Ankara

#Hukuk

OrtamHaber - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Haber

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreç kapsamında yaşanan gelişmelere tepki göstererek "DEM Partili Meclis Başkanvekili İmralı’yla görüşüp dönüyor ve 'Kök yasa hazırlanacak’ diyor. Neymiş? Belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı'daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış" dedi. "Ey hayalperestler aklınızı başınıza alın! Bu topraklarda bir tane temel yasa var, o da Türk milleti olmak yasamızdır" diyen Dervişoğlu, 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı'nda miting yapacaklarını da açıkladı Aziz milletim, Değerli milletvekilleri, Kıymetli dava arkadaşlarım... Sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Kendime de sizlere de bir soru sorarak başlamak istiyorum. Ekranlarda ne görüyoruz? Haberlerde ne duyuyoruz? Biz neler yaşıyoruz, neler konuşuyoruz? İki haftadır, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar, Her kanalda tek bir konu var! Tek bir başlık var! Tek bir gündem var! Ve bu konu, bu başlık, bu gündem Salt bir parti meselesi, şahısların çekişmesi olarak ele alınıyor. O ekranları seyredince, Sanırsınız ki; Memlekette başka bir şey olmuyor da, Bir siyasi parti içinde “adil bir rekabet” yaşanıyor. Sanki hiç kimse, Herhangi bir müdahalede bulunmamış da, Bir sorun kendi kendine oluşmuş, Türkiye de o sorunla uğraşıyor. Ayrıca bu sorun, bize diğer tüm sorunlarımızı da unutturmuş. Enflasyon ve hayat pahalılığı ortadan kalkmış. Ekonomi programı tıkır tıkır işliyor. Emekli ve asgari ücretli hakkını almış, alın teri karşılığını bulmuş. İşsizlik problemi aşılmış. Çiftçi ürettiğinin karşılığını alıyor. Asayiş diye bir derdimiz kalmamış. Kadınlar, gençler, çocuklar güvende. Esnaf, tüccar, sanayici halinden memnun. Dış politikada her şey güllük gülistanlık. Hukuk, adalet, demokrasi baharı yaşıyoruz öyle mi? İnsanın, “ne butlanmış be arkadaş” diyesi geliyor. Bizi, değerlerimizi, canlarımızı, sevdiklerimiz, doğrularımızı Kemiren, tüketen, öldüren tüm bu sorunlar ortadayken, Kasten ve taammüden sahnelenen bu “cambaza bak” oyunuyla Milletimin gözüne perdeler indiriliyor! Kimdir sebebi? İktidar ve ortaklarıdır. Kimdir sebebi? İktidar ve yabancı ortaklarıdır. Kimdir sebebi? Buna ses etmeyenler, itiraz etmeyenlerdir. Nedir çözümü? Duyduğunu ayırt etmektir, Gördüğünü anlamaktır, Konuştuğunu bilmektir. Yani idraktir, idrak. Biz, bu partiyi, işte bu idrakle kurduk. Bu idrakle de bu iradeyle de Niye kurulduysak, hangi amaçla yola çıktıysak, O menzile varmadan durmayacağız. Değerli arkadaşlar, Bugün iktidar, kendini yiyen bir yılan misalidir. Kendi tarihinde, eskiliğinde ve köhneliğinde boğulmuş haldedir. Bozukluğu düzeltirim diyemiyor, Çünkü eğrilik, kendinden. Daha iyisini yaparım diyemiyor, Çünkü her seferinde daha berbat eden kendisi. Temizim, ahlaklıyım, dürüstüm diyemiyor, O sebeple, ötekine, berikine operasyon çekiyor. Öyle bir tezgâh kurulmuş ki, Günde 10 meyve veriyor, 9’u zehirli. Öylesine kir pas üretiyor ki, Dokunduğu her yeri, herkesi, kendine benzetiyor. Bu sebepledir ki Türkiye, Boğazına kadar çamura bulanmış haldedir. Diyorum ya, tezgâh belli. Vatandaşın sorunları birikir, Biriktikçe millet Erdoğan’a bakar. Ve tam o anda, Seçilmiş veya atanmış paratonerler eliyle Meseleler, sağa sola