Ankara

#Okul Saldırısı

OrtamHaber - Okul Saldırısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Okul Saldırısı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

- "Eğer yapılan iyi işler hükümete yazılacaksa, bu kötü olayları da hükümete yazmak zorundayız" Haber

- "Eğer yapılan iyi işler hükümete yazılacaksa, bu kötü olayları da hükümete yazmak zorundayız"

- "Eğer yapılan iyi işler hükümete yazılacaksa, bu kötü olayları da hükümete yazmak zorundayız" - "Bir soykırımcının, Türkiye'nin adını ağzına alması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil" - "Mutlak butlan kararı çıkarsa CHP yönetimi Ekrem İmamoğlu'na verilmeli" - "Tom Barrack istenmeyen adam ilan edilmeli" - "Küresel çeteler Türkiye'de 100 yıldır monarşi istiyorlar" Bağımsız Türkiye Partisi ( BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Meltem TV'de katıldığı programda gündemi değerlendirdi. Kahramanmaraş’taki okul saldırısı, ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın Türkiye'ye yönelik sözleri, CHP'nin mutlak butlan davası BTP liderinin gündemindeydi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın söyledi: "Eğer yapılan iyi işler hükümete yazılacaksa, bu kötü olayları da hükümete yazmak zorundayız" Bu (Kahramanmaraş'taki okul saldırısı) siyaset üstü bir olay. Buradan siyaset üretmek bana da çok anlamlı gelmiyor. Ancak şunu da değerlendirmeden insan edemiyor. Türkiye'de yapılan her güzel şey reklam edilirken hükümetin başarısı olarak anlatılıyorsa, Türkiye'de başarısız olan her durum da hükümete fatura edilmek zorundadır. Hükümet çeyrek asra yaklaşmış bir iktidar olarak 'benim burada sorumluluğum yok. Bunun anası sorumlu, babası sorumlu, öğretmeni sorumlu, arkadaşı sorumlu' diyerek bu işten kurtulamaz. Çünkü havada bir SİHA uçtuğu zaman bu başarı milletimizin vergisiyle, vatandaşın mühendislik kabiliyetiyle yapılmış sayılmıyor; hükümetin başarısı sayılıyor. Veya 'depremde 300 bin konut yaptık' diyorlar. Bu konutların insanların emeğiyle, vergisiyle yapıldığı konuşulmuyor, 'hükümetin başarısı' deniyor. Ama kimse şunu söylemiyor: Evet 300 bin konut yaptık ama 50 bin – 100 bin konut yıkıldı. Bu konutların yapım iznini de aynı hükümet büyük oranda verdi. Yapılmaması gereken yerlere konutlar yapıldı, kaçak yapılar yapıldı, denetimler eksik yapıldı. Bunların tamamı hükümetin yetki alanındayken burada sorumluluk yok. Ama sonuçta insanlar hayatını kaybetti, evsiz kaldı, çadırlarda ve konteynerlerde yaşadı, depremden sonra hastalıklar nedeniyle ölümler oldu. Bunlar için bir sorumlu aranmıyor. Ama 300 bin konut yaptı diye hükümeti alkışlamak zorunda bırakılıyoruz. Eğer yapılan iyi işler hükümete yazılacaksa, bu kötü olayları da hükümete yazmak zorundayız. "Milli Eğitim Bakanı da sorumludur" Görevden almalar, gözaltılar, tutuklamalar var. Bir yerde Milli Eğitim Müdürünün sorumlu olduğu yerde Milli Eğitim Bakanı da sorumludur, Milli Eğitim Bakanının bağlı olduğu hükümet de sorumludur. Sorumluluk yukarı doğru gider. Bu yüzden toplumu ayakta tutacak şey istifa kültürüdür. Sorumluluk bilinci olmayan toplumlarda suç da artar. Bu bilinci kazandırmanın yolu ne dizi çekmek ne yasaklamak ne de ünlüler üzerinden toplum mühendisliği yapmaktır. Yöntem, yönetenlerin sorumluluk almasıdır, istifa kültürünü hayata geçirmesidir. Bolu’da bir facia yaşandı, insanlar yanarak can verdi. Kim çıktı 'sorumluluk benim, istifa ediyorum' dedi? Bu ülkede yaşanan en büyük problem şu; hiç bir şeyin sorumlusu yok, uzun süredir yaşanan olaylarda sorumlu bulunamıyor. Tren kazası oluyor, insanlar ölüyor; yangın oluyor, insanlar ölüyor; terör olayları oluyor, insanlar hayatını kaybediyor ama sorumlu yok. "Bir soykırımcının, Türkiye'nin adını ağzına alması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil" Bir katilin, bir soykırımcının, insanlıktan çıkmış organizmanın Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanını ağzına alması, Türkiye'nin adını ağzına alması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bırakın onu; çok ahlaklı bir insan da olsa, çok iyi bir devlet de olsa Türkiye’yi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanını hedef alamaz. Burada biz yine devletimizi savunuyoruz. Bu olaya kişisel olarak bakmak mümkün değil. Cumhurbaşkanlığı makamı bizim devletimizin en yüce makamıdır ve bu noktada hiç kimsenin buna bir şey söylemesine asla müsaade etmeyiz, etmemeliyiz de. Ama biz Türk toplumu olarak, vatandaş olarak, seçmen olarak, devletin asli sahibi olarak cumhurbaşkanını da eleştirebiliriz, yöneticileri de eleştirebiliriz. Seçimler olur, yarışabiliriz. Farklı tercihlerimiz olabilir. Bu çok başka bir konu. Bu bizim içerideki bir meselemizdir. Kol kırılır yen içinde kalır. Dışarıdan medet uman ülkelerin bugün yaşadıkları hali görüyoruz. Başkalarının kendilerini kurtarmasını bekleyen ülkelerin bugün nasıl bir sefalet, yokluk ve gözyaşı ve pişmanlık içinde yaşadığını görüyoruz. "Mutlak butlan kararı çıkarsa CHP yönetimi Ekrem İmamoğlu'na verilmeli" Kongre divanı kurulduğunda divanın başkanı o partinin en üst düzey yöneticisidir. Onun üstünde kimse yoktur. Şimdi mutlak butlan davası deniyor. Butlan davası olduğunda Sayın Kılıçdaroğlu’nun geri geleceğine ilişkin bazı söylemler var. Böyle olmaması gerekir. Hukuken nedir bu? Kongre divanı kurulana kadar sorun var mı? Yok. Kongre divanı kuruldu. Sorun varsa da o andan sonra ortaya çıktı. O zaman butlan kararı gelirse bile parti yönetme yetkisi kongre divanının başkanına verilmek zorundadır. O gün kongre divanının başkanı kim? Sayın Ekrem İmamoğlu. Diyeceksiniz ki, Ekrem Bey tutuklu. Fark etmez. Hükümlü mü? Hayır. Kesinleşmiş cezası var mı? Yok. O zaman butlan kararı gelirse mahkemenin genel başkanlığı ve parti yönetme yetkisini Sayın İmamoğlu’na devretmesi gerekir. Bu hukuki bir analizdir. Evet, Kılıçdaroğlu’nu destekleyen bir insan bile bugün hukuken değerlendirdiğinde bunu der. Çünkü olay böyle bir olay. "Toplum bunları siyasi operasyon olarak görüyor" Bunlar siyasi operasyon olarak değerlendiriliyor. Kimse kimseyi de ikna etmiyor. Hükümet yetkililerinin son dönemde yaptıkları işlerde toplumu ikna etmek gibi bir derdi yok. Biz bir şey yapalım, toplum da inansın demiyorlar. Toplumu hayır bu böyle değil diye ikna etmeye de çalışmıyorlar. Toplum da buna ikna olmuyor. Hükümetin de toplumun ikna olması gibi bir gündemi yok. O zaman burada başka bir şey planlandığını düşünmek gerekiyor. Amaç toplumu ikna ederek seçime gitmek değil. Çünkü toplum bu operasyonların rakiplere karşı yapıldığını düşünüyor. Hükümet de bunu önemsemiyor ama devam ediyor. Oy kaybetmesine rağmen devam ediyor. Bu da başka bir niyet olduğu düşüncesini doğuruyor. "Tom Barrack istenmeyen adam ilan edilmeli" Tom Barrack'ın Persona non grata, yani istenmeyen adam ilan edilmesi çağrısı yapıldı. Ben de katılıyorum. Tom Barrack haddi aşan ifadeler kullanılmıştır. Davranışları bir büyükelçi gibi değil, daha çok bölgeyi yöneten, yönlendiren, akıl veren, istikamet çizen bir figür gibi. Bir büyükelçinin böyle bir haddi hududu olamaz. Şuandaki büyükelçi bu haddi hududu aşarak Türkiye’ye istikamet çizmeye çalışan bir vasatta hareket ediyor. Bu nedenle Türkiye’nin diplomatik olarak gerekli adımları atması gerekir. Çağrılıp uyarılmalı, nota verilmelidir. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ile iletişime geçilerek Türkiye'ye daha devlet adamı gibi davaranan bir elçi gönderilmesi talep edilmelidir. Tom Barrack'ın bir büyükelçi olarak bölge olduğu kanatinde değilim zaten daha çok ticari kimliği olan bir iş insanı olduğu söylendi. ABD Başkanı Trump ile kişisel ilişkileri iyi olan, aslen Lübnanlı bir karekter. Kendisini çok ciddiye alınması gereken bir profil olarak da görmüyorum. Bunun yanısıra Epstein dosyalarında çokça adı geçen, çok görüntüsü olduğu konululan birisi. Böyle bir karakterin Türkiye'ye gelmesi hükümet yetkililerin doğrudan tepki göstermesi gereken bir şey. Buraya devlet adamı gönderin demeliler. "Küresel çeteler Türkiye'de 100 yıldır monarşi istiyorlar" Türkiye'de küresel çetelerin istediği model sadece bugün değil Osmanlı'ya imzalattırdıkları Sevr'de dahil meşruti monarşiydi. O tarihten beri gelen bir baskı sürecidir bu. Bugün bu adamın söylediği şeyler aslında nereye çıkıyor? Meşruti monarşiyi kurmak istediklerini ortaya koyuyorlar. Osmanlı'nın Sevr'de elinde kalan şey meşruti monarşi. İstanbul'da hanedanlık var ama Sevr anlaşmasına göre İstanbul Osmanlı'nın dışında. Osmanlı'ya harita çizdiler. İçinde İstanbul yok! Hanedanı devlet yönetimini İstanbul'a koydular! Bu 100 yılı aşkındır bu ülkede istenen pozisyon. Bunu ilk defa İngilizler istedi. Niye istedi? Demokrasinin beşiği diye adlandırılan İngilizlerin bugün bir kraliyet ailesi tarafından yönetildiğini unutmamamız lazım. Yani onlarda ne var? Meşruti monarşi var. Gelebildikleri en demokratik nokta meşruti monarşidir. Atatürk öyle bir çalım attı ki cumhuriyeti, demokrasiyi hiç olmaz denilen coğrafyaya getirdi. Kadına seçme seçilme hakkını Avrupa'dan önce verdi. Öyle bir demokrasi kültürü, bir cumhuriyet bilinci burada oturttu ve bir imparatorluğun bakiyesi olarak yani yönetim biçimi imparatorluk olan bir devletten sonra bunu hemen arkasına hayata geçirmeyi başardı. Bu İngilizin bozguna uğradığı nokta oldu. Kendisinin ulaşamadığı noktaya Atatürk'ün önderliğiyle Türk milleti ulaştı. O gün bugün bize o meşruti monarşiyi dayatmaya çalışıyorlar. Ama ben şunu biliyorum. O yüzden rahatım; Türkiye'yi yöneten de, Türkiye'de yönetilen de bunu istemiyor istemez. Çünkü bizim demokrasimiz, cumhuriyetimiz, sahip olduğumuz en güçlü varlığımız. Hiç kimse böyle bir noktaya bu ülkenin gelmesini istemeyecektir."

BTP'den Kahramanmaraş okul saldırısı hakkında açıklama Haber

BTP'den Kahramanmaraş okul saldırısı hakkında açıklama

BTP'den Kahramanmaraş okul saldırısı hakkında açıklama Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Kahramanmaraş'ta medyana gelen okul saldırısı üzerine açıklama yaptı. Parti genel merkezinde basın açıklaması yapan Önder, "Kahramanmaraş’ta yaşanan bu vahim olay hepimizi çok üzdü. Başta orada hayatını kaybeden çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun" dedi. BTP Sözcüsü Önder açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Bu olayı sadece münferit bir olay, bir çocuğun ya da bir ailenin eksikliği olarak görmek mümkün değil. Bu olay ilk değil münferit bir olay değil. Çünkü rakamlar bunu açıkça ortaya koyuyor. Yılda ortalama 600 bin civarında, mağduru ve faili çocuk olan olay karakollara intikal ediyor. Dolayısıyla yüz binlerce olay yaşanıyorsa, bu ülkede çocukların mağdur ya da fail olduğu durumlar münferit değildir. Demek ki siyaset, devlet ve toplum bir şeyleri yanlış yapıyor ki böyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz. "Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için onlarca koruma ile geziyor" Münferit olarak olaya bakacak olan yargıdır. Burada annenin ya da babanın bir ihmali varsa, elbette soruşturulacaktır. Ceza yasalarımız bu yaptırımları uygulamak için uygundur. Gerekli yaptırımlar, cezai müeyyideler uygulanacaktır. Ancak devletin, siyasetin ve toplumun alması gereken tedbirler vardır. Bu tedbirler alınmadığı sürece bu tür olaylar azalmıyor, artıyor. Okulun güvenli olmaması ne demek? Çocuklarımızı okula gönderirken “Acaba başına bir şey gelecek mi?” diye endişe içinde beklemek zorunda kalıyoruz. Böyle bir tablo düşünülebilir mi? Okullarda güvenlik görevlisi bulundurulamaması kabul edilebilir mi? Bu durum devletin ekonomik imkânsızlığıyla açıklanabilir mi? Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için onlarca, yüzlerce koruma ile geziyor; uzun araç konvoyları oluşturuyor. Bu konvoylar biraz kısaltılsa, buradan ayrılacak bütçeyle okullara güvenlik görevlisi konulabilir. Okullarımız güvenli hâle getirilebilir. "Okullarda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok" Okullarda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok, temizlik görevlisi yok. Okul müdürleri velilerden para toplayarak temizlik görevlisi istihdam etmeye çalışıyor, temel ihtiyaçları karşılamaya uğraşıyor. Buna rağmen bu çabayı gösterenlere de “Para toplayamazsınız.” denilerek tepki gösteriliyor. Peki ne yapsınlar? Çocuklar hijyenik bir ortamda bulunmasın mı? Bu çabayı gösterenlere teşekkür etmek gerekir. Ancak bir devletin bu temel ihtiyaçları karşılayamaması kabul edilemez. Burada ciddi bir bakış açısı sorunu vardır. "Bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu" Eğitim ve öğretim diyoruz ama bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu. “Milli Eğitim” ifadesi sadece isimde kaldı. Gerçekte sadece öğretim yapılıyor. Keşke o öğretim de yeterli düzeyde yapılabilse. On iki yıllık zorunlu eğitim sonunda öğrencilerin üniversite kazanması hedefleniyor. Ancak sınavlarda sıfır çeken, üniversiteye yerleşemeyen çok sayıda öğrenci var. Yani öğretim de istenilen düzeyde başarılamıyor. İktidara 'dindar nesil' cevabı Eğitim çocuğun duygusuna dokunmak, iyi insan, ahlaklı insan, adaletli ve merhametli bireyler yetiştirmek demektir. Ancak bu yönde ciddi bir çalışma görülmemektedir. Bu konu açıldığında “dindar nesil yetiştirme” söylemleri gündeme geliyor. Ancak inanç bir duygudur ve bu duygu sadece anlatılarak kazandırılamaz. Adalet, merhamet ve inanç gibi değerler tanımlarla değil, yaşayarak öğrenilir. Çocuklar toplumda merhameti görmeli, devlet mekanizmasında adaleti hissetmeli, insanların inançlarını gerçekten yaşadığını gözlemlemelidir. Bu değerler sadece sözde kaldığında, gençlerin bu duyguları kazanması mümkün olmaz. Bu nedenle gençlerin gerçek anlamda eğitilebilmesi için, bu değerlerin toplumda yaşanır hâle getirilmesi gerekmektedir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.