Ankara

#Hüseyin Baş

OrtamHaber - Hüseyin Baş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hüseyin Baş haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

-Devletin sahibi millettir Haber

-Devletin sahibi millettir

-Devletin sahibi millettir -Türkiye’de ekonomi dengesini kaybetmiş durumda -Kriz dediğimiz bir yıl, belki iki yıl, en fazla üç yıl sürsün diyelim. Türkiye belki de on yıldır derin bir krizin içerisinde -Devlet piyasaya yatırımcı ve vatandaş lehine müdahil olmalı -Millî Ekonomi Modeli, mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır" -BTP lideri Hüseyin Baş Bursa’da RUMELİSİAD'ı ziyaret etti Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti. Başkan Murat Evke tarafından karşılanan BTP lideri önce RUMELİSİAD’ın Rumeli Parkı’nı gezdi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş parkta, Balkanlar’daki Türk-İslam ve Osmanlı eserlerinin minyatürlerini inceledi. "Türkiye aslında bir Balkan ülkesidir" Daha sonra görüşmeye geçildi. BTP lideri Hüseyin Baş, "Türkiye aslında bir Balkan ülkesidir. Biz ne tam anlamıyla bir Avrupa ülkesiyiz ne de bir Ortadoğu ülkesi. Müziğiyle, kültürüyle, mimarisiyle, sanatıyla ve insan yaşayış biçimiyle yoğun bir Balkan esintisi taşımaktayız" derken RUMELİSİAD Başkanı Evke, "Toplamda 60 bin çalışanı istihdam eden ve yıllık ticaret hacmi 2,5 milyar doları bulan, 330 üyeden oluşan bir derneğiz. Bünyemizde sanayiciler, inşaatçılar, tekstilciler, mobilyacılar ve daha birçok sektörden temsilciler bulunmaktadır. Toplam 36 farklı sektörde hizmet veren üyelerimiz vardır. Balkanlara yönelik hissiyatımız yalnızca ekonomik değildir; kültürel boyutu da vardır. Ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi hususunda Balkanlarla ciddi temas hâlindeyiz" ifadelerini kullandı. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş RUMELİSİAD ziyaretinde şu yaptığı değerlendirme şöyle; "Devlet dediğiniz millettir" "Devleti toplum olarak tanımlarım. Türkiye’de bu anlayış son yıllarda biraz farklılaşmıştır. Devlet ve millet ayrı kavramlarmış, devlet milletin sahibiymiş gibi bir yönetim ve işleyiş anlayışı ortaya çıkmıştır. Ben buna bütünüyle karşıyım. Çünkü devlet dediğiniz millettir ve devletin sahibi de millettir. Şeyh Edebali’nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' düsturu da bunun bir başka ispatıdır. Velhasıl, biz de bu köprüyü görmek adına bir siyasi yolculuk yapıyoruz. "Ekonomi dengesini kaybetmiş durumdadır" Piyasada mali açıdan ciddi bir zorluk ve problem bulunmaktadır. Üstelik bu sorun çözülememektedir. Normal şartlarda kriz dediğimiz süreç bir yıl, belki iki yıl sürer; en fazla üç yıl sürsün diyelim ancak Türkiye belki de on yıldır derin bir krizin içerisindedir. Son bir ya da bir buçuk yıldır dövizin ciddi şekilde baskılanmış olması da ihracat açısından rekabeti zorlaştıran bir unsur hâline gelmiştir. Dövizi serbest bıraksanız bu kez ithalata dayalı iç piyasa ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacaktır. Ekonomi dengesini kaybetmiş durumdadır. Hiç kimse aldığı maaştan memnun değildir. Hatta bırakın maaşı; ailenizle bir yemeğe gitseniz gelen hesap sizi şaşırtıyor. Hesabı ödeyen 'Bu kadar para mı ödenir?' diyor. İşletmeci ise parayı alırken 'Bu parayla para kazanamıyoruz.' diyor. Bu durum mobilya sektöründe de böyledir, diğer sektörlerde de. "Millî Ekonomi Modeli, mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır" Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2004 yılında kaleme aldığı Millî Ekonomi Modeli, dünyadaki mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır. Bu model üzerine 11 farklı uluslararası kongre gerçekleştirilmiştir. Modelin temel farklılıklarından biri, dünyada hâkim para birimi olan Amerikan doları yerine millî paralarla ticaret yapılmasını savunmasıdır. Bugünlerde dünyada sıkça duyduğunuz bu fikir ilk kez Millî Ekonomi Modeli’nde yer almıştır. Buna göre devletler ticaret yaparken Amerikan doları yerine kendi millî para birimlerini kullanmalıdır. Nitekim Venezuela’da Nicolás Maduro’ya yönelik giriş…