saptırılır. Birini çözelim demezler. Bir kesimi mutlu edelim demezler. Çünkü bunlarda, İlke yok, düstur yok, akıl yok, Yol yok, yordam yok, yöntem yok. Aslında bunlarda, VİCDAN YOK! VİCDAN! Ama BİZ VARIZ! BİZ BURADAYIZ! Varlığımız bu oyunun panzehridir. Duruşumuz bu tezgâhın tek çaresidir. İktidarımızsa Türkiye için yegâne kurtuluş reçetesidir. Masanın altına süpürülmek istenen tüm acıları Bugün bu kürsüden haykırmak, Yarın iktidarımızda çözmek için buradayız. Yıkılmadan, bozulmadan, dağılmadan, Büyüyerek, çoğalarak, güçlenerek buradayız! Değerli dava arkadaşlarım, Yaşadığımız tüm bu krizlerin, Sokaktaki buhranın, cüzdandaki yangının, hanelerimizdeki acıların bir tek sebebi var! O da Türk devletinin ve Türk milletinin boynuna bir kement gibi geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir! Bunun kurbanı, Eğilip bükülen siyasettir. Omurgası yok edilen bürokrasidir! Cübbesine düğme dikilen yargıdır! Paramparça edilen toplumsal ahdimizdir! Tek adamın dar kalıplarına hapsedilmek istenen, Kısaca, Bir zümrenin tapulu malı, şahsi hırsların oyuncağı zannedilen Türkiye Cumhuriyeti’dir! Ve tüm bunların bedelini ödeyen, Yaşadığı hayat burnundan fitil fitil getirilen bizim insanlarımızdır. Bu sisteme geçildiğinden beri devlet nizamının çivisi çıkmıştır. Hatırlayın, ormanlarımız günlerce cayır cayır yanarken Kurumlar müdahale etmek için saatlerce bekledi. Neden? Çünkü bakanlar uçağa binmek için bile ‘Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ cümlesini kurmak zorundaydı. Şimdi yine yangın mevsimine giriyoruz. İktidarın ne kadar hazırlık yaptığını, Allah korusun kaç dönüm orman yandığıyla anlayacağız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti Tek bir imzayla, tek bir kararla yönetilen Adeta tek bir gruba kâr payı dağıtan Bir şirkete dönüştürülmüştür. Patrona sadakat de tek gaye haline getirilmiştir. Söylemeden geçmeyeyim. Yahu arkadaş, Her birinizin Üzüm misali birbirinize baka baka kararmasının alemi yok! Fikirleriniz, hasletleriniz olabilir de, İşinizi yapın kardeşim. Üzerinize vazife olan işleri yapın! Allah’ın kelamı açık, “Yaptığınız işi güzel yapın” diyor, “Allah işini güzel yapanları sever.” Türk milleti içerisinde 7’den 77’ye sağcısı, solcusu, dindarı, seküleri fark etmez, Herkesin hem fikir olduğu hususların başında da İsrail gelir. Bunların nasıl bir katliam makinası olduğunu, Masumların kanını akıtmaktan keyif alan sapkınlardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Arkasındaki devletlere ve karanlık odaklara sığınarak, Sağa sola sataştığını da biliyoruz. Ama siz işinizi yapın kardeşim! Kudüs’e vali bulurlar, merak etme. Sen mülki idareden geliyorsun, sen Mülkiyelisin yahu! Vali değilsin artık, Bakansın Bakan. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olmak, Seviyorsun eski tabirleri madem Dahiliye Nazırı olmak, Dünya hayatında erişilebilecek en şerefli görevlerden biridir. Anladık dindarsın da, Hayatında güvenlik makalesi okumamış seleflerine özenmek seni yükseltmez. İşinize bakın. Sokaklar güvensizlik dolu, asayiş sorunları diz boyu. Çeteler semtleri, mahalleleri işgal etmiş halde, 7 günün, 24 saatini bunlara ayırsan belki yine kâfi gelmez. Bu memleketin diplomatik makamları var, ordusu var. Türkiye’yi sağa sola karikatürize sataşmalar yapan yöneticilerin ülkesine çevirmeyin arkadaş! Allah aşkına biriniz