Ankara

#Petro-Dolar

OrtamHaber - Petro-Dolar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Petro-Dolar haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

"ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu Milli Ekonomi Modeli ile çöktü" Haber

"ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu Milli Ekonomi Modeli ile çöktü"

"ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu Milli Ekonomi Modeli ile çöktü" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Meltem TV'de katıldığı programda gündeme ilişkin önemli değerlendirmeler yaptı. İran savaşına değinen BTP lideri, saldırının ana nedeninin petrol ticaretinin dolar yerine yuanla yapma kararı olduğunu belirtti. Hüseyin Baş şunları söyledi; "İran çok farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bir devlet. Onları birleştiren şey vatanperverlik. Bizi de birleştirecek unsur vatanımızı sevmek. Çünkü milliyetçiliğimizi de vatan sahibi olmaya borçluyuz, dinimizi de vatan sahibi olmaya borçluyuz, sahip olduğumuz her şeyi vatan sahibi olmaya borçluyuz. İran'da ben bunu gördüm. "İktidarın İran konusunda duruşu olumlu" Bu noktada hükümetin de bu son İran gelişmelerinde özellikle durduğu yeri de biraz aklı karışık olabilir hükümet yetkililerin ama genel itibariyle bir yanlış yola sapılmadığı kanaatindeyim. En azından Irak harekatında durduğumuz yerde durmadık. Bence çok çok önemli bir nokta. Libya'da durduğumuz yerde durmadık. Burada bir değişim var. Bu önemli bir nokta. "Mezhep kavgası İslam dünyasının içerisindeki en büyük fitne" Türkiye'de bir mezhepçilik hikayesi bu savaş üzerinden türetildi. Bunu ben ahlak dışı görüyorum. Yani çok net söyleyeyim. Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz. Öyle bir şey olmaz. Bir yandan da hiçbir mezhebin kabul etmediği bazı tarihi kişileri büyük önderler, din önderleri olarak pazarladılar. İthal edilmiş bazı emperyalist düşünceler mezhepler arasında kavga çıkarmıştır. Şimdi mezhep kavgası İslam dünyasının içerisindeki en büyük fitne. Bunun da önüne geçmek her birimizin boynunun borcu, hem vatandaş olarak hem devlet olarak. Bu noktada da ben şu anda hükümet yetkililerinin söylemlerini de doğru buluyorum. "Savaşın kazananı İran halkı..." Bu savaşın kazananı İran halkıdır ve Müslüman dünyadır. Amerikan emperyalizminin 3-5 füzeyle yıkılabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İsrail'in o övündüğü demir kubbelerin delik deşik olabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Bütün Orta Doğu coğrafyasına, 'Aslında çok da korkmamıza gerek yokmuş' dedirtmiştir. Dolayısıyla bu çark ediş bütün coğrafyaları saracak ve ben inanıyorum ki büyük bir değişime sebep olacaktır. "Prof. Dr. Haydar Baş tüm dünyayı uyandırdı" Bugün İran'da yaşanan ne? İran'da yaşanan İran petrolünü kendi (ABD) lehine elde etmek, Çin'e giden petrolü engellemek ve dolarla satışını tekrar tesis etmek. Bütün savaşın ana amacı bu. İran'ın petrolünü almak ve Çin'e İran'ın petrol ihraç etmesini kısıtlayıp o ihraç edilecek petrolü de dolarla satmasını sağlamak. Venezuela'da neden Maduro'yu gittiler yatağından aldılar? Çünkü Çin'e petrol satıyordu. Sattığı petrolün ödemesini de Amerikan dolarıyla değil, Yuan'la tahsil ediyordu. Adam bu yüzden gece yatağından alındı. Bugün İran'da yaşanan da bu. 70'ten beri petro-dolar sistemiyle dünya kavga ediyor. Bunun bir problem olduğu ortada. Bunun herkes farkında. Ama bunu nasıl çözeceğiz dediğiniz zaman dünyada bunu çözebilen hiç kimse olmamıştı Prof. Dr. Haydar Baş'a kadar. Haydar Baş, 'Bu dolar hakimiyetini ancak ve ancak devletlerin egemen para birimlerini ticarette kullandıklarında, milli paralarıyla ticaret yaptıklarında çözebilirsiniz' deyince dünya uyandı. "Trump'a şu soruyu soracak bir NATO üyesi ülke lideri arıyorum!" ABD Başkanı Trump, 'NATO bize sahip çıkmadı' dedi. Şimdi ben dünyada bir lider arıyorum, NATO üyesi bir lider arıyorum. Trump'a şunu söylesin. Trump, “NATO bize sahip çıkmadı. Biz halbuki NATO'nun her zaman yanında olduk. Onların ne zaman ihtiyacı olsa onlara sahip çıktık ama NATO bugün bizim yanımızda olmadı. Anladık ki NATO bir kağıttan kaplanmış" diyor. Şimdi ona şunu demek gerekmiyor mu; Dünyada NATO kurulduğundan beri herhangi bir coğrafyada Amerika'dan başka savaş çıkaran bir devlet oldu mu? V…

BTP'den İran açıklaması Haber

BTP'den İran açıklaması

BTP'den İran açıklaması Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Başkanlık Divanı Genel Başkan Hüseyin Baş başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. Toplantıda İran savaşı ve Türkiye'nin konumu analiz edildi. Toplantı sonrasında BTP Sözcüsü Lütfullah Önder tarafından geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapıldı. BTP'nin açıklaması şöyle; “Ülkemizdeki ve bölgemizdeki gelişmeleri istişare etmek ve özellikle bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıyan ABD/İsrail-İran savaşını değerlendirmek üzere Başkanlık Divanı toplantımızı gerçekleştirdik. Aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmak isteriz. 1. Savaşın Sebepleri Savaşın sebepleri saptanmadan olayları doğru okumak ve doğru politika geliştirmek mümkün değildir. Savaşın gerçek sebepleri: 1. Uluslararası merkez bankası rezervlerinde doların payının azalması, dış ticarette alternatif para birimlerinin payının artması ve petro-dolar sisteminin riske girmesi 2. Ekonomik savaş kapsamında ABD’nin Çin ekonomisine ve Çin projelerine darbe vurmak istemesi; enerji ve deniz yolları üzerindeki rekabet 3. İran’ın, İsrail’in inanç bazlı “Arz-ı Mevud” projesi kapsamında yürüttüğü genişleme politikası için tehdit oluşturması 4. Bölgede Şii-Sünni çatışmasını alevlendirerek bölgenin kontrol edilmesini kolaylaştırmak 5. İran’ın nükleer programı ve uranyum zenginleştirme kapasitesindeki artışın tetikleyici faktör olarak değerlendirilmesi 2. Savaşın Bugüne Kadarki Seyri Çatışmanın ilk aşamalarında sınırlı bir “cezalandırma operasyonu” olarak tasarlanan askeri harekât, İran’ın beklenenden daha güçlü bir askeri karşılık vermesi nedeniyle giderek karşılıklı bir yıpratma savaşına dönüşmüştür. Saldırılar İran iç siyasetinde milliyetçi bir konsolidasyon etkisi yaratmış ve mevcut yönetimin toplumsal destek tabanını güçlendirmiştir. Bu durum, İran’a karşı vekil güçler üzerinden yürütülebilecek bir kara harekâtı ihtimalini önemli ölçüde zorlaştırmıştır. Mevcut askeri tablo değerlendirildiğinde, kara harekâtı olmaksızın taraflardan birinin kesin bir askeri zafer elde etmesi zor görünmektedir. Öte yandan çatışmaların Lübnan’a sıçraması ve İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları, savaşın bölgesel ölçekte genişleme potansiyelini artırmıştır. İsrail’in Güney Lübnan’da yürüttüğü kara operasyonları da bu genişleme riskinin somut göstergelerinden biridir. İsrail bu süreçte Hizbullah’ı ortadan kaldırmak ve bölgesel nüfuzunu genişletmek amacıyla Güney Lübnan’a yönelik kara operasyonlarını genişletmiştir. İran’ın İHA’lar ve balistik/hipersonik füzelerle gerçekleştirdiği saldırılar ABD-İsrail ikilisine zarar vermiş; ABD’nin “dokunulmaz”, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ise “geçilemez” olduğu yönündeki algının zedelenmesine ve bu ikilinin dünya kamuoyunda ciddi itibar kaybı yaşamasına neden olmuştur. Bu durum, emperyalist güçlerin baskısı altında bulunan ülkeler için de bir umut kaynağı olmuştur. 3. Savaşın Muhtemel Seyri Savaşın bu şekilde devam etmesi ve olağanüstü bir gelişme yaşanmaması durumunda; İran’ın askeri olarak ayakta kalması ancak askeri ve ekonomik kapasitesinin ciddi şekilde zayıflaması İsrail’in bölgedeki caydırıcılığını kaybetmesi ABD’nin bölgedeki imajının zedelenmesi ve rolünün ciddi şekilde tartışmaya açılması Körfez ülkelerinin ABD’ye askeri bağımlılıklarının yarattığı olumsuz sonuçlar nedeniyle Türkiye, Mısır, İran ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin daha koordineli bir güvenlik mimarisi oluşturma ihtimalinin öne çıkması muhtemel görünmektedir. 4. Türkiye Açısından Stratejik Değerlendirme ABD–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, Türkiye açısından yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve diplomatik sonuçlar doğurabilecek çok boyutlu bir gelişmedir. a. Milli Ekonomi Modeline duyulan ihtiyaç Savaşın temel nedenlerinden biri olan uluslararası merkez bankası rezervlerinde doların payının azalması ve dış ticarette alternatif para birimlerinin payının artması, kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan ve parti programımızı oluşturan Milli Ekonomi Modeli’nin değişen dünyaya söylenmiş bir söz değil, dünyayı değiştiren bir söz olduğunu ortaya koymaktadır. Bu savaş, liberal/neoliberal politikaları uygulayan ülkelerin en zayıf noktalarından birinin kırılgan ekonomileri olduğunu ve yabancı sermayenin bu tür durumlarda ülkeleri hızla terk edebildiğini göstermiştir. Bu gelişmeler Türkiye’nin Milli Ekonomi Modeli’ni sahiplenip uygulamak dışında başka bir seçeneğinin olmadığını göstermektedir. b. Ekonomik kırılganlıklar ve enerji güvenliği Türkiye ekonomisinin enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olması, Orta Doğu’da yaşanabilecek uzun süreli bir çatışmanın ekonomik etkilerini daha belirgin hale getirebilir. Savaşın uzaması ve özellikle petrol ile doğal gaz fiyatlarının yüksek seviyelerde kalması Türkiye’nin cari açığı, enflasyonu ve döviz dengesi üzerinde ciddi baskılar oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin orta ve uzun vadede enerji güvenliğini güçlendirmesi ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik çok boyutlu bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Enerji güvenliği yalnızca ekonomik istikrar açısından değil, aynı zamanda ulusal güvenliğin önemli bir unsuru olarak değerlendirilmelidir. c. Diplomatik denge politikası ve stratejik özerklik Türkiye’nin söz konusu çatışmada izlemesi gereken temel yaklaşım dengeli ve temkinli bir diplomatik politika olmalıdır. Türkiye’nin doğrudan askeri bir çatışmanın tarafı haline gelmesi hem bölgesel istikrar hem de ulusal çıkarlar açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu çerçevede Türkiye; Bölgesel güç rekabetinin bir parçası haline gelmekten kaçınmalı Diplomatik denge politikası izlemeli Bölgesel krizlerin yönetilmesine yönelik arabuluculuk girişimlerinde bulunmalı Askeri angajmandan ziyade diplomatik ve siyasi araçları ön plana çıkarmalıdır Türkiye’nin çok yönlü dış politika yaklaşımı, farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler yürütebilme kapasitesi sayesinde bölgesel krizlerde önemli bir denge unsuru olma potansiyeline sahiptir. ç. Askeri ve teknolojik kapasite açısından çıkarılacak dersler ABD–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, modern çatışmaların karakterine ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Özellikle balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarının savaşın seyrini belirleyen başlıca unsurlar haline geldiği görülmektedir. Bu bağlamda Türkiye açısından öncelikli güvenlik başlıkları şunlardır: Katmanlı ve entegre hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi Uzun menzil radar ve erken uyarı altyapısının güçlendirilmesi Dron ve füze tehditlerine karşı etkili savunma teknolojilerinin geliştirilmesi Elektronik harp ve siber savunma kapasitesinin artırılması Balistik ve hipersonik füze kabiliyetlerinin geliştirilmesi Uzun menzil hassas vuruş sistemlerinin güçlendirilmesi Mühimmat üretim kapasitesinin artırılması Ayrıca modern savaş ortamında uzay tabanlı erken uyarı sistemleri, askeri haberleşme uyduları ve gelişmiş sensör ağları giderek daha kritik hale gelmektedir. Türkiye’nin uzay ve uydu teknolojileri alanında yatırımlarını artırması stratejik bir gerekliliktir. d. Bölgesel güç dengeleri ve çok yönlü işbirliği politikası Ortadoğu’da yaşanan bu tür krizler bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin dış politika stratejisinde çok yönlü işbirliği yaklaşımını güçlendirmesi önem taşımaktadır. Bu kapsamda Türkiye; Bölge ülkeleriyle güvenlik ve ekonomik işbirliğini geliştirmeli Başta Mısır, Pakistan, İran, Rusya ve Körfez ülkeleri olmak üzere bölgesel aktörlerle diplomatik ve ekonomik ilişkilerini güçlendirmeli Çin gibi küresel aktörlerle ticari ve stratejik işbirliği imkanlarını değerlendirmelidir. e. Kritik altyapı güvenliği ve hibrit tehditlere karşı dayanıklılık Modern çatışmalar yalnızca askeri alanla sınırlı kalmamakta; siber saldırılar, bilgi savaşı, ekonomik baskılar ve kritik altyapıların hedef alınması gibi hibrit yöntemler giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin; enerji altyapısı haberleşme sistemleri ulaşım ve lojistik ağları finansal altyapı savunma sanayi tesisleri gibi kritik sistemlerini siber ve hibrit tehditlere karşı koruyacak kapsamlı bir ulusal dayanıklılık stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. 5. Sonuç ABD ve İsrail’in egemen bir devlete yönelik gerçekleştirdiği bu saldırı uluslararası hukukun temel ilkeleri açısından kabul edilemez. İlk günden bir ülkenin liderini hedef alan saldırılar ise dünyadaki yerleşik kabulleri altüst eden, haydutluk olarak nitelendirilebilecek bir eylemdir. İran tarafından gösterilen duruş önemli ve kıymetlidir. ABD’nin “dokunulmaz”, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ise “geçilemez” olduğu yönündeki algı ciddi biçimde zedelenmiş; özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere ABD ile ilişkilerini sorgulayan ülkelerin sayısı artmıştır. Savaşın bugüne kadarki seyri, ABD’nin dolar hâkimiyeti ve ekonomik savaş kapsamında amaçladığı hedeflerden uzaklaşmasına, müttefiklerinin güvenini kaybetmesine ve daha açık bir karşı blok oluşmasına yol açmıştır. Bu savaştan çıkarılması gereken bir diğer sonuç ise İran’ın kadim bir devlet geleneğine ve köklü bir medeniyet geçmişine sahip olmasının ABD ve İsrail’in planlarını zorlaştırmış olmasıdır. Liderini ve komuta kademesini kaybetmiş, ilk günden ciddi bir yıkım yaşamış olmasına rağmen İran askeri, diplomatik, ekonomik ve psikolojik alanlarda direnç göstermeye devam etmiştir. Türk milletinin ve devletinin en büyük gücü de kadim devlet geleneği ve köklü medeniyet geçmişidir. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce ifade ettiği gibi, bu iki bölgesel gücü karşı karşıya getirmek emperyalizmin en büyük amaçlarından biridir. Türk milletinin ve devletinin bu oyuna gelmemesi elzemdir. Bu kapsamda Şii-Sünni kardeşliğini sağlayacak temel ortak paydanın Ehlibeyt olduğunu bir kez daha ifade etmek isteriz. Türk milletinin Ehlibeyt aracılığıyla İslam’la tanıştığı ve İslam anlayışının Ehlibeyt tarafından şekillendirildiği gerçeğinden hareketle bu kardeşliği sağlayabilecek maddi ve manevi altyapıya sahip olduğuna inanıyoruz. Askeri ve stratejik açıdan bu savaş üç önemli eğilimi ortaya koymaktadır: Füze ve insansız sistemlerin modern savaşın merkezine yerleşmesi Büyük güç rekabetinin Orta Doğu’daki etkisinin artması Bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenme ihtimali Bu gelişmeler Orta Doğu’nun önümüzdeki yıllarda küresel jeopolitik rekabetin en önemli merkezlerinden biri olmaya devam edeceğini göstermektedir. Bu süreç Türkiye açısından hem güvenlik hem de ekonomik boyutları olan önemli stratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin enerji güvenliği, gelişmiş savunma teknolojileri ve çok yönlü diplomasi alanlarında atacağı adımlar, gelecekte ortaya çıkabilecek benzer bölgesel risklere karşı ülkemizin stratejik kapasitesini güçlendirecektir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.