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir Haber

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir -En hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler; Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şey… -Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize kadermiş gibi yutturuldu -Halk zarar görüyor diye tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar. Halkı bu kadar düşünüyorsanız, SEKA'yı kapatmasaydınız, TEKEL'i satmasaydınız, Sümerbank dursaydı… -BTP Lideri Hüseyin Baş Yalova’da konuştu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Yalova’da partisinin Genişletilmiş İl Divan Toplantısına katıldı. İl teşkilatıyla bir araya gelip parti faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda konuşan Hüseyin Baş sıcak gündeme dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle; “Türkiye’de cumhuriyetle kavga eden bir anlayış hakim olmaya başladı” “Türkiye bugünlerde yaşadığını belki de Cumhuriyet tarihinde hiç yaşamadı. Çünkü geçmişte Türkiye'de yaşanan bütün arızalar, öyle veya böyle cumhuriyeti ayakta tutmak için yaşanan arızalardı. Şu anda tam tersini yaşıyoruz. Bugün insanların yediği baskı, cumhuriyete uyum sağlasınlar diye değil. Bugün insanların özgürlüklerinden, hürriyetlerinden endişe etme sebebi, devlete karşı bir suç işlemiş olduklarından dolayı değil. Şimdi baktığınızda adeta cumhuriyetle kavga eden bir anlayışın Türkiye'de hâkim olmaya çalıştığını gözlemliyoruz. “En hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler: Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şeyleri” Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir. Çünkü elinizde cumhuriyet var. Geri kalan bütün kazanımları tekrar kazanabilirsiniz. Yitirir, yeniden elde edebilirsiniz. Ancak elinizde cumhuriyet, milletin iradesi, halkın gücü kalmazsa geçmişte elde ettiğimiz hiçbir şeyin de bir değeri olmaz. Bu hayatı ne için yaşıyor olursanız olun, örnek verelim en hassas olunan noktalardan biri dini için bütün hayatını yaşayan ve en hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler: Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şeyleri. “Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize kadermiş gibi yutturuldu” Cumhuriyet sahip olduğumuz her şeyin garantörü. O yüzden çok ilginç bir süreçten geçiyoruz. Peki, bu noktaya nasıl geldik diye dönüp bakacak olursak değerli arkadaşlar; sadece son 25 yıldır değil, belki de 50 yıldır yoklukla imtihan edilen, açlıkla sınanan bir millet hâline getirildik. Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize öyle bir kadermiş gibi yutturuldu ki şu anda sizlere sorsam veya hep birlikte çıkıp sokakta anket yapsak, bu ülkede bir emekli 100 bin lira maaş alabilir mi? Yani bir şey olsa, ne bileyim, gökten bir fil düşse olur mu? Evet, der... Mesela gökten bir fil bu masanın üstüne düşecek... Olabilir mi? Evet, olabilir deriz. Bir emekli 100 bin lira alabilir mi desek, "Yok canım, mümkün değil." deriz. Yani o garibanlık kaderine öyle bir ikna edilmişiz ki… Ya da bir işçi tek başına bir maaşla dört tane evladı olsa, onları okutur, büyütür, evlendirir. Hatta çocuklar işini gücünü oturtana kadar ceplerine harçlık koymaya devam eder desek, hanginiz inanır buna? Hiç kimse inanmaz. Çünkü garibanlık bu toplumun kodlarına işlendi. Şimdi bu garibanlık psikolojisi, bizim millet olarak düştüğümüz yerden kalkacağımıza olan inancımızı yok etti. Türkiye, önündeki ekonomik meselelerini çözmediği müddetçe başka hiçbir meseleyi çözme imkân ve kabiliyetine sahip olamayacaktır. “Mevcut ekonomik meseleleri kim çözer?” Bugün Türkiye'de siyasete baktığınız zaman, mevcut ekonomik meseleleri kim çözer sorusunun cevabı gerçekten yok. Zaten bir emekli 100 bin lira alabilir mi diye sorduğumda kimsenin inanmamasının sebebi nedir? Onu sağlayabilecek bir siyasi iradenin Türkiye'de olmadığına inandığından dolayıdır. Yani hiç kimse demiyor ki, ‘Ya bu iktidar devam etsin, şunu da halledince bana bu parayı verecek’ veya ‘Bu iktidar gitsin, ana muhalefet gelsin. Onlar geldiği zaman biz bu paraları kazanabiliriz.’ demiyor. Kimsenin böyle bir inancı yok. “Rusya ve Çin Milli Ekonomi Modeli ile değişti” Biz, bir kere diğer bütün siyasi partilerden, bütün fikir hareketlerinden farklı olarak bir ekonomik modele sahip siyasi bir oluşumuz. Bağımsız Türkiye Partisi'nin ekonomik fikirlerini ve parti programının temelini oluşturan şey Millî Ekonomi Modeli'dir. Nedir bu Millî Ekonomi Modeli dediğiniz zaman, bugün dünyada Amerikan hegemonyasına, Amerikan tek kutbuna karşı başkaldırabilmiş, kendi ekonomileri Amerika ekonomisini dahi geçebilecek noktaya hızla ilerleyen ülkelerin kullandığı modeldir. Mesela bu modeli biz 2013 tarihinde merhum liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş ile birlikte Rusya'nın meclisinde anlattık. Haydar Baş bu modeli Rusya'nın meclisinde anlattı. Kime? Rus bilim insanlarına, Rus akademi öğrencilerine ve Rus siyasetçilerine. Rusya, o tarihlerden daha öncesinden beri süregelen şekilde bugüne kadar Millî Ekonomi Modeli'ni uygulamış bir devlet ve bugün Amerika'yla çatışabilen dünyadaki ender devletlerden biri. Yine bakıyoruz; Çin şu anda Amerika'nın en büyük derdi. Çin'in bu gidişatı bu hızla devam ettikçe Amerika şunu görüyor ki; dünya artık benim çiftliğim olmayacak! Peki Çin nasıl bu noktaya geldi dersek, Çin de Millî Ekonomi Modeli'ni uygulayarak bu noktaya geldi. Yani buradan şu sonuç çıkıyor: Bizim elimizde Bağımsız Türkiye Partisi olarak öyle bir model var ki dünyada hiçbir siyasi partinin böyle bir kabiliyeti ve imkânı yok arkadaşlar. Bağımsız Türkiye Partisi'nin parti programı Millî Ekonomi Modeli. BTP'nin parti programı, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen ekonomistler tarafından dünyanın kurtuluş reçetesi olarak ortaya konuyor. Şimdi siz bana lütfen şunu söyleyin: Türkiye'deki herhangi bir siyasi partinin, buna iktidar partisi de dâhil, parti programındaki bir cümleyi dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir konudaki akademisyen çıkıp, ‘Bu cümle doğrudur’ desin. “Tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar….” Şimdi halk zarar görüyor diye tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar. Yaa halkı bu kadar düşünüyordunuz madem, SEKA'yı kapatmasaydınız, TEKEL'i satmasaydınız, Sümerbank dursaydı, şeker fabrikaları elimizde dursaydı, limanlar bizde olsaydı, altın madenleri özelleştirilmeseydi. Bu halkın en çok tavuk dürüm yiyor olmasının sebebi tavuğu çok sevmesi değil. Halkı bu kadar düşünmenize gerek yok. En çok tavuk dürüm yiyor olmasının sebebi cebinde para olmayışı. Sözde halkı düşünüyorlar ama halkın kârına ne varsa elden gitti. Dolayısıyla bu ekonomik tablonun, bu tutarsız tablonun bir iktidar değişimiyle düzeleceğini düşünürseniz orada da yanılırsınız arkadaşlar. Bu ekonomik tablonun düzelebileceği tek yol Bağımsız Türkiye Partisi iktidarıdır.”