de işine baksın! İşini tam layıkıyla yapsın! Herkes işini yaparsa, suçlanacak kimse de kalmaz. Merak etme, Kudüs de valisiz kalmaz. Aziz milletim! Konuşturmuyorlar, dinlemiyorlar, çözmüyorlar: Bakın, 5 Haziran’da TÜİK rakamlarını açıkladı. Yıllık enflasyon yüzde 32,61. Merkez Bankası yıl sonu hedefini Yüzde 16’dan yüzde 24’e çekti. Yani hedefi tutturamayınca, hedefi yukarı taşıdılar. Ekonominin kitabını yazdık diyenler sayesinde, Bugün dünya sefalet liginde şampiyonluğa koşuyoruz! Biz, “en kötü kim yönetecek” olimpiyatlarında altın madalyaya koşuyoruz! Eskiden bu ülkede, Bir işçi emekli olduğunda alacağı ikramiyeyle Başını sokacak mütevazı bir ev alabilirdi, Evladının düğününü yapabilirdi. Şimdi ne yapıyor? Aldığı ikramiye ile Elden aldığı borçları kapatıyor, Kartının asgarisini ödüyor, Ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor! Ocak’tan bu yana beş aylık enflasyon yüzde 16’yı geçiyor. Bu oran, hepimizin eriyen satın alma gücünün oranı. Sofralarımızdan eksilen zeytinin, peynirin oranıdır. Bu yangın her yeri sarmışken, Her sabah yeni bir cehenneme uyanırken, İcraat yapması gereken iktidarın sözcüleri çıkıp Sabır bekleyip, Şükür nasihat edip, Masa başında oynadıkları rakamlarla sahte başarı hikâyeleri anlatıyorlar. Oysaki sadece pazar filesi, rakamların gerçeğini anlatmaya yetiyor. Çocuğunun beslenme çantasını boş gönderen anaların gözyaşları Bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Buradan bu ülkeyi yönettiğini sananlara, Sarayın itibarını vatandaşının onuruna tercih edenlere sesleniyorum! O saraylardaki oy hesaplarınız, Entrikalarınız, ayak oyunlarınız, Masa başı rakam cambazlıklarınız, Sözde başarı cazgırlıklarınız sizi kurtaramayacak! Biz, milletimle aynı safta omuz omuza geliyoruz! O haram saltanatınızı yıkmaya, Bu milletin anasının ak sütü gibi helal hakkını millete vermeye geliyoruz! Tarih, Haziran 2023. Mehmet Şimşek Hazine ve Maliye Bakanlığı'na atandı. Piyasalarda sevinç var diye manşetler. Şimşek ne dedi? 2023'te açıkladığı Orta Vadeli Program'a göre Enflasyon 2026'da yüzde 8,5'e inecekti. Bugün ne var? Yüzde 32,61. Hedef ile gerçekleşme arasında dağlar var, dağlar! Dünya rekoru var! Bunun adına biz başarı demiyoruz. Bunun adına millet “sınıfta kalmak” diyor. Peki Şimşek bu üç yılda ne yapmıştır? Faizi yüzde 8,5'ten yüzde 50'ye çıkarmış, İki yıl boyunca yüzde 40-50 bandında tutmuştur. Üretim durmuş, yatırım baskılanmıştır. Faizi düşürülünce, Bu sefer enflasyon yeniden hortlamıştır. Şimşek göreve geldiğinde, Dolar 21 liraydı, bugün 45 lira. Avro 22 liraydı, bugün 52 lira. Gram altın bin liranın biraz üzerindeydi, Bugün 6 bin 400 lira. Enflasyon 2026 sonunda tek haneye inecek dedi, 2027'ye erteledi. Takvim değişiyor, Bu kabiliyetsizlik değişmiyor. Küresel yatırımcıya sunumlar yapıyor, Kaynak arıyorlar. Çünkü kaynaklar, saray operasyonlarında harcanıp duruyor. Türk sanayicisi ve esnafı SGK borcunu ödeyemez haldedir. KOBİ'nin KDV alacağı hâlâ devlette beklemektedir Teknoloji girişimcisinin teşviki geçen yıldan kalmadır. Çiftçinin traktöründe yaktığı mazottaki ÖTV hâlâ durmaktadır. Gelir vergisi dilimleri 10 yıldır güncellenmemektedir. Yani maaşlar cebe girmeden, vergi tuzağında erimektedir. Aziz milletim; Biz İYİ Parti olarak sadece eleştiriyle yetinmiyoruz. Çözümü de söylüyoruz. İflas etmiş bu ekonomik programın İlk