çözebilelim" dedi. Programa Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren de katıldı. Selamlama konuşması yapan Deviren, "Manidar da bir aslında panel olmuş bu; bağımlılığa karşı Bağımsız Türkiye Partisi" dedi. Programda dikkat çekici konuşmalar yaptı. Yeşilay Bursa Şubesi Başkanı Şeyda Polat, "Eskiden Bursa'da en yoğun madde bağımlılığı görülürdü ama şu an en çok kumar ve kumarda maalesef çok riskli ve korkunç bir bağımlılık türü" dedi. Eski Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Serdar ise madde kullanımında ergenlik dönemine dikkat çekti ve ailelere çağrı yaptı. Serdar, "Anneler en iyi narkotik uzmanıdır. Çocuklarını çok iyi takip ederler. Elbiselerinde koku var mı, leke var mı, morarması var mı? Davranışı değişti mi? Bağırıyor mu, çağırıyor mu? İçine mi kapandı? Kimle konuşuyor? Biz de telefon açıyor mu, açmıyor mu? Her türlü şekilde anne hisseder. İşte o gücünüzü kullanın" dedi. Bursa Teknik üniversitesi Prof. Dr. Abdullah Işıklar ise Türkiye'de sanal kumarın geldiği noktayı anlattı. Işıklar, "Bağımlıların yüzde 97'si erkek. Yasa dışı kumara yani devletin pay alamadığı daha çok İngilizlerin ve Kıbrıslıların organize ettiği ve Türk mafyasının organize ettiği bu kumara 10 milyon kişi para gönderiyor" dedi. BTP'nin Bursa'da düzenlediği Geleceği Savunmak programının kapanış konuşmasını BTP Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu yaptı. Eyercioğlu şunları söyledi; "Çözüm burada, hiç uzağa gitmeye gerek yok. Mustafa Kemal Atatürk ne diyor; Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller... Hedef bu olması lazım. Peki bunu nasıl yetiştireceğiz? Bir ideali olacak, gencin bir hedefi olacak, varmak istediği bir nokta olacak, boşlukta kalmayacak, bir ideal vereceğiz. Ebedi genel başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş, "Gençlik büyük bir nimettir" diyor. Bir genci öyle bir tarif edeceksiniz ki; sen çok kıymetlisin, sen gerçekten kıymetlisin... Bunu hissedecek, yaşayacak. "Bu konu her şeyin üstünde" Bir gencin yetişmesi 20 yıl. Bakın Türkiye'nin ekonomik problemleri var. Bunlar çözülür, bizim elimizde Milli Ekonomi Modeli gibi bir tılsımımız var. 2- 3 senede Türkiye'nin problemini, ekonomi problemini çözüp rayına oturtabiliriz. Başka problemler de var; hukuki problemler var, Adaletsizlik problemleri var. Bir bağımsız yargı olayı çözer ama arkadaşlar nesli kaybederseniz, o neslin yenisini yetiştirmek 20 yıl sürer. Kısa vadede çözüm yok. Bu 20 yılda en güçlü silahlarınız olsa, o silahları emanet edecek gençliğiniz yoktur, ülkenizi emanet edecek gençliğiniz yoktur. Onun için bu konu her şeyin çok önünde. Ne diyor Prof. Dr. Haydar Baş; Gençliğini milletin yararına kazanmamış, devletin yararına kazanmamış hiçbir toplumun yaşaması, ayakta durması mümkün değildir. "Türkiye'de bu milletin umutları çalındı, hayalleri çalındı" Genel Başkanımız Sayın Hüseyin Baş da bu konuda bize net bir şekilde bir hayalden bahsediyor. Niye? O gençlerden biri olduğu için, onun eksikliğini hissettiği için. Türkiye'de ne çalındı bu milletin elinden dediğinizde, umutlar çalındı, hayaller çalındı. Bu iktidarın başardığı en önemli iş budur, milleti umutsuzluğa sevk etmektir. Hiç kimse geleceğine umutla bakmıyor. Hele gençler yurt dışına acaba nasıl kapağı atarım diye düşünüyor. Biz birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde herkesin birbirini anladığı bir Türkiye istiyoruz. Hayalleri olan bir ülke istiyoruz. Gençlere bu hayalleri taşıyabilirsek, verebilirsek o zaman başaracağız. Yine genel başkanımızın deyimiyle, "Evet biz çocuklarımıza güzel bir dünya bırakamadık maalesef ama en azından bu dünyaya güzel çocuklar bırakalım ki onlar bu dünyayı güzelleşsinler." Program, konuşmacılara plaket takdimi ile sona erdi.

"Denktaş kovulmuştu hatta ağlatılmıştı" Haber

"Denktaş kovulmuştu hatta ağlatılmıştı"

"Denktaş kovulmuştu hatta ağlatılmıştı" "Madem dünyada itibarınız yüksek KKTC'yi neden tanıtamadınız?" "Madenlerimiz yabancılara peşkeş çekilemez" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. KKTC yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Eskişehir Beylikova'daki nadir toprak elementlerinin ABD'ye verileceği iddiası Önder'in gündemindeki konulardı. BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi; "Denktaş kovulmuştu hatta ağlatılmıştı" (ORTAMHABER) - "Bu hafta sonu Kıbrıs'ta seçimler yapıldı. CTP seçimleri kazandı. Bunun üzerine Türkiye'de çok farklı tartışmalar yükselmeye başladı. Bu vesileyle 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kıbrıs politikası nedir?' diye sormak istiyoruz. Çünkü özellikle son 15 - 20 yıldır birbiriyle çelişen birçok adım atıldığını görmekteyiz. KKTC'de CTP seçimleri ilk kez kazanmıyor. CTP 2005 yılında da Mehmet Ali Talat'la birlikte seçimleri kazanmıştı. O dönem Kıbrıs davasının sembol ismi, ömrünü o davaya adamış olan Rauf Denktaş, Türkiye'de yetkililere işin önemini anlatmaya çalışmak istediğinde dışlanmıştı, kovulmuştu hatta ağlatılmıştı. Türkiye o dönem Annan Planına destek veriyordu yani Mehmet Ali Talat'ın CTP'sinin savunduğu fikirlere destek veriyordu. O zaman Annan planı Rum tarafınca reddedilmeseydi şu an zaten uygulamaya çoktan konmuştu. "Madem dünyada itibarınız yüksek KKTC'yi neden tanıtamadınız?" Türkiye neden KKTC'yi dünyaya tanıtmak için bir girişimde bulunmuyor? Bizlere, 'Dünyada itibarımız çok, İslam ülkeleri bizim ağzımıza bakıyor, Türk devletleri elimizi kaldırsak koşmaya hazırlar, Trump bile bize hayran' deniyor. Peki dünyada böylesine itibarımızın yüksek olduğu bir dönemde biz KKTC'yi tanıtmak için uğraşmıyor muyuz? Uğraşmıyorsak o zaman demek ki Rumlarla birleşmek isteyenlerin fikirlerini yanlış bulmuyoruz demektir. Eğer uğraşıyoruz ama kimse bizim sözümüzü dinlemiyorsa o zaman da kendimizde gördüğümüz itibarda bir sorun var. "Türkiye, Kıbrıs politikasını net bir şekilde belirlemeli" Kıbrısla ilgili yıllarca 'çözümsüzlük çözüm değil' dediler. Peki neden bu tablonun devam etmesi istenebilir? Çünkü Kıbrıs tanınmadığı zaman ne oluyor? Kıbrıs'ta her türlü suç örgütü rahatlıkla faaliyet gösterebiliyor, kara para aklanma yeri haline gelebiliyor, mafya örgütlerinin hesaplaştığı bir alan haline gelebiliyor, kumarın yer bulduğu bir yer haline gelebiliyor maalesef. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kıbrıs politikasını net bir şekilde belirlemeli ve bütün adımlarını buna göre atmalı. Yoksa bu zigzaklarla bir adım ilerleyemeyiz. "Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'de her geçen gün kan kaybediyoruz" İsrail, Rum kesimiyle işbirliği yapıp Kıbrıs'ın etrafında doğalgaz araması yapıp Doğu Akdeniz'de kendisi için münhasır ekonomik bölge oluşturup hak sahibi oluyor. Rusya bölgede hak sahibi olduğunu iddia ediyor, ABD zaten hak sahibi olduğunu iddia ediyor. Dünyadaki birçok devlet Doğu Akdeniz'deKİ kaynakları önemsiyor. Kıbrıs Türkiye için sadece Doğu Akdeniz'deki varlığımız ve ekonomik çıkarlarımız için değil güvenlik açısından da çok önemli. Kıbrıs'ta şehit vererek bir kazanım elde ettik ama maalesef iktidarın bu konuda net bir politika çizmemesi ve net bir duruş ortaya koymaması nedeniyle Kıbrıs'ta her geçen gün kan kaybediyoruz. "İktidar yalanlıyorsa daha sonra bunun doğru olduğunu büyük ihtimal görürüz" Eskişehir'de nadir toprak elementlerine ilişkin ciddi bir kaynağın varlığı Cumhurbaşkanımız tarafından da ifade edildi. Bu ne zaman ifade edildi? Amerika'yla bu konuda anlaşma yapıldığı, nadir toprak elementlerinin Amerika'ya verildiği yönünde Türkiye'de muhalefetin eleştirileri üzerine böyle bir kaynağın varlığından bahsedildi ve hiçbir devlet ile anlaşma yapılmadığı söylendi. Öncelikle şunu ifade edelim. İktidar bunu yalanlıyorsa daha sonra bunun doğru olduğunu büyük ihtimal görürüz. Çünkü şu ana kadar genelde yalanlanan şeylerin doğru olduğuna şahit olduk. "Türkiye hazinenin üstünde oturan dilenci gibi" Kurucu liderimiz Prof.Dr. Haydar Baş yıllarca 'Türkiye 3 katrilyon dolarlık bir maden rezervine sahip' dedi. Yine kurucu liderimizin ifadesiyle bu, biz bu kaynağı devreye koyduğumuzda Türk milletini kıyamet sabahına kadar bir eli yağda, bir eli balda bakacak bir ekonomik güç demektir. Ama maalesef Türkiye hazinenin üstünde oturan dilenci gibi. Neden? Çünkü madenlerimizi millet yararına, devlet yararına kullanamıyoruz. Peki neden kullanamıyoruz? 2023'ten 'Lozan'da gizli anlaşma var. Bundan dolayı çıkaramıyoruz, kullanamıyoruz' gibi bir yalanı alttan alta yaymışlardı. Asıl mesele şu: Madenler çıkarılıyor ama milletimiz ve devletimiz menfaatine kullanamıyoruz. Neden? Çünkü 2005'te, 2007'de maden yasasında, petrol yasasında değişiklikler yaptık ve bu yaptığımız değişikliklerle devletin payını yok denecek kadar azalttık. Bu pay yüzde 2 ile yüzde 4 arasında değişiyor. Öteyandan vergide de beyan usulünü getirdik. Yani madeni çıkaran firma ne kadar beyan ederse o beyanı üzerinden vergi verecek. Dolayısıyla vergi almak da mümkün değil bu faaliyetten. Bunların birçoğu yabancı firma. İçeride yerli taşaronu, yerli ortağıyla birlikte faaliyet gösteren yabancı firmalar maden alanlarını ruhsatlandırdı ve götürüyor. Madenleri yurt dışına götürürken de ihracat yaptığı için teşvik alıyor. Yani adeta çıkarıyorlar devlete hiçbir şey vermeden bedavaya çıkarıyor. Yurt dışına götürürken nakliye parasını bile bu millete ödetircesine bir yasal düzenlemeler oluşturuldu. Bu yasal düzenlemelerden sonra Türkiye'de her taraftan maden çıkmaya başladı ama bu madenlerden millete, devlete bir fayda yok. "Madenlerimiz yabancılara peşkeş çekilemez" Bu konuda Bağımsız Türkiye Partisi farklı bir partidir. Kurulduğumuz günden bugüne madenler en çok üzerinde durduğumuz başlıkların başında gelir. Bizim maden politikamız şudur; devlet millet ortaklığıyla madenlerin yüzde 51'i devletin, yüzde 49'u milletin olmak üzere işletilecek ve ekonomiye kazandırılacaktır. İsteyen o madenlerde çalışacak, kazanacak, isteyen oraya ortak olacak, kazanacak. Kazanan Türk milleti olacak. Kazanan Türk devleti olacak. İşte 3 katrilyon dolarlık büyük bir rezerv o zaman devlet millet menfaatine kullanılır, buradan devlet çok büyük gelirler elde eder. Şimdi artık her şeyden vergi alınıyor. Cezalar devletin en temel gelir kalemlerinden biri oldu. Vergiler dışında devletin başka bir gelir kalemi kalmadı. Madenlerimiz devlet millet ortaklığıyla işletilmiş olsa yani Bağımsız Türkiye Partisi'nin programı devreye girmiş olsaydı devletin vergileri bu gelirlerin yanında küçük kalırdı. Türkiye'de her yerden maden çıkmasına, doğalgaz çıkmasına, petrol çıkmasına rağmen devletin bütçesine bakıyoruz. 2025 bütçesini açın inceleyin. Bu kadar zenginlik içerisinde madenlerden elde edilen gelirin yok denecek kadar az olduğunu görüyorsunuz. Peki çıkarıldığı halde neden bu gelir yok? İşte biraz önce anlattığım sebeplerin sağlamasıdır bu. Son cümlemiz şu olsun; madenlerimiz Türk milletinin ve Türk devletinin malıdır, hiçbir yabancı firmaya verilemez, madenlerimiz yabancılara peşkeş çekilemez. Bu madenler millet menfaatine, devlet menfaatine devreye sokulup milletin zenginleşmesine aracılık etmelidir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.