BTP’den 19 Mayıs şöleni… BTP Lideri Hüseyin Baş: “Milli kimliğimizi kaybedersek vatanımızı da kaybederiz” Haber

BTP’den 19 Mayıs şöleni… BTP Lideri Hüseyin Baş: “Milli kimliğimizi kaybedersek vatanımızı da kaybederiz”

BTP’den 19 Mayıs şöleni… BTP Lideri Hüseyin Baş: “Milli kimliğimizi kaybedersek vatanımızı da kaybederiz” Bağımsız Türkiye Partisi Ankara Gençlik Kolları, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı düzenlenen programla kutladı. Kutlama programına BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş da katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program şölen havasında geçti. Hep birlikte söylenen marşlar salonda büyük coşku oluştururken, Hüseyin Baş dikkat çekici açıklamalarda bulundu. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti kıyamet sabahına kadar var olacak” “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamak için buradayız. Türkiye, tarihinde bu kadar şanlı ve büyük başarıların olduğu dünyadaki tek ülke. Biz millet olarak birliğimizi tesis etmeyi başarırsak, bizi bölüp parçalamaya çalışan bütün dış mihraklara en şiddetli biçimde karşı durursak, kıyamet sabahında şu dünya üzerinde bir tane devlet ayakta kalırsa o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacak arkadaşlar, bundan hiç endişeniz olmasın. Tarihin en büyük adamlarından biri Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun gibi tutkuyla hatırlanan ve anılan başka bir örnek de hiçbir yerde bulamazsınız.” “Prof. Dr. Haydar Baş’ın dediği gibi; evlerinize bayrak asın…” “Bu milli bayramlar bizler için, bizden sonra gelen nesiller için, evlatlarımız için; Atamızı, cumhuriyetimizi ve bağımsızlığımızı muhafaza etmek adına en önemli günlerdir. O yüzden ebedi liderimiz merhum Haydar Baş her zaman milli bayramlar için bize bir öğütte bulunurdu ve ‘Evlerinize bayrak asın. Eğer evlerinize bayrak asmazsanız başka ülkelerin askerleri gelir sizin evinize kendi bayraklarını asar’ derdi. Biz de bu motivasyonla, bu kararlılıkla, bu inançla ve bu bilinçle milli bayramları layıkıyla kutlamaya devam edeceğiz arkadaşlar.” “1919’da Anadolu işgal edilmiş, Sevr Anlaşması imzalanmış…” “19 Mayıs 1919’da Anadolu işgal edilmiş, Sevr Anlaşması imzalanmıştı. İstanbul, payitaht işgal altındaydı. Hiç kimsenin yarınlara dair bir umudu yoktu. Herkes mevcut durumu kabullenmiş, yeni bir yönetim ve yöntem oluşturmaya çalışıyordu. O dönem bir adam çıkıyor. Bütün dünya onu 1915 Çanakkale’den tanıyor. Yıllar sonra Mahatma Gandhi bile ‘Atatürk İngiliz’i yenene kadar biz tanrıyı İngiliz zannediyorduk’ diyor. Atatürk, 16 Mayıs’ta Sarayburnu’ndan gemiye biniyor ve Samsun’a doğru yola çıkıyor. Mustafa Kemal Samsun’a ayak basıyor ve o büyük yürüyüş orada başlıyor. Yaklaşık 3,5 yıl süren, çok büyük yokluklarla ve acılarla dolu bir milli mücadele başlatıyor. O mücadeleyi kazanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak devleti yeniden ayağa kaldırıyor.” “Atatürk devletin mülkiyetini vatandaşa verdi” “Atatürk kendi saltanatını ilan etme imkânı olan bir insan olmasına rağmen, ‘Hayır, bu devletin yönetim biçimi cumhuriyet olacak’ diyor. Nedir cumhuriyet arkadaşlar? Devletin mülkiyetini vatandaşa vermektir. Meclis’te kocaman yazar; ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ Atatürk bunu yaptı. Bu kadar önemli bir günü bayram ilan edip Türk gençliğine armağan etti.” “Biz bir medeniyeti muhafaza çalışması yapıyoruz” “Buradan Türk gençliğine düşen bir vazife var değerli arkadaşlar. Atatürk, Gençliğe Hitabe’de söylediği gibi; eğer bu devletin yine bir bağımsızlık mücadelesi olacaksa o mücadele Türk gençliğinin omuzlarında olacaktır diyor. Biz de Türk gençliği olarak bu vazifenin her daim farkında olmak zorundayız. Ülkemizi korumak, bağımsızlığımızı muhafaza etmek adına her daim tetikte olmalıyız. Bizim siyaset arenasında yapmaya çalıştığımız şey bir medeniyeti muhafaza çalışmasıdır arkadaşlar. Bir kültürü, bir tarihi, bir anlayışı gelecek yüzyıllara aktarma mücadelesi veriyoruz.” “Bütün coğrafya savaştayken Türkiye ayakta” “Dünya büyük bir kırılma noktasında. Ekonomik sistemler değişiyor, sınırlar değişiyor. Hemen yanı başımızda savaşta olmayan neredeyse tek bir devlet kalmamış durumda. Allah’a binlerce şükür ki Türkiye hâlâ dimdik ayakta. Bu durum, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin kodlarının bize kazandırdığı kültürel ve manevi değerlerin sonucudur.” “Milli kimliğimizi muhafaza etmezsek vatanımızı da kaybederiz” “Bugün teknolojik ilerlemelerin baş döndürücü hızla değiştiği bir çağda yaşıyoruz. Yakın gelecekte hayatımızın birçok alanına yapay zekâ karar verecek. Böyle bir ortamda milli kimliğimizi muhafaza etmediğimiz sürece başka hiçbir şeyi muhafaza etme şansımız yok. Bugün siyasetin gündelik tartışmalarıyla milletin önüne yapay kavgalar koyuyorlar. Eğer bu ideolojik ve etnik kavgaların içinde kaybolmaya devam edersek, çok değil 10-15 yıl sonra kavga edecek bir meselemiz bile kalmayacak. Çünkü belki de ait olacağımız bir vatanımız olmayacak. Bu yüzden her şeyden önce milli kimliğimize sımsıkı sarılmamız gerekiyor. Milli kimliğimize sarılacağımız Türkiye’deki yegâne adres de Bağımsız Türkiye Partisi’dir.”

- Mevcut anayasanın özgürlükleri kısıtlayan tarafı nedir? Haber

- Mevcut anayasanın özgürlükleri kısıtlayan tarafı nedir?

- Mevcut anayasanın özgürlükleri kısıtlayan tarafı nedir? - Anayasanın hangi maddelerini değiştireceksiniz? - Millete gitmeden işi Meclis'te 400 milletvekiliyle çözmek istiyorlar çünkü milletin önüne gitseler boylarının ölçüsünü alacaklar. - BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'tan yeni anayasa çıkışı… Teşkilat ziyaretlerini sürdüren Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş bu kapsamda Sakarya ve Bolu’yu ziyaret etti. Sakarya’da esnaf ve vatandaşla buluştu BTP lideri ilk durağı olan Sakarya merkezde esnaf ziyareti yaptı. Vatandaşın yoğun ilgisi ile karşılanan BTP lideri sorunları dinledi çözüm önerilerini anlattı. Esnafla sohbet eden Hüseyin Baş, "Türkiye'nin nüfusu kalabalık, altyapısı da kısıtlı. Türkiye böyle bir ülke… Dolayısıyla kalabalık nüfustaki az sayıdaki zengin her yeri domine ediyor. Şimdi az geliyor, bak yakında haberlere, 'Bodrum'da trafik, Muğla'ya şu kadar araba girdi, Antalya'da işte adım atacak yer yok' diye çıkar. O haberlerde gördüğün insan sayısı toplasan 3 milyondur. 3 milyon insan oraya gidince buralar çakılı doluyor ama kalan 83 milyonu kimse konuşmuyor. Bayramda memleketine gidemeyen adamı kimse konuşmuyor, bayramda torununa harçlık veremeyen emekliyi kimse konuşmuyor. Herkes Bodrum'a tatile kaç kişi gitti, oteller oldu vs. bunu konuşuyor. Bütün otellerin kapasitesi zaten 200 – 300 kişi. Bütün oteller dolsa ne olur" dedi. Partisinin Sakarya'daki standını da ziyaret eden BTP lideri burada partisine yeni üye olan bazı vatandaşlara rozetlerini taktı. Bolu il başkanına taziye ziyareti BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş Sakarya'dan Bolu'ya geçti. Önce geçen hafta babası vefat eden Bolu İl Başkanı Mustafa Yağcı’ya taziye ziyaretinde bulunan BTP lideri daha sonra Bolu teşkilatıyla bir araya geldi. Kentteki parti çalışmaları hakkında bilgi alan BTP lideri konuşmasında Türkiye'nin sıcak gündemi üzerine de değerlendirmelerde bulundu. Hüseyin Baş şunları söyledi: "Milli duyguların erozyona uğradığı bir Türkiye ile manzarasıyla karşı karşıyayız" "Her geçen gün milli duyguların erozyona uğradığı bir Türkiye ile manzarasıyla karşı karşıyayız. Her ne kadar siyaset toplumu birleştirmek için mücadele ettiğini iddia etse de iktidarıyla muhalefetiyle ne yazık ki Türkiye'yi 20 küsur yıldan beri hatta bu son 20 yılın da günahı vebali değil, Atatürk'ten sonrasından beri toplum bir şekilde her zaman kutuplaştırılmış. Hiçbir zaman bu milletin ortak yönlerinin ortaya koyulup ortak kültürün, ortak medeniyetin inşası için bir çalışma yapılmamış. Bunu Türkiye'de kurulduğu günden beri ortaya koyan ve bu uğurda çalışma yapan yegane hareket Bağımsız Türkiye Partisi Hareketi. O yüzden hem toplum için, hem milletimiz için, devletimiz için, ailemizin, çoluğumuz, çocuğumuz, evlatlarımız, nesillerimizin istikbali için bu gayreti, bu çabayı ortaya koymakla mükellefiz. "Mevcut anayasanın özgürlükleri kısıtlayan tarafı nedir?" Bugünlerde anayasa değişikliği tekrar sürekli gündemde. Sürekli Türkiye'nin özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı var deniyor. Her zaman sorarım burada bir daha sorayım; mevcut anayasanın özgürlükleri kısıtlayan tarafı nedir? Bunun cevabını versinler. Anayasada bazı maddelerin değişmesi lazım diyorlar. O zaman yine soru basit. Hangi maddelerin değişmesi lazım? Bakın hiç açıkça bunları söylemiyorlar. "Anayasayı millete gitmeden Meclis'te değiştirmek istiyorlar" Benim dikkatimi çeken ifade biçimleri şu; 'Yeni bir anayasa Türk siyasetinin millete borcudur' diyorlar. Bakın arkadaşlar bu ifadede bir gizli mesaj var. O gizli mesajı ben size söyleyeyim; Yeni anayasayı siyaset yapmalı. Nerede? Mecliste... Mümkün mü? Mümkün... Nasıl mümkün? 400 milletvekili 'evet' derse anayasa değişikliği yapılabilir. Şimdi oradaki ince mesaj şu; bakın biz yeni bir anayasa istiyoruz ama bunu da Meclis'te istiyoruz. Çünkü biliyorlar ki milletin önüne gitseler boylarının ölçüsünü alacaklar. Kimse onlara anayasa değişme yetkisi vermeyecek. Bunun farkında siyaset dolayısıyla işi Meclis'te 400 milletvekiliyle çözmek istiyor. "İktidarın Meclis'te 400 milletvekili var mı?" Peki iktidarın Meclis'te 400 milletvekili var mı? Biz yok diye biliyoruz ama belki de var! Gizli, başka yerlerde saklanan, farklı gömleklerle içinde aynı atleti giyen... Normalde bu millet 400 milletvekili gücünü geçtiğimiz seçimlerde iktidara vermedi ama muhalefetin oylarıyla Meclis'e bir sürü milletvekili girdi. Şimdi iktidarın anayasa değiştirmek için 400 milletvekiline ihtiyacı olduğu anda bakalım kim nasıl pozisyon alacak! Bunu da bugünden tarihe bir not düşelim. Yarın bu sözler, bu meseleler daha da gündeme geldiğinde bu söylediklerimi hatırlayın."

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Haber

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kocaeli’de esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Esnafın sorunlarını dinleyip partisinin çözüm önerilerini anlatan BTP Lideri, Türkiye’nin adaletten korkulmayan bir döneme girmesi gerektiğini söyledi. Hüseyin Baş, “Bugün esnafın maliyeden, vergi dairesinden, adliyeden korktuğu bir Türkiye yaşıyoruz. Esnaf bunu yaşıyor, siyasetçi bunu yaşıyor, vatandaş bunu yaşıyor. Yaa bu devlet öcü mü? Bu devlet düşman mı? Bakın, Türk devlet anlayışının temelinde ne vardır? ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Eğer insanı yok ederseniz, insanı ezerseniz; ortada ne devlet kalır ne başka bir şey kalır.” ifadelerini kullandı. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kocaeli’de düzenlenen esnaf buluşması programına katıldı. BTP Lideri, İzmit İstiklal Caddesi girişinde partililer, esnaf ve vatandaşlar tarafından karşılandı. Daha sonra beraberindekilerle birlikte İstiklal Caddesi’nde yürüyüş gerçekleştiren Hüseyin Baş, cadde üzerindeki esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla sohbet etti. İstiklal Caddesi’nde kurulan kahvaltı masasında İzmitli esnaf ve vatandaşlarla bir araya gelen Hüseyin Baş’ın katıldığı programda konuşan İzmit Kent Merkezi Ticari Dayanışma Derneği (İKM) Başkanı Murat Öztürk, esnafın yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek çözüm odaklı siyasetin önemine vurgu yaptı. “Esnaf kirasını, sigortasını ödeyemiyor” Öztürk, “Böyle zor bir süreçte değerli genel başkanımızın bizlerle beraber olup esnafın yanında olması çok kıymetli. Bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan Genel Başkanımız Hüseyin Baş’a teşekkür ediyorum. Esnaf olarak sıkıntılarımız çok büyük. İnsanlar kiralarını, sigortalarını ödeyemiyor. Genel başkanımız her geldiğinde esnaf ziyareti yapıyor. Diğer parti genel başkanları ve bürokratlara örnek olmasını istiyoruz.” dedi. Programda konuşan BTP Kocaeli İl Başkanı Muharrem Can ise vatandaşın yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını belirterek, “İktidara ulaşana kadar bu yolda devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Daha sonra konuşan BTP Lideri Hüseyin Baş, sabahın erken saatlerinde düzenlenen etkinliğe dikkat çekerek, “Burası bildiğim kadarıyla İzmit’in en canlı noktası. Burayı da işgal etmiş gibi olduk ama güzel bir cumartesi sabahında Halil İbrahim sofrası kuruldu. Allah bütün sofralarınızı böyle bereketli ve muhabbetli kılsın.” dedi. Hüseyin Baş’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Zor günleri atlatmanın yolu el ele verip çalışmaktır” “Türkiye zor günlerden geçiyor. Bu zor günleri atlatmanın tek yolu el ele verip ülke için canhıraş çalışmaktır. Türkiye’nin bu zor günleri ayrışarak, kavga ederek, ideolojiler peşinde birbirini kırıp dökerek aşabileceği bir ortamda değiliz. Dolayısıyla bugün Kocaeli’de kardeşliğin, birliğin ve beraberliğin simgesi olan bir sofra kurulmuş oldu.” “Herkes sorunun farkında ama çözüm ortaya koyan yok” “Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak esnafımızın, iş insanımızın, memurumuzun, emeklimizin, işçimizin; toplumun her kesiminin yaşadığı sorunların farkındayız. Ne yazık ki Türk siyasetinde aslında herkes bu sorunların farkında. Siyasetin bugün en büyük problemi şu; bütün siyasetçiler geliyor, sizlere yaşadığınız sorunları anlatıyor ve gidiyor. Ama çözüm noktasında ortaya gerçek bir formül koyan yok.” “Türkiye bir vergi cennetine dönüşmüştür” “Türkiye bir vergi cennetine dönüşmüştür. Devlet için bütün vatandaşlar ve esnaflar, son kuruşuna kadar cebindeki parası alınacak insanlar olarak görülmüştür. Bugünlerde ise ‘varlık barışı’ diye bir şey konuşuyorlar. Yine zenginler için bir vergi cenneti oluşturulmuştur. İstedikleri gibi para kazanıyorlar, sonra bir şekilde devletle barışıyorlar; ne vergi ödüyorlar ne başka bir yükümlülükle karşılaşıyorlar. Ama burada küçük bir berber esnafı, küçük bir taksici esnafı, kendi halinde bir kuyumcu; vergisini ödemek, maaşını yatırmak, sigorta primini karşılamak için mücadele ediyor. Milyonlarca dolarla oynayan büyük sermaye sahipleri ise günü geldiğinde devletle el sıkışıyor. Dolayısıyla bu hükümet, devletin tek gelir kaleminin vergi olduğu bir düzen oluşturdu.” “Çözüm, devlete ait olanı yeniden devlete kazandırmaktır” “Ülkemizdeki ekonomik problemi çözmenin tek yolu millet olarak devlete sahip çıkmaktır ve devlete ait olanı yeniden devlete kazandırmaktır. İşletmelerimiz, fabrikalarımız, madenlerimiz; bu ülkenin bütün zenginlikleri son 20 yıl içerisinde elimizden çıktı. Özelleştirme adı altında ya kapılarına kilit vuruldu ya da satılıp elden çıkarıldı. Bunları yeniden devlete ve millete kazandırmadan ekonomik refaha ulaşmamız mümkün değildir.” “Bu devlet öcü mü?” “Türkiye’nin aynı zamanda adaletten korkulmayan bir döneme girmesi gerekiyor. Bugün esnafın maliyeden korktuğu, vergi dairesinden korktuğu, adliyeden korktuğu bir Türkiye yaşıyoruz. Esnaf bunu yaşıyor, siyasetçi bunu yaşıyor, vatandaş bunu yaşıyor. Yaa bu devlet öcü mü? Bu devlet düşman mı? Bakın, Türk devlet anlayışının temelinde ne vardır? ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Eğer insanı yok ederseniz, insanı ezerseniz; ortada ne devlet kalır ne başka bir şey kalır. Dolayısıyla el ele vereceğiz, beraber olacağız ve Türkiye’yi hep birlikte güzel yarınlara kavuşturacağız inşallah.” Programın ardından yeniden esnaf ziyaretlerinde bulunan Hüseyin Baş, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi ve yoğun ilgi eşliğinde bölgeden ayrıldı.

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Haber

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV YouTube kanalında yayımlanan “Öyle Mi Sahiden?” programında gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. BTP Lideri programda gündeme ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Muhalefetten AK Parti’ye transferler, ekonomi gündemi ve İran savaşı, Hüseyin Baş’ın gündemindeki konular arasındaydı. Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle: Muhalefetten AK Parti’ye transferlerin amacı nedir? “Yerel seçimlerde ikinci olarak tamamladığı seçim sonuçlarından sonraki süreçte iktidar partisinin tek bir gündemi ve derdi var; uluslararası alanda meşruiyet. Uluslararası ilişkiler bağlamında daha iyi ilişkiler geliştirmek isteyen ve buna bahane arayan bir irade, bu seçim sonucunu şöyle yorumlayabilir; Türkiye’de iktidar partisi hâlâ bir merkez parti, hâlâ bir çekim kuvveti oluşturuyor ve dolayısıyla muhalefetten bile geçişler oluyor.” “Türk Milli Takımı’nda oynamadı, AK Parti MYK’sına girdi” “Mesela bugün AK Parti’nin MYK üyelerinden birisi Mesut Özil oldu. Bu kişi Türk Milli Takımı’nda oynamayı kabul etmedi ama Türkiye’nin iktidar partisinin MYK’sında yer aldı. AK Parti, Mesut Özil’i MYK’ya aldığında toplumdan artı bir oy dahi almadığını biliyor. Meşruiyet için bu insanları bünyesine katıyor. AK Parti’nin şu anda peşinde olduğu şey bu! Bu aynı zamanda bir güçsüzlüğün, kaybetmişliğin ispatı. Eğer güçlü olsanız, kaybetmiyor olsanız, kazanan tarafta olsanız bunlara ihtiyaç duymazdınız.” CHP kapatılabilir mi? “Ben bu koltuğu bırakmayacağım ve bunun için her şeyi göze alıyorum.” diyen bir iktidar varsa bunlar yapılabilir ama sonunda kaybeden yine bunu yapan olur. Ben Türkiye’de bunların olabileceğini düşünmüyorum, ihtimal vermiyorum; vermek de istemiyorum. Ben, AK Parti’nin bugüne kadar kazandığı hiçbir seçimin tamamen adil olduğu kanaatinde değilim. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumdur. Son seçimde de birçok soru işareti vardı; daha önce de vardı.” Anadolu Ajansı’na eleştiri “Altı yıldır siyasi parti genel başkanıyım. Anadolu Ajansı’nda ismim sadece bir kere geçti; o da ‘Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı.’ haberiyle. Sonra beraat ettim ama Anadolu Ajansı bunu yazmadı. Şimdi bu Anadolu Ajansı benim devletimin değil mi? Milletin değil mi? Neden tek bir organizasyona çalışıyor?” “Önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor” “Ekonomik meseleyi çözmenin çok farklı yolları düşünülmek zorunda. Türkiye’de iktidar değişmese bile bu şekilde devam edilirse önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor. Çünkü çiftçi üretmiyor, hayvancı üretmiyor, ‘Para kazanamıyorum, zarar ediyorum’ diyor. Paranız olsa bile ürün bulamayacağınız bir döneme gidiyoruz. Az sayıdaki ürün de çok pahalı olacak. Bankaların internet sitelerinde tarla ilanları var. Çünkü çiftçi kredi çekiyor; mazot almak, traktörünü tamir ettirmek ve üretim yapmak için borçlanıyor. Ürünü satarken örneğin 10 liraya satacağını düşünüyor ama devlet fiyatı 7,5 lira olarak açıklıyor. Devlet de sınırlı alım yapıyor. Çiftçi, mecburen tüccara 5,5 liradan satıyor. Sonra krediyi ödeyemiyor ve banka tarlasına el koyup satışa çıkarıyor. Bir zengin gidip o tarlayı alıyor ve ‘10-15 yıl bekleyeyim, imar gelir’ diye düşünüyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Bunu devletten başka kimse çözemez. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma destek olarak ayrılması gerekiyor; bu kanunda yazıyor ama hiçbir zaman tam uygulanmadı.” “ÇAYKUR’u satmak için zarar ettiriyorlar” “Bütün bu işletmeler, limanlar ve madenler devletin elinden çıkınca devletin gelir kaynakları da azaldı. TEKEL satıldı, SEKA kapatıldı, Sümerbank kapatıldı. Bunlar ‘Zarar ediyor’ denildi. Ama zarar eden kurumları düzeltmek yerine satmak tercih edildi. ÇAYKUR’un zarar ettiği açıklanıyor. Oysa matematiksel olarak ÇAYKUR’un zarar etmesi iş bilmezlikten başka bir şey değildir. Bu söylemler, özelleştirmeye zemin hazırlamak için kullanılıyor.” “Bunun adı varlık barışı değil, yokluk barışı” “Sizce varlık barışı neden getiriliyor Türkiye’ye? Bu aslında isim oyunu. Bu, yokluk barışı. Yani ‘Bende para yok, getirin’ demek. Bakın şu anda iktidar bu ortamda yüzde 50’yi bırakın, yüzde 40 oy alamaz. Bu iktidarın kendilerinin de söylediği en yüksek oy potansiyeli emekliler. Şu anda emeklilerin hiçbiri iktidara oy vermeyecek. Bunu açık açık da söylüyorlar. İşçiler oy vermeyecek, memurlar mutsuz oy vermeyecek, ev hanımları oy vermeyecek. Vermeyecekler. Bunu açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla biraz piyasayı rahatlatmadan iktidarın seçime gitme ihtimali yok. Nasıl rahatlatacağım? Para lazım. Parayı nereden bulacağım? Varlık barışı yapacağım. Özelleştirme yapacağım. Bir şeyleri satacağım falan. Yani bunun adı varlık barışı ama aslında yokluğun barışı. Ve ne yazık ki AK Parti iktidarı 23-24 yıldır sürekli varlıklı insanlarla barışıyor, yoksulla hiç barıştığını biz görmedik. Paranız varsa gelin anlaşalım. Vergide anlaşabiliriz, ondan sonra başka konularda anlaşabiliriz.” “Yeni anlatılan hikâye: İstanbul Dubai olacak” “Şimdi yeni anlatılan hikâye şu: İran-Amerika-İsrail geriliminden sonra Dubai boşaldı, yatırımcı Türkiye’ye gelecek ve Türkiye ‘yeni Dubai’ olacak! Ama Dubai demokratik bir yer değil. ‘Yeni Dubai olacağız.’ denirken bunun ne anlama geldiğine de bakmak lazım. Türk toplumu tarih boyunca hayatını sadece maddi değerler üzerine kurmadı; özgürlük ve bağımsızlık da önemliydi.” “Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır” “İran savaşı çıktığından beri bizim görüşümüz şu: Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır. Amerika uzun yıllardır dolar sayesinde dünyadaki ekonomik sistemi kontrol etti. Ancak son yıllarda Çin’in ekonomik yükselişiyle dolar hegemonyası zayıflamaya başladı. Eskiden ülkeler arası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyordu. Ancak milli paralarla ticaret fikri yaygınlaşmaya başladı. Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkeler bu sisteme yöneldi. Venezuela’nın Çin’e petrol satıp karşılığında dolar yerine yuan alması Amerika açısından önemli bir sorundu. Çünkü mesele sadece petrol değil, doların küresel hâkimiyetiydi. Bugün Çin, ülkelerin kendi para birimleriyle ticaret yapmasını desteklerken Amerika doların hâkimiyetini sürdürmek istiyor.” “ABD’nin derdi petrol değil, dolar hâkimiyetini korumak” “Burada merhum babama bir parantez açmak gerekiyor. 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nde dünyada ilk defa ülkelerin kendi aralarındaki ticaretlerde Amerikan dolarını değil, kendi paralarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Bununla ilgili 10 tane uluslararası kongre yaptı. Rusya’nın meclisinde bunu anlattı ve bütün dünyaya deklare etti. O tarihten sonra 2010’lu yıllardan itibaren başta Rusya, sonra Çin, sonra Venezuela olmak üzere dünyada bir şey değişti. Mesela Venezuela’da Maduro bir gece operasyonuyla yatağından alındı. Sebebi petrol falan değildi. Amerika’nın İran’da olmasının, Venezuela’ya gitmesinin sebebi petrol deniyor. Bakın, dünya petrol rezervlerinin dörtte biri Amerika’da. Dünyadaki şu anda en yüksek petrol üreticisi Amerika. Dünyada ürettiği petrolden fazlasını ihraç eden ülkelerden biri Amerika. Yani Amerika’nın başkasının petrolüne normalde ihtiyacı yok. Neydi mesele? Venezuela Çin’e petrol satıyordu ve karşılığında para olarak Çin parası alıyordu. Amerika’nın dolarını ortadan kaldırmıştı. Şimdi Çin’le Amerika arasında böyle bir mücadele var. Yani Çin milli parayı, ülkelerin kendi paralarını kullanmasını öncelerken Amerika doların hâkimiyetinin sürmesini istiyor. Şimdi Trump oraya bir pazarlık için gitti. İran’a yansıması ne olur? İnşallah iyi olur.” “Dünyada yeni bir düzen kuruluyor” “İran bizim komşumuz. Bunun bize de çok olumsuz etkileri olduğu gibi vicdanen de bizleri çok rahatsız ediyor. Buranın durması inşallah Gazze’deki zulmün de durmasına, Lübnan’daki zulmün de bir şekilde sona ermesine vesile olacaktır ama ben Trump’a çok da güvenmiyorum açıkçası. Dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Büyük bir değişimin eşiğindeyiz ve Türkiye’nin buna hazırlıklı olması gerekiyor.”

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Haber

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez”

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gazeteci Ali Çağatay’ın YouTube kanalına konuk oldu. Çağatay’ın gündeme ilişkin sorularını cevaplandıran Hüseyin Baş, dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Liderinin açıklamalarından satır başları şöyle; “Cumhur İttifakı en az fazla yüzde 40 civarında” “Cumhur İttifakı’nın bugün toplayabilecekleri oy tabanı yüzde 40 civarıdır ancak kazanacakları bir seçim ortamına girmek istiyorlar. Kazanacakları bir seçim yapmak istiyorlar. Rakiplerin egale edilmesi de bunun içinde var, toplumun bir şekilde manipüle edilmesi de bunun içinde var, gerekirse toplumun gerilmesi de bunun içinde var. İstedikleri adayın karşılarında olması seçeneği de bence masada. Dolayısıyla yüzde 50’nin üstünde bir sonuçla AK Parti iktidarının devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklar. Bu başka bir konu ama ben şu anki mevcut desteklerinin yüzde 40’ın üzerinde olduğunu düşünmüyorum bütün Cumhur İttifakı’nın. "Türkiye’de bir değişim olacaktır ama..." Türkiye’de bir değişim olacaktır ama Türkiye mutlu olsun, insanlar yarınlara umutla baksın, ekonomileri iyi olsun, eğitim kaliteli olsun, Türkiye’de gelen nesiller daha donanımlı olsun istiyorsanız; bence şu anki siyasi düzlemde iktidara namzet partiler arasında size bunu sağlayacak bir parti yok. Bence bu anlamda bir değişim olmayacak Türkiye’de. Bugün iktidar değiştiğinde muhalefetten tanıdık partilerin iktidara gelmesi durumunda karşınıza çıkacak sonuç şudur; Daha demokratik bir Türkiye olur mu? Evet... Basın daha özgür olur mu? Evet... Çünkü 25 yılın sonunda ulaşılmış bir gücün verdiği özgüvenin baskısını yaşıyoruz. Herhangi bir iktidar değişikliği daha büyük bir rahatlama getirebilir. Ama derseniz ki ekonomi çok mu iyi olacak? Ben bugünkü iktidarın ekonomi politikalarıyla, “Ben iktidara yakınım” diyen siyasi partilerin ekonomi politikaları arasında bir fark görmüyorum. Neoliberal bakış, kapitalizm mantığı… Dünyada artık terk edilen, ülkelerin bir bir “Bu bize fayda getirmedi” dediği, hatta bu düzenin kurucularının bile itiraflarda bulunduğu; halkların, toplumların “Siz bizim emeklerimizle haksız yere zenginleşiyorsunuz” diyerek isyan ettiği bir düzeni, biz Türkiye’de devam ettirmeye çalışıyoruz. “Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi” Çok agresif bir biçimde Türkiye’de özelleştirme yapıldı. Türkiye’nin bütün zenginlikleri özelleştirme adı altında milletin elinden alındı ve alınmaya devam ediyor. Anadolu Ajansı’nın verileriyle söylüyorum; 23 yılda özelleştirmeyle devletin kasasına giren para 63 milyar dolar. Bu 63 milyar doları 23 yılda 85 milyon vatandaşa bölüp dağıtsaydık, ayda kişi başına düşen para ne kadar biliyor musunuz? 3 dolar düşüyor. Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi, elden çıkarıldı, kapatıldı. Türkiye’de devletin, milletin olan toprak bir şekilde satılmış, elden çıkarılmış. Oysa o 63 milyar dolarlık özelleştirme devletin elinde kalsaydı oluşturacağı istihdam gücü, ekonomik hareketlilik ve canlılığın haddi hesabı olmazdı. Belki 20 yılda trilyon dolara varan bir zenginlikten bahsediyor olurduk. “Muhalefet de satmaya devam edecek” Peki, iktidar değişse ne olacak? Özelleştirmeler farklı bir politikayla mı yürütülecek? Hayır. Bu kadar özelleştirme yapınca, devletin elindeki bu kadar imkânı başkalarına verince ortaya dengesiz bir yapı çıkıyor. Atatürk’ün modeli olan ve bugün dünyada birçok devletin benimsediği devlet-millet ortaklığı modeli uygulanmalı. Devletin piyasada regülatör olarak bulunduğu, özellikle stratejik alanlarda piyasayı yönettiği ve milletin faydasına işletmeler kurduğu bir model gerekiyor. “Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz” Şimdi düşünün; birisi çıkıyor ve “X fabrikasını kapatacağız, satacağız.” diyor. Neden satıyorsun? “Zarar ediyor” diyor, “Biz bunu yönetemiyoruz” diyor. Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz. Şimdi mantığa bakın. Sen Tekel’i yönetemiyorsun, SEKA’yı satıyorsun, şeker fabrikalarını özelleştiriyorsun ama sonra “Ben devleti yöneteceğim” diyorsun. Küçücük bir şeker fabrikasını yönetmeyi beceremedin ki… Şimdi “İktidar değişimi” diyoruz. Muhalefet iktidara gelse ne yapacak? Fabrikaları geri mi alacak? Mesela biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak hep söylüyoruz; Neyi özelleştirdilerse geri alacağız. Mutlaka geri alacağız. Neyi kapattılarsa açacağız. “Yap-işlet-devret projelerini ne yapacaksınız?” diyorlar. Devretmeyeceğiz, işleteceğiz. Çünkü onlar bize ait. Öyle bir anlatıyorlar ki “Köprü yaptık, cebimizden para çıkmadı” diyorlar. O zaman biz neden bu kadar ekonomik kriz yaşıyoruz? Neden her şey bu kadar pahalı? “Devletin tek gelir kalemi vergi kaldı” Benim devlete dair hayalim şu değil; “Devletin bir tane fabrikası olsun” gibi bir liste yapmaya çalışmıyorum. Ama bunlar olmadığı zaman devletin elinde memura maaş ödemek, vatandaşa hizmet etmek için tek bir gelir kalemi kalıyor; vergi... Türkiye’de şu anda bütçenin yüzde 90’ından fazlası doğrudan ve dolaylı vergilerle cezalar üzerinden oluşuyor. Mesela biz evimizin önünden yol istiyoruz. Devlet bu yolu yapacak. Ama ben bu hizmeti almak için sürekli vergi ve ceza ödemek zorunda kalıyorum. O yüzden trafik cezalarına hedef konuluyor. Dolayısıyla biz IBAN paylaşan bir yönetim gördük. Bu yüzden devletin kendi gelir imkânlarını oluşturması gerekiyor.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.