yaralarını sarmak için, Beş kısa vadeli adım yeterlidir. Birincisi: KOBİ'nin, sanayicinin KDV alacağını ödeyin. Vergi olarak toplayıp harcadığınız paranın hesabını verin. İkincisi: Esnafın, sanayicinin SGK ve vergi borçlarını teminatsız taksitlendirin. Teminat şartıyla çözümsüzlüğü değil, Ona şans verip ve güvenerek üretmesini hedefleyin. Kapısına kilit vurmasını umursamadığınız esnaf ve sanayici, Bu ülkenin bel kemiğidir. Üçüncüsü: Teknoloji girişimcilerinin geçen yıldan kalma teşviklerini ödeyin. Söz verdiniz. Tutun. O vaat ettiğiniz miktarlar kuşa döndü kuşa! Dördüncüsü: Çiftçi için, tarım ürünleri için ve nakliye için mazottaki ÖTV'yi kaldırın. Bu kadar zor değil arkadaş bu ya! Hepimiz yıllardır söylüyoruz, üretici feryat edip duruyor. Yapay zekâ çağındayız, siz de teknoloji atılımıyla övünüyorsunuz. Sonra seçim zamanı patates deposu basıyorsunuz. Bırakın millet sürsün tarlasını, taşısın buğdayını, meyvasını. Beşincisi: Gelir vergisi dilimlerini güncelleyin. Kazançlardan çifte vergilendirme düzenine son verin. Vergiyi haraç olmaktan çıkartın ki, Millet de devlete olan görevini yapsın. Bu beş adım da mucize değildir. Bu beş adım insanlık, yurttaşlık gereğidir. Bu beş adım, Sizin vatan ve millet görevinizdir! Neyini beceremiyorsunuz? Neyini halledemiyorsunuz? Yapmıyorsanız gidin arkadaş, Bırakın gidin! Gelip de yapacak olan var! Bu ülkeye bir bereket barışı lazımdır. Üretim barışı lazımdır. Ama buldukları çözüm, varlık barışıdır. Kaynağı, sahibi kim olursa olsun, Tam 20 yıl boyunca vergisiz bir kazanç taahhüdü sunulmaktadır. Düşünün 20 yıl boyunca, Türkiye ekonomisinden nemalanacak Ama tek kuruş vergi ödemeyecek. Bu yapısal krizin ne denli derinleştiğinin açık kanıtıdır. Ülkeye yeni adım atan, Son üç yıldır burada ne evi ne de tek bir kuruş vergi kaydı olan birileri, Sırf parası var diye 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutuluyor. Peki, bu ülkenin tüm yükünü taşıyan dürüst mükellefler, Üreticiler, yatırımcılar, sıradan vatandaşın günahı nedir? Bu çifte standart toplumun adalet duygusunu kökten sarsmaktadır. Her seferinde istisnalara bel bağlamak, Ülkenin geleceğini ipotek altına almaktır. Merkez Bankasının rezervlerini, Siyasi operasyonlara ve seçim takvimine göre ayarlama politikasının sonu, Türkiye piyasalarının uzun vadeli yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. Yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmek yerine Her daim belli kişiler odağa alınarak, Ekonomide istisna rejimi genişletilmektedir. Bakınız, Vergide eşitlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bir kez feda edildiğinde Toplumsal güveni yeniden inşa etmek imkânsız hâle gelir. İhtiyacımız olan şey, geçici kaynak avcılığıyla piyasayı daha da yozlaştırmak değildir. Üretimi ve istihdamı gerçekten desteklemektir. Riski düşüren ve adil bölüşümü esas alan politikalardır. Vatandaşa dolaylı vergiler yüklüyorsunuz. Vatandaşın cebinden çıkan bu para, TBMM denetiminden kaçırılıyor, Sayıştay denetiminden uzaklaştırılıyor. Bu sistemin en sevdiği şey nedir? Denetimsizlik! Biz bu tabloya ‘gizli vergi’ diyoruz. Üstü kapalı, hesabı sorulmaz bir hortum yaratılıyor. Bizim safımız vergisinin nereye gittiğini soran şeffaflıktır! Onların safı ise yandaş holdinglerdir! Alın size en taze örneği... Eskişehir Mihalıççık’ta, Doruk Madencilik işçileri... Aylardır maaşlarını ve tazminatlarını alamıyorlardı. Beypazarı’ndan Ankara’ya yürüdüler. Devlet araya girdi, üç bakan söz verdi, ‘15 Mayıs’ta ödenecek’ dedi. Söz tutulmadı! İşçiler yeniden yola çıktı. Peki karşılarında ne buldular? TOMA’lar, polis bariyerleri! Hakkını isteyen, Ayakları şişerek yürüyen işçinin önüne barikat kuruluyor Ama onların alacağını gasp eden, İktidarın gözdesi o holdingin önüne Tek bir barikat kurulmuyor! Aynen işçilerin dedikleri gibi, O barikatların işçiye değil, hak yiyen holdinglere kurulması gerekirdi! Safımız, işte o hakkını arayanların safıdır! Ömrümüzün sonuna kadar hak mücadelesinin yanında olacağız. Milletin partisine çöküyorsunuz, Ey vatandaş “Niye sokağa çıktın?” Seçtiği belediyesine çöküyorsunuz, “Niye protesto ettin?” Maaşını vermiyorsunuz, “İşçi, niye grev yaptın?” Doğrudur, Hepimiz itidalli olalım, olmalıyız. Evet, başka Türkiye yok. Yüce Meclisin itibarını kirletmeyelim. Peki, bu milletin sürekli insicamını bozmak nedir o zaman? Bu kışkırtmaların, ayarsızlığın, Kör göze parmak sokmaların maksadı nedir o zaman? Bunca yargısız infazların maksadı nedir? Milleti bu kadar öfkelendirmek neye ve kime hizmet etmektedir? Terörsüz Türkiye’ye mi? İç cepheye mi? Bu iç cephe, milleti cephe cephe bölmek midir? Delirtmek midir? Nedir söyleyin? Milletin boğazından kesmeyi planlarken, O boğaza giren lokmayı üreten çiftçimizi de Çoktan toprağa gömdüler! Bakın, Anadolu’da ekin zamanı, hasat zamanı Artık dert zamanı oldu. Çiftçimiz tarlasına küstürüldü. Mazotun, gübrenin, ilacın ve tohumun fiyatı arşa çıkmış Ama iktidar hala ithalat lobilerini zengin etmenin peşinde. Alın teriyle toprağı sulayan çiftçimize reva görülen, Açıklanan taban fiyatları Maliyetin bile altında kalıyor. Çiftçi borç batağında tarlası ipotekli! Kendi çiftçisini ezip Elin çiftçisini ihya eden Bu çarpık tarım politikası yüzünden Anadolu’da üretim durma noktasına geldi. Ama sorsanız tarımda uçuyoruz! Evet, uçuyoruz ama uçuruma doğru uçuyoruz. Safımız, Anadolu’nun mümbit topraklarını alın teriyle işleyenlerin safıdır. Peki ya yargı? Ya adalet? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde adalet, Saray koridorlarında dağıtılan bir VIP hizmete dönüşmüştür. Bunun bedelini kim ödüyor biliyor musunuz? Adana’da yaşanan o kahredici olaya bakın. Emekli bir polis memuru, Uyuşturucu batağına düşen 23 yaşındaki oğlunun saldırısına uğruyor. Ve kendi evladını vuruyor. Bu sadece bir adli vaka değildir! Bu, adaletin çöktüğü, Sınırların kevgire döndüğü, Uyuşturucunun mahalle aralarına kadar inip Aileleri yuttuğu bir toplumsal cinnetin fotoğrafıdır! Bir baba kendi oğlunu kurşunluyor, Sonra polisi arayıp teslim oluyor. Her gün bu ülkede kaç aile bu felaketi yaşıyor? Safımız, bu ailelerin acısıyla yüzleşen Ve bu belaya gerçek, köklü çözüm arayanların safıdır! Ve bir de güvenlik, beka meselesi var... DEM Partili Meclis Başkanvekili çıkmış, İmralı’yla görüşüp dönüyor ve ‘Kök yasa hazırlanacak’ diyor. Neymiş? Belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı’daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış! Hiç yadırgamıyorum. Siz İmralı’daki caniye şayet kurucu önder derseniz, Komisyonu ayağına gönderirseniz, Nevruz Bayramlarında mesajlarını meydanlarda okutursanız, olacağı budur! Bunlara ne söylesek az ne söylesek faydasız! Açık ve net söylüyorum! Bu millet, şehit analarının gözyaşlarını unutmadı. Bu millet, terörün bedelini gencecik fidanlarıyla ödedi. O ödenen bedelleri, Kapalı kapılar ardında ‘bir sefere mahsus’ diyerek sıfırlayamazsınız! Milletin iradesi İmralı’da değil, bu kürsüdedir, bu Meclis’tedir! Safımız bu iradenin hâkimiyetini savunmaktır. Kök yasa ne demektir? Kim uydurmuştur? Son zamanlarda böyle şeyleri zaten iki kişi uyduruyor. Biri İmralı’daki terör hükümlüsü Öcalan. Onun ulağı Pervin Buldan ve avanesi de bunu Ankara'ya taşımak istiyor. “Bir sefere mahsus” diyerek Terör hükümlülerine, Kanlı katillere arka kapıdan af getirmeye, Devleti kökünden sarsmaya çalışacağınızı Biz görmüyor muyuz, anlamıyor muyuz sanıyorsunuz? Tohumu ihanet olanların, Gövdesi kan ve gözyaşı üstüne yükselenlerin, Dalları bu milletin evlatlarının canına uzananların Kökü olmaz! Köksüzler başkasının suyuyla, başkasının rüzgarıyla büyürler. Köksüzler bir katile ram olarak, Türkiye’ye hayır gelmeyeceğini de Aslında çok iyi bilirler. Ve o rüzgâr kesilince devrilir giderler. Bizler ise bu toprakta kök saldık. Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da. O kökler bu milletin şehit kanıyla sulandı. O kökler bu milletin analarının yaşıyla beslendi. Ey hayalperestler, Aklınızı başınıza alın! Bu topraklarda bir tane “temel yasa” var, O da Türk milleti olmak yasamızdır. O temel yasa, sizinki gibi pazarlık masalarınızda yazılmadı! 1919'da Samsun'daki iradeyle yazıldı. Amasya'da “milletin azim ve kararı” diyen kararlılıkla, Erzurum'da, Sivas'ta “Vatan bir bütündür, parçalanamaz!” diye yeri göğü inleten imanla yazıldı. O temel yasa Sakarya'nın siperlerinde, Dumlupınar'ın ovasında, Çanakkale'nin geçilmez sularında Toprağa düşen aziz şehitlerimizin mübarek kanıyla yazıldı. Bu devletin ve milletin kökleri Sizin o şifreli kelimelerinizle, Karanlık mahfillerdeki, Sinsi planlarınızla kirletilemeyecek kadar kutsaldır. Bu ülkenin başkenti Ankara'dır! Dili Türkçedir! Bayrağı, şehidimin kanından rengini alan Ay Yıldızlı Al Bayraktır! Temel yasa, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” der. Çiğneyenlerle, çiğnetenler bugün bir aradadır. O temel yasa, “Yurtta sulh, cihanda sulh” der. Yurdu, cephe cephe bölenler bugün bir aradadır. Kendilerine yasa aramaktadırlar. Bağımsızlık. Egemenlik. Hukukun üstünlüğü ve milletin birliğidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuran irade budur. Bu dört değer, hiçbir süreçle, Hiçbir düzenlemeyle Yeniden yazılamaz, Törpülenemez, Pazarlık masasına konulamaz. Safımız bellidir. Safımız Cumhuriyeti kuran, kurduran değerlerin safıdır. 27-28 Haziran’da Öcalan’a özgürlük mitingi yapacaklarmış. Buyursunlar yapsınlar, Türkiye’yi sahipsiz sanıyorlar. Siz 27 Haziran’da hangi meydana çıkarsanız çıkın, Ben Müsavat Dervişoğlu olarak, İyiler ve cesurlarla birlikte, Büyük Türk millerini arkama alıp, Tandoğan Meydanı’na çıkacağım. Sağcısı, solcusu, doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi Bayrak sevdalısı herkesi, Sevdası Türkiye, kaygısı Türk milletinin geleceği olan herkesi, 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı’na bekliyorum! Şanlı bayrağımızı ellerine alıp gelsinler. O gün bütün Ankara gelincik tarlasına dönecek ve kırmızı beyaz olacak. Bu inanç ve düşünceyle hepinizi selamlıyorum. O gün elinde Türk bayrağı olan herkesi, elimde Türk bayrağı ile karşılayacağım.

BTP'den Mutlak Butlan tepkisi Haber

BTP'den Mutlak Butlan tepkisi

BTP'den Mutlak Butlan tepkisi Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) CHP'ye Mutlak Butlan kararına tepki gösterdi. Bu karar Türk siyasetine yöneliktir diyen BTP Sözcüsü Lütfullah Önder, " İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor. İstiyor ki kendi istediği gibi muhalefet oluşsun, kendi izin verdiği ölçüde muhalefet yapılsın istiyor" dedi. BTP Sözcüsü Önder'in açıklaması şöyle; "Mutlak butlan kararı siyaset tarihimize, hukuk tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir, bir ayıp olarak yerini almıştır. Bu karar sadece CHP'ye yönelik değil, Türk siyasetine yöneliktir. Bu nedenle her bir vatandaşımızı, her bir insanımızı ilgilendirmekte; demokrasiye ve hukuka inanan, demokrasi ve hukukun devam etmesi gerektiğini düşünen her vatandaşımıza bu anlamda görev düşmektedir. "İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor" İktidar kendi vesayeti altında bir ülke kurmak istiyor. Kendi vesayetini kurmak istiyor. İstiyor ki kendi istediği gibi muhalefet oluşsun, kendi izin verdiği ölçüde muhalefet yapılsın, kendi iktidarının devamını sağlayacak bir zemin bu ülkede oluşsun ama hiçbir şekilde kendi iktidarını tehdit eder hâle kimse gelemesin. Yıllarca bu ülkede vesayeti kırmak, vesayetle mücadele etmek iddiasıyla iktidara gelenler, iktidarda her seçim öncesi 'Vesayetle mücadele ediyoruz' diyerek milletten oy isteyenler maalesef bugün kendi vesayetlerini kuruyorlar. En büyük kentin belediye başkanını ve aynı zamanda ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayını ve yine birçok seçilmiş belediye başkanını tutukladılar. Açtıkları soruşturmalarla, belediye başkanları üzerine oluşturdukları baskılarla birlikte transferler yapılıyor. İsteniyor ki kendilerinin kontrolünün dışında bir güç bu ülkede olmasın. "Millet bu prangayı kırar" Bu tümüyle iktidar vesayetidir. Bu tümüyle millet iradesine vurulan bir prangadır. Millet bu prangayı kırar. Geçmişte kırdığı gibi buna müsaade etmez. Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararıyla millet iradesine pranga vurulabildi mi? E-muhtıra yayımlanmıştı yine aynı dönemde. Millet iradesine pranga vurulabildi mi? Ne oldu? O dönemde yüzde 25’lere düşen AK Parti oyu, bu müdahalelerle birlikte yüzde 42’ye çıktı ve daha güçlü bir şekilde AK Parti’nin tekrar iktidar olması gerçekleşti. Bugün de aynı şekilde mahkeme koridorlarında, yargı eliyle siyasete müdahale edip ana muhalefet partisini ve onun üzerinden Türkiye’de muhalefeti ve siyaseti şekillendirmeye çalışanların oyunu tutmayacak çünkü bu oyunu millet bozup atacaktır. Millet bu prangaları kırıp atacaktır. "CHP yönetimi millete sığınmalıdır" CHP’nin Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimi millete sığınmalıdır, millete dönmelidir, millet de güç birliği yapmalıdır. Millet iradesinin üstünde hiçbir irade yoktur. Bu düğümü millet çözer. Bu oyunu millet bozar. Bu prangaları ancak millet kırar. Bu anlamda CHP kimliğini taşıyan ama bu oyunların aparatı hâline gelmiş, bu oyunun bir parçası hâline gelmiş kişilere —bu milletvekili olabilir, eski genel başkanlar olabilir, başka isimler, siyasetçiler olabilir— tavsiyemiz, onların kavga etmeleri değildir. Tavsiyemiz, daha önceden de defalarca ifade ettiğimiz üzere, bu hukuksuzluğa, bu demokrasi ayıbına karşı çıkan; bu ülkenin demokrasi ve hukuk zeminine bir an önce dönmesi gerektiğine inanan bütün siyasi partilerle beraber olunmasıdır. Bu yetmez, sivil toplum örgütleriyle beraber olunmalıdır. Yetmez; barolar gibi meslek kuruluşlarıyla beraber olunmalıdır. Hukuk ve demokrasiye inanan bütün muhalefeti CHP yönetimi organize etmeli ve demokrasi ve hukuk yolunda yürümeye devam etmelidir. Burada iktidarla birlikte hareket eden ya da iktidarın oyununun parçası hâline gelmiş olanlarla uğraşmaya, onlarla kavga etmeye hiç gerek yok. Milletle beraber yol yürünmelidir. Millet bu oyunu bozacak ve bu yeni vesayet kurma çalışmaları, iktidar vesayetini oluşturma gayretleri boşa çıkacaktır."

Bağımsız Türkiye Partisi'nden birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı Haber

Bağımsız Türkiye Partisi'nden birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı

Bağımsız Türkiye Partisi'nden birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı yaptı. BTP Sözcüsü Önder'in açıklaması şöyle: "Ülkemiz demokrasi ve hukuk zeminini maalesef kaybetti. Bu durum özellikle son yıllarda daha yakıcı hale geldi. İktidarın kendisine açtığı alana baktığımız zaman, yaptığı icraatlara ve attığı adımlara baktığımız zaman çok daha kötü günlere doğru ülkeyi götürdüğünü gözlemlemekteyiz. Bu anlamda ana muhalefet partisine kısa vadede çok ciddi görevler, vazifeler düşmektedir. Birleşik, bütünleşik bir muhalefeti inşa etmek durumundadır. Birleşik, bütünleşik muhalefet deyince herkesin aklına siyasi partilerin seçim ittifakı yapması geliyor. Hayır, seçim ittifakından bahsetmiyoruz. Seçim ittifakı olur ama bu yeterli değil. Burada bizim kastettiğimiz şey toplumsal muhalefet piramidini inşa etmektir ve bu seçim döneminde değil, şimdi hemen bugün bunu inşa etmektir. Bunun için sendikaları, baroları, gazetecileri, iş insanlarını, oyuncuları, sanatçıları, yazarları, akademisyenleri, toplumun her kesimini bir araya getirmelidir. Bu toplumun çok büyük bölümü bu gidişattan rahatsız ve bir değişim istemektedir, demokrasi ve hukuk zeminine dönüş istemektedir. İşte bu arzuyu taşıyan toplumun her kesimini, esnafı, çiftçiyi de dahil olmak üzere her kesimi birleştirmeli, bir araya getirmeli, bir platform etrafında toplamalıdır. Bugünden bu fotoğrafı vermelidir. Bu aynı zamanda iktidarın meşruiyetini kaybettiğini eylemli olarak göstermektir. Çünkü iktidar meşruiyetini kaybettiğinin farkında. Bu nedenle aksini göstermek üzere bazı gazetecileri, yazarları, sporcuları ve çeşitli aktörleri yanına toplayıp 'toplumun her kesimi benimle beraber' mesajı vermeye çalışmaktadır. Halbuki bugün milletin büyük çoğunluğu, her sektörden insanımız iktidara tepkili ve değişimi ciddi şekilde arzulamaktadır. İnsanlar demokrasi ve hukuk zeminine dönüşü istemektedir. Bu tepkiler bireysel kalmaktadır. Muhalefet bu tepkileri organize etmeli, bir araya getirmelidir. Bu piramidin en tepesinde siyasi partiler elbette olmalıdır ama aşağıya doğru toplumsal muhalefet piramidi inşa edilmelidir. Bunu yaptığımız zaman hem iktidar meşruiyetini kaybettiğini artık gizleyemeyecek ve seçime bir an önce gitmek durumunda kalacak, hem de toplumun her kesimi yalnız olmadığını, tepkisinin bireysel olmadığını, toplumun büyük bölümünün kendisi gibi düşündüğünü görecektir. O zaman seçimle birlikte değişimin de kapısı aralanmış olacaktır."

Hüseyin Baş: AKP seçimi kaybedeceği için bunları yaşıyoruz Haber

Hüseyin Baş: AKP seçimi kaybedeceği için bunları yaşıyoruz

Hüseyin Baş: AKP seçimi kaybedeceği için bunları yaşıyoruz Mansur Yavaş: Ayrılıkta azap var' derler. Muhalefet olarak yan yana gelmek mecburiyetindeyiz Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Ankara'da iftar programına katıldı. BTP Ankara İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftara Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da katıldı. Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda partinin üye yapma kampanyasında dereceye girenlere plaketleri verildi. İftarda bir konuşma yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş muhalefete yönelik yargı süreçlerine dikkat çekti. "Bunun adı hukuk falan değil" Soruşturma süreçlerinin gizliliğine vurgu yapan Yavaş, “Hazırlık soruşturması gizli olduğu halde kişinin kendi avukatının haberi olmadan çarşaf çarşaf her yerde ifadeler yayınlanmaya başlıyor. WhatsApp gruplarında paylaşılıyor, itibarsızlaştırmak için uğraşılıyor. Kendini savunmak isteyenlerin konuşması da mümkün değil. Zaten savunabilecekleri televizyon kalmadı” dedi. BTP lideri Hüseