Ankara

#Özelleştirme

OrtamHaber - Özelleştirme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özelleştirme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Haber

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kocaeli’de esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Esnafın sorunlarını dinleyip partisinin çözüm önerilerini anlatan BTP Lideri, Türkiye’nin adaletten korkulmayan bir döneme girmesi gerektiğini söyledi. Hüseyin Baş, “Bugün esnafın maliyeden, vergi dairesinden, adliyeden korktuğu bir Türkiye yaşıyoruz. Esnaf bunu yaşıyor, siyasetçi bunu yaşıyor, vatandaş bunu yaşıyor. Yaa bu devlet öcü mü? Bu devlet düşman mı? Bakın, Türk devlet anlayışının temelinde ne vardır? ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Eğer insanı yok ederseniz, insanı ezerseniz; ortada ne devlet kalır ne başka bir şey kalır.” ifadelerini kullandı. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kocaeli’de düzenlenen esnaf buluşması programına katıldı. BTP Lideri, İzmit İstiklal Caddesi girişinde partililer, esnaf ve vatandaşlar tarafından karşılandı. Daha sonra beraberindekilerle birlikte İstiklal Caddesi’nde yürüyüş gerçekleştiren Hüseyin Baş, cadde üzerindeki esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla sohbet etti. İstiklal Caddesi’nde kurulan kahvaltı masasında İzmitli esnaf ve vatandaşlarla bir araya gelen Hüseyin Baş’ın katıldığı programda konuşan İzmit Kent Merkezi Ticari Dayanışma Derneği (İKM) Başkanı Murat Öztürk, esnafın yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek çözüm odaklı siyasetin önemine vurgu yaptı. “Esnaf kirasını, sigortasını ödeyemiyor” Öztürk, “Böyle zor bir süreçte değerli genel başkanımızın bizlerle beraber olup esnafın yanında olması çok kıymetli. Bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan Genel Başkanımız Hüseyin Baş’a teşekkür ediyorum. Esnaf olarak sıkıntılarımız çok büyük. İnsanlar kiralarını, sigortalarını ödeyemiyor. Genel başkanımız her geldiğinde esnaf ziyareti yapıyor. Diğer parti genel başkanları ve bürokratlara örnek olmasını istiyoruz.” dedi. Programda konuşan BTP Kocaeli İl Başkanı Muharrem Can ise vatandaşın yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını belirterek, “İktidara ulaşana kadar bu yolda devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Daha sonra konuşan BTP Lideri Hüseyin Baş, sabahın erken saatlerinde düzenlenen etkinliğe dikkat çekerek, “Burası bildiğim kadarıyla İzmit’in en canlı noktası. Burayı da işgal etmiş gibi olduk ama güzel bir cumartesi sabahında Halil İbrahim sofrası kuruldu. Allah bütün sofralarınızı böyle bereketli ve muhabbetli kılsın.” dedi. Hüseyin Baş’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Zor günleri atlatmanın yolu el ele verip çalışmaktır” “Türkiye zor günlerden geçiyor. Bu zor günleri atlatmanın tek yolu el ele verip ülke için canhıraş çalışmaktır. Türkiye’nin bu zor günleri ayrışarak, kavga ederek, ideolojiler peşinde birbirini kırıp dökerek aşabileceği bir ortamda değiliz. Dolayısıyla bugün Kocaeli’de kardeşliğin, birliğin ve beraberliğin simgesi olan bir sofra kurulmuş oldu.” “Herkes sorunun farkında ama çözüm ortaya koyan yok” “Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak esnafımızın, iş insanımızın, memurumuzun, emeklimizin, işçimizin; toplumun her kesiminin yaşadığı sorunların farkındayız. Ne yazık ki Türk siyasetinde aslında herkes bu sorunların farkında. Siyasetin bugün en büyük problemi şu; bütün siyasetçiler geliyor, sizlere yaşadığınız sorunları anlatıyor ve gidiyor. Ama çözüm noktasında ortaya gerçek bir formül koyan yok.” “Türkiye bir vergi cennetine dönüşmüştür” “Türkiye bir vergi cennetine dönüşmüştür. Devlet için bütün vatandaşlar ve esnaflar, son kuruşuna kadar cebindeki parası alınacak insanlar olarak görülmüştür. Bugünlerde ise ‘varlık barışı’ diye bir şey konuşuyorlar. Yine zenginler için bir vergi cenneti oluşturulmuştur. İstedikleri gibi para kazanıyorlar, sonra bir şekilde devletle barışıyorlar; ne vergi ödüyorlar ne başka bir yükümlülükle karşılaşıyorlar. Ama burada küçük bir berber esnafı, küçük bir taksici esnafı, kendi halinde bir kuyumcu; vergisini ödemek, maaşını yatırmak, sigorta primini karşılamak için mücadele ediyor. Milyonlarca dolarla oynayan büyük sermaye sahipleri ise günü geldiğinde devletle el sıkışıyor. Dolayısıyla bu hükümet, devletin tek gelir kaleminin vergi olduğu bir düzen oluşturdu.” “Çözüm, devlete ait olanı yeniden devlete kazandırmaktır” “Ülkemizdeki ekonomik problemi çözmenin tek yolu millet olarak devlete sahip çıkmaktır ve devlete ait olanı yeniden devlete kazandırmaktır. İşletmelerimiz, fabrikalarımız, madenlerimiz; bu ülkenin bütün zenginlikleri son 20 yıl içerisinde elimizden çıktı. Özelleştirme adı altında ya kapılarına kilit vuruldu ya da satılıp elden çıkarıldı. Bunları yeniden devlete ve millete kazandırmadan ekonomik refaha ulaşmamız mümkün değildir.” “Bu devlet öcü mü?” “Türkiye’nin aynı zamanda adaletten korkulmayan bir döneme girmesi gerekiyor. Bugün esnafın maliyeden korktuğu, vergi dairesinden korktuğu, adliyeden korktuğu bir Türkiye yaşıyoruz. Esnaf bunu yaşıyor, siyasetçi bunu yaşıyor, vatandaş bunu yaşıyor. Yaa bu devlet öcü mü? Bu devlet düşman mı? Bakın, Türk devlet anlayışının temelinde ne vardır? ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Eğer insanı yok ederseniz, insanı ezerseniz; ortada ne devlet kalır ne başka bir şey kalır. Dolayısıyla el ele vereceğiz, beraber olacağız ve Türkiye’yi hep birlikte güzel yarınlara kavuşturacağız inşallah.” Programın ardından yeniden esnaf ziyaretlerinde bulunan Hüseyin Baş, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi ve yoğun ilgi eşliğinde bölgeden ayrıldı.

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Haber

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV YouTube kanalında yayımlanan “Öyle Mi Sahiden?” programında gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. BTP Lideri programda gündeme ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Muhalefetten AK Parti’ye transferler, ekonomi gündemi ve İran savaşı, Hüseyin Baş’ın gündemindeki konular arasındaydı. Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle: Muhalefetten AK Parti’ye transferlerin amacı nedir? “Yerel seçimlerde ikinci olarak tamamladığı seçim sonuçlarından sonraki süreçte iktidar partisinin tek bir gündemi ve derdi var; uluslararası alanda meşruiyet. Uluslararası ilişkiler bağlamında daha iyi ilişkiler geliştirmek isteyen ve buna bahane arayan bir irade, bu seçim sonucunu şöyle yorumlayabilir; Türkiye’de iktidar partisi hâlâ bir merkez parti, hâlâ bir çekim kuvveti oluşturuyor ve dolayısıyla muhalefetten bile geçişler oluyor.” “Türk Milli Takımı’nda oynamadı, AK Parti MYK’sına girdi” “Mesela bugün AK Parti’nin MYK üyelerinden birisi Mesut Özil oldu. Bu kişi Türk Milli Takımı’nda oynamayı kabul etmedi ama Türkiye’nin iktidar partisinin MYK’sında yer aldı. AK Parti, Mesut Özil’i MYK’ya aldığında toplumdan artı bir oy dahi almadığını biliyor. Meşruiyet için bu insanları bünyesine katıyor. AK Parti’nin şu anda peşinde olduğu şey bu! Bu aynı zamanda bir güçsüzlüğün, kaybetmişliğin ispatı. Eğer güçlü olsanız, kaybetmiyor olsanız, kazanan tarafta olsanız bunlara ihtiyaç duymazdınız.” CHP kapatılabilir mi? “Ben bu koltuğu bırakmayacağım ve bunun için her şeyi göze alıyorum.” diyen bir iktidar varsa bunlar yapılabilir ama sonunda kaybeden yine bunu yapan olur. Ben Türkiye’de bunların olabileceğini düşünmüyorum, ihtimal vermiyorum; vermek de istemiyorum. Ben, AK Parti’nin bugüne kadar kazandığı hiçbir seçimin tamamen adil olduğu kanaatinde değilim. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumdur. Son seçimde de birçok soru işareti vardı; daha önce de vardı.” Anadolu Ajansı’na eleştiri “Altı yıldır siyasi parti genel başkanıyım. Anadolu Ajansı’nda ismim sadece bir kere geçti; o da ‘Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı.’ haberiyle. Sonra beraat ettim ama Anadolu Ajansı bunu yazmadı. Şimdi bu Anadolu Ajansı benim devletimin değil mi? Milletin değil mi? Neden tek bir organizasyona çalışıyor?” “Önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor” “Ekonomik meseleyi çözmenin çok farklı yolları düşünülmek zorunda. Türkiye’de iktidar değişmese bile bu şekilde devam edilirse önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor. Çünkü çiftçi üretmiyor, hayvancı üretmiyor, ‘Para kazanamıyorum, zarar ediyorum’ diyor. Paranız olsa bile ürün bulamayacağınız bir döneme gidiyoruz. Az sayıdaki ürün de çok pahalı olacak. Bankaların internet sitelerinde tarla ilanları var. Çünkü çiftçi kredi çekiyor; mazot almak, traktörünü tamir ettirmek ve üretim yapmak için borçlanıyor. Ürünü satarken örneğin 10 liraya satacağını düşünüyor ama devlet fiyatı 7,5 lira olarak açıklıyor. Devlet de sınırlı alım yapıyor. Çiftçi, mecburen tüccara 5,5 liradan satıyor. Sonra krediyi ödeyemiyor ve banka tarlasına el koyup satışa çıkarıyor. Bir zengin gidip o tarlayı alıyor ve ‘10-15 yıl bekleyeyim, imar gelir’ diye düşünüyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Bunu devletten başka kimse çözemez. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma destek olarak ayrılması gerekiyor; bu kanunda yazıyor ama hiçbir zaman tam uygulanmadı.” “ÇAYKUR’u satmak için zarar ettiriyorlar” “Bütün bu işletmeler, limanlar ve madenler devletin elinden çıkınca devletin gelir kaynakları da azaldı. TEKEL satıldı, SEKA kapatıldı, Sümerbank kapatıldı. Bunlar ‘Zarar ediyor’ denildi. Ama zarar eden kurumları düzeltmek yerine satmak tercih edildi. ÇAYKUR’un zarar ettiği açıklanıyor. Oysa matematiksel olarak ÇAYKUR’un zarar etmesi iş bilmezlikten başka bir şey değildir. Bu söylemler, özelleştirmeye zemin hazırlamak için kullanılıyor.” “Bunun adı varlık barışı değil, yokluk barışı” “Sizce varlık barışı neden getiriliyor Türkiye’ye? Bu aslında isim oyunu. Bu, yokluk barışı. Yani ‘Bende para yok, getirin’ demek. Bakın şu anda iktidar bu ortamda yüzde 50’yi bırakın, yüzde 40 oy alamaz. Bu iktidarın kendilerinin de söylediği en yüksek oy potansiyeli emekliler. Şu anda emeklilerin hiçbiri iktidara oy vermeyecek. Bunu açık açık da söylüyorlar. İşçiler oy vermeyecek, memurlar mutsuz oy vermeyecek, ev hanımları oy vermeyecek. Vermeyecekler. Bunu açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla biraz piyasayı rahatlatmadan iktidarın seçime gitme ihtimali yok. Nasıl rahatlatacağım? Para lazım. Parayı nereden bulacağım? Varlık barışı yapacağım. Özelleştirme yapacağım. Bir şeyleri satacağım falan. Yani bunun adı varlık barışı ama aslında yokluğun barışı. Ve ne yazık ki AK Parti iktidarı 23-24 yıldır sürekli varlıklı insanlarla barışıyor, yoksulla hiç barıştığını biz görmedik. Paranız varsa gelin anlaşalım. Vergide anlaşabiliriz, ondan sonra başka konularda anlaşabiliriz.” “Yeni anlatılan hikâye: İstanbul Dubai olacak” “Şimdi yeni anlatılan hikâye şu: İran-Amerika-İsrail geriliminden sonra Dubai boşaldı, yatırımcı Türkiye’ye gelecek ve Türkiye ‘yeni Dubai’ olacak! Ama Dubai demokratik bir yer değil. ‘Yeni Dubai olacağız.’ denirken bunun ne anlama geldiğine de bakmak lazım. Türk toplumu tarih boyunca hayatını sadece maddi değerler üzerine kurmadı; özgürlük ve bağımsızlık da önemliydi.” “Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır” “İran savaşı çıktığından beri bizim görüşümüz şu: Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır. Amerika uzun yıllardır dolar sayesinde dünyadaki ekonomik sistemi kontrol etti. Ancak son yıllarda Çin’in ekonomik yükselişiyle dolar hegemonyası zayıflamaya başladı. Eskiden ülkeler arası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyordu. Ancak milli paralarla ticaret fikri yaygınlaşmaya başladı. Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkeler bu sisteme yöneldi. Venezuela’nın Çin’e petrol satıp karşılığında dolar yerine yuan alması Amerika açısından önemli bir sorundu. Çünkü mesele sadece petrol değil, doların küresel hâkimiyetiydi. Bugün Çin, ülkelerin kendi para birimleriyle ticaret yapmasını desteklerken Amerika doların hâkimiyetini sürdürmek istiyor.” “ABD’nin derdi petrol değil, dolar hâkimiyetini korumak” “Burada merhum babama bir parantez açmak gerekiyor. 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nde dünyada ilk defa ülkelerin kendi aralarındaki ticaretlerde Amerikan dolarını değil, kendi paralarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Bununla ilgili 10 tane uluslararası kongre yaptı. Rusya’nın meclisinde bunu anlattı ve bütün dünyaya deklare etti. O tarihten sonra 2010’lu yıllardan itibaren başta Rusya, sonra Çin, sonra Venezuela olmak üzere dünyada bir şey değişti. Mesela Venezuela’da Maduro bir gece operasyonuyla yatağından alındı. Sebebi petrol falan değildi. Amerika’nın İran’da olmasının, Venezuela’ya gitmesinin sebebi petrol deniyor. Bakın, dünya petrol rezervlerinin dörtte biri Amerika’da. Dünyadaki şu anda en yüksek petrol üreticisi Amerika. Dünyada ürettiği petrolden fazlasını ihraç eden ülkelerden biri Amerika. Yani Amerika’nın başkasının petrolüne normalde ihtiyacı yok. Neydi mesele? Venezuela Çin’e petrol satıyordu ve karşılığında para olarak Çin parası alıyordu. Amerika’nın dolarını ortadan kaldırmıştı. Şimdi Çin’le Amerika arasında böyle bir mücadele var. Yani Çin milli parayı, ülkelerin kendi paralarını kullanmasını öncelerken Amerika doların hâkimiyetinin sürmesini istiyor. Şimdi Trump oraya bir pazarlık için gitti. İran’a yansıması ne olur? İnşallah iyi olur.” “Dünyada yeni bir düzen kuruluyor” “İran bizim komşumuz. Bunun bize de çok olumsuz etkileri olduğu gibi vicdanen de bizleri çok rahatsız ediyor. Buranın durması inşallah Gazze’deki zulmün de durmasına, Lübnan’daki zulmün de bir şekilde sona ermesine vesile olacaktır ama ben Trump’a çok da güvenmiyorum açıkçası. Dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Büyük bir değişimin eşiğindeyiz ve Türkiye’nin buna hazırlıklı olması gerekiyor.”

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Haber

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez”

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gazeteci Ali Çağatay’ın YouTube kanalına konuk oldu. Çağatay’ın gündeme ilişkin sorularını cevaplandıran Hüseyin Baş, dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Liderinin açıklamalarından satır başları şöyle; “Cumhur İttifakı en az fazla yüzde 40 civarında” “Cumhur İttifakı’nın bugün toplayabilecekleri oy tabanı yüzde 40 civarıdır ancak kazanacakları bir seçim ortamına girmek istiyorlar. Kazanacakları bir seçim yapmak istiyorlar. Rakiplerin egale edilmesi de bunun içinde var, toplumun bir şekilde manipüle edilmesi de bunun içinde var, gerekirse toplumun gerilmesi de bunun içinde var. İstedikleri adayın karşılarında olması seçeneği de bence masada. Dolayısıyla yüzde 50’nin üstünde bir sonuçla AK Parti iktidarının devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklar. Bu başka bir konu ama ben şu anki mevcut desteklerinin yüzde 40’ın üzerinde olduğunu düşünmüyorum bütün Cumhur İttifakı’nın. "Türkiye’de bir değişim olacaktır ama..." Türkiye’de bir değişim olacaktır ama Türkiye mutlu olsun, insanlar yarınlara umutla baksın, ekonomileri iyi olsun, eğitim kaliteli olsun, Türkiye’de gelen nesiller daha donanımlı olsun istiyorsanız; bence şu anki siyasi düzlemde iktidara namzet partiler arasında size bunu sağlayacak bir parti yok. Bence bu anlamda bir değişim olmayacak Türkiye’de. Bugün iktidar değiştiğinde muhalefetten tanıdık partilerin iktidara gelmesi durumunda karşınıza çıkacak sonuç şudur; Daha demokratik bir Türkiye olur mu? Evet... Basın daha özgür olur mu? Evet... Çünkü 25 yılın sonunda ulaşılmış bir gücün verdiği özgüvenin baskısını yaşıyoruz. Herhangi bir iktidar değişikliği daha büyük bir rahatlama getirebilir. Ama derseniz ki ekonomi çok mu iyi olacak? Ben bugünkü iktidarın ekonomi politikalarıyla, “Ben iktidara yakınım” diyen siyasi partilerin ekonomi politikaları arasında bir fark görmüyorum. Neoliberal bakış, kapitalizm mantığı… Dünyada artık terk edilen, ülkelerin bir bir “Bu bize fayda getirmedi” dediği, hatta bu düzenin kurucularının bile itiraflarda bulunduğu; halkların, toplumların “Siz bizim emeklerimizle haksız yere zenginleşiyorsunuz” diyerek isyan ettiği bir düzeni, biz Türkiye’de devam ettirmeye çalışıyoruz. “Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi” Çok agresif bir biçimde Türkiye’de özelleştirme yapıldı. Türkiye’nin bütün zenginlikleri özelleştirme adı altında milletin elinden alındı ve alınmaya devam ediyor. Anadolu Ajansı’nın verileriyle söylüyorum; 23 yılda özelleştirmeyle devletin kasasına giren para 63 milyar dolar. Bu 63 milyar doları 23 yılda 85 milyon vatandaşa bölüp dağıtsaydık, ayda kişi başına düşen para ne kadar biliyor musunuz? 3 dolar düşüyor. Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi, elden çıkarıldı, kapatıldı. Türkiye’de devletin, milletin olan toprak bir şekilde satılmış, elden çıkarılmış. Oysa o 63 milyar dolarlık özelleştirme devletin elinde kalsaydı oluşturacağı istihdam gücü, ekonomik hareketlilik ve canlılığın haddi hesabı olmazdı. Belki 20 yılda trilyon dolara varan bir zenginlikten bahsediyor olurduk. “Muhalefet de satmaya devam edecek” Peki, iktidar değişse ne olacak? Özelleştirmeler farklı bir politikayla mı yürütülecek? Hayır. Bu kadar özelleştirme yapınca, devletin elindeki bu kadar imkânı başkalarına verince ortaya dengesiz bir yapı çıkıyor. Atatürk’ün modeli olan ve bugün dünyada birçok devletin benimsediği devlet-millet ortaklığı modeli uygulanmalı. Devletin piyasada regülatör olarak bulunduğu, özellikle stratejik alanlarda piyasayı yönettiği ve milletin faydasına işletmeler kurduğu bir model gerekiyor. “Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz” Şimdi düşünün; birisi çıkıyor ve “X fabrikasını kapatacağız, satacağız.” diyor. Neden satıyorsun? “Zarar ediyor” diyor, “Biz bunu yönetemiyoruz” diyor. Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz. Şimdi mantığa bakın. Sen Tekel’i yönetemiyorsun, SEKA’yı satıyorsun, şeker fabrikalarını özelleştiriyorsun ama sonra “Ben devleti yöneteceğim” diyorsun. Küçücük bir şeker fabrikasını yönetmeyi beceremedin ki… Şimdi “İktidar değişimi” diyoruz. Muhalefet iktidara gelse ne yapacak? Fabrikaları geri mi alacak? Mesela biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak hep söylüyoruz; Neyi özelleştirdilerse geri alacağız. Mutlaka geri alacağız. Neyi kapattılarsa açacağız. “Yap-işlet-devret projelerini ne yapacaksınız?” diyorlar. Devretmeyeceğiz, işleteceğiz. Çünkü onlar bize ait. Öyle bir anlatıyorlar ki “Köprü yaptık, cebimizden para çıkmadı” diyorlar. O zaman biz neden bu kadar ekonomik kriz yaşıyoruz? Neden her şey bu kadar pahalı? “Devletin tek gelir kalemi vergi kaldı” Benim devlete dair hayalim şu değil; “Devletin bir tane fabrikası olsun” gibi bir liste yapmaya çalışmıyorum. Ama bunlar olmadığı zaman devletin elinde memura maaş ödemek, vatandaşa hizmet etmek için tek bir gelir kalemi kalıyor; vergi... Türkiye’de şu anda bütçenin yüzde 90’ından fazlası doğrudan ve dolaylı vergilerle cezalar üzerinden oluşuyor. Mesela biz evimizin önünden yol istiyoruz. Devlet bu yolu yapacak. Ama ben bu hizmeti almak için sürekli vergi ve ceza ödemek zorunda kalıyorum. O yüzden trafik cezalarına hedef konuluyor. Dolayısıyla biz IBAN paylaşan bir yönetim gördük. Bu yüzden devletin kendi gelir imkânlarını oluşturması gerekiyor.”

-Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine neden havalimanı yapıldı? Haber

-Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine neden havalimanı yapıldı?

-Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine neden havalimanı yapıldı? -Fabrikayı değil, ürettiği ürünü satacaksınız -Özelleştirmelere karşı olan tek partiyiz -Alamadıkları belediyeleri özelleştirme kararı alabilirler -Emeklilere kritik çağrı: Oyunuzu almak için atacakları adımlara kanmayın! -MB kasasında 300 milyar dolar varsa emekli niye 20 bin TL alıyor? -Bu komisyonu meşrulaştıran CHP’nin varlığıdır -Kürt sorunu nedir? -BTP Lideri Hüseyin Baş, sıcak gündemi değerlendirdi. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meltem TV’de yayınlanan Özel Gündem programına konuk oldu. BTP lideri, programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İşte Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları: “Çukurova’nın göbeğine neden havalimanı yapıldı?” "Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine havalimanı yapıldı. Tarımı desteklemek gerekirken, oradaki üretimin maliyetini düşünmek gerekirken… Milletimiz hiç esnafta, üreticide, çiftçide suç aramasın. Çukurova’nın göbeğine tarım yapılacağına havalimanı yapılıyorsa, ürünün fiyatının niye yüksek olduğunun cevabı oradadır. Sanki başka yer yokmuş gibi ve ihtiyaç varmış gibi… Niye Çukurova’nın göbeğine yapılıyor? Orada kaç bin hektar alan tarım yapılamayacak hâle geldi. Bir de havalimanı bir yere konumlandığı zaman ne olacak? Etrafında rant oluşacak, şehirleşme olacak; konut, otel, dükkân olacak; ticaret olacak, betonlaşma olacak. Koca Çukurova’nın tarımı bitiyor. Biz diyoruz ki ürün niye pahalı? Niye pahalı? Bundan pahalı. Başka sebep aramaya gerek yok. “Fabrikayı değil, ürettiği ürünü satacaksınız” ABD’nin başına Trump geçiyor. Adam, Boeing uçağı satmak için ülke ülke geziyor, değil mi? Sonuçta ülkesine bir finansman oluşturmaya çalışıyor. Bizde kimsenin böyle bir derdi yok. Biz kimseye ürettiğimiz bir şeyi satmaya çalışmıyoruz. Biz ya köprü satacağız ya fabrika satacağız ya da toprak satacağız. Üretin, onu satın! Niye üretilen fabrikayı satıyorsunuz? Hiç siz Donald Trump’ın Boeing fabrikasını satmaya çalıştığını gördünüz mü? Bizim sattığımız SEKA, bizim sattığımız TEKEL! Sizin yapmanız gereken, iktidar olarak SEKA’da üretilen kâğıdı satmaktı, TEKEL’de üretilen tütünü satmaktı. Ama siz ne yaptınız? Atatürk döneminde yapılan fabrikaları sattınız. Bu fabrikaların hiçbirini de kendileri yapmadı. Bunlar Atatürk döneminde yapıldı; Cumhuriyet’in kazanımı! “Özelleştirmelere karşı tek partiyiz” Türkiye’de Bağımsız Türkiye Partisi haricinde sistematik olarak özelleştirmelere bu şekilde karşı olan hiçbir siyasi organizasyon yok. Herkes bir şekilde bir şeyin özelleştirilmesine karşı ya da bir şeyin ucuza verilmesine karşı; yani pahalıya verilince iş çözülüyormuş gibi bir mantık türetildi ülkede. Mesela gidiyorlar, kömür santralini satıyorlar. İtiraz ediyor muhalefet. Niye? Ucuza satılıyor diye. Enerji üreten bir firma, bir fabrika pahalıya satılsa ne yazar? Bu enerji çok stratejik bir şey. Bu satılamaz. Bunun pahası olmaz. Bunun değeri biçilmez. Dolayısıyla Türkiye’de Bağımsız Türkiye Partisi dışında bunu çözebilecek de hiçbir irade yoktur. Biz, stratejik olan hiçbir üretimin, hiçbir sektörün yabancının eline geçmemesi hususunda kararlıyız. Biz, devletin de piyasada para kazanabilen, vatandaşı lehine para kazanabilen, sektörlerde var olabilen bir oyuncu olması gerektiği şeklinde ekonomiye bakış açısı olan tek siyasi partiyiz. Emeklilere kritik çağrı: Oyunuzu almak için atacakları adımlara kanmayın! Ben emekli vatandaşlarımızdan, abilerimizden, büyüklerimizden şunu istirham ediyorum; Yarın size gözünüzü boyamak için yapılacak olan zamlar sizi kandırmasın. Çünkü seçime giderken belki size zamlar yapılarak, ekstra harcırahlar verilerek, bir iki maaş ikramiye ödenerek sizin gönlünüz alınmaya çalışılacak. Buna kanmayın. Bu, sizin seçimde oyunuzu almak için yapılacak. Oyunuzu aldıktan sonra hiç kimse sizin gönlünüzü umursamayacak. Sizi yine bir kenara buruşturup atacaklar. Çünkü bu iktidarın istikrarını düşündüğü kesim, o sermaye kesimi. Emeklinin istikrarı diye bir derdi yok, işçinin istikrarı diye bir derdi yok, asgari ücretlinin istikrarı diye bir derdi yok. Böyle bir derdi olsaydı bu piyasayı bu hâle getirirler miydi? Getirmezlerdi. Kur korumalı mevduat işçi için mi yapıldı? Emekli için mi yapıldı? Kim için yapıldı? Yine sermaye sahibi için yapıldı. Faiz düşürüldü. Kim için? Sermaye sahibi için. Faiz yükseltildi. Kim için? Sermaye sahibi için. “MB kasasında 300 milyar dolar varsa emekli niye 20 bin TL alıyor?” Bakın, Türkiye’de para olmadığı için insanlar açlık ve yoksullukla mücadele etmiyor. Bugün hükûmet yetkilileri çıkıp gerine gerine, “Gayrisafi millî hasılamız yani millî gelirimiz 1,5 trilyon doları aştı.” diyor. Millî gelir 1,5 trilyon doları aştıysa bu adam niye aç? Yine “Merkez Bankası rezervleri tarihî rekor düzeyde, 300 milyar doları geçti.” diyorlar. O kadar para var da bu adam niye aç? Merkez Bankası’nın rezervlerinde 300 milyar dolardan fazla para varsa emekli niye 20 bin TL alıyor? O rezerv milletin değil mi? Bu millete ait bir gelirse bu adam niye aç geziyor? Bunu biri izah etsin. Bunun izahı yok. Neden? Çünkü adalet yok. Gelirde adalet yok, sokakta adalet yok, okulda adalet yok, üniversitede adalet yok, adliyede adalet yok. Hiçbir yerde adalet olmayınca işte birileri aç geziyor, birileri inanılmaz zenginlik içinde yaşıyor. “Bu iş belediyelerin satışına kadar gider” Belediyelerin, savunma firmalarının özelleştirilmesine, satılmasına kadar gider bu iş. Hele ki belediyeler kaybedildikçe “Ya bu belediyecilik mantığı yanlış, belediyeleri özelleştirelim.” derler mi? Derler. Çünkü yapabilecekleri başka hiçbir şey yok. O sermaye grubunun rantı ve istikrarının sağlanması için onların önündeki bütün engelleyici faktörler temizlenmeli ve onların hem psikolojik hem mali hem de medyatik desteği iktidarın arkasında kalmalı ki bu iktidar, iktidarını sürdürebilsin. “Bu komisyonu meşrulaştıran CHP’nin varlığıdır” Niye Meclis’te komisyon kuruldu sorusunu ben çok sordum. Meclis’in söylediği her şeyin önemsiz olduğu bir son 10 yılda ne oldu da bu kadar kritik bir meselede Meclis’in ne dediği önem arz etmeye başladı? Bunun cevabı şuydu: Hükûmet bir şey yapmak istiyor. Buna milleti ortak etmek istiyor. Komisyon bu yüzden kuruldu. Bu komisyonu meşru kılan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin orada var olmasıdır. Ana muhalefet oraya oturmasaydı bu komisyonun söylediği hiçbir şeyin bir önemi yoktu. Son sürecin sorumlusu benim gözümde iktidardan öte ana muhalefettir. Çünkü bunu haklı ve meşru kılan ana muhalefetin orada var olmasıdır. CHP oraya girmeseydi bambaşka bir sonuç çıkacaktı. İşin diğer taraflarına girdiğimizde ortada elle tutulur bir şey yok. Bu, toplumun kabul ettiği bir şey değil. Hiç kimsenin böyle bir süreci desteklediği falan da yok. Medyadaki birkaç kişinin haricinde topluma indiğinizde böyle bir kabul yok. “Kürt sorunu nedir?” “Kürt sorunu” deniyor. Kürt sorunu var deniyorsa sorunun ne olduğu ortaya konsun. Sorun ne? Eğer Apo’nun dediği gibi sorun vatandaşlık tanımıysa, “Kabul edilmedi.” de, çek çizgiyi, geç. Sorun ne? Sorun Güneydoğu’da işsizlikse evet, hepimizin sorunu; çözmemiz lazım. Sorun okullardaki eğitim kalitesinin düşüklüğüyse hepimizin sorunu; çözmemiz lazım. Sorun geçim sıkıntısıysa hepimizin sorunu. Adalet arayışıysa hepimizin sorunu. Güneydoğu’da da vardır; çözmemiz lazım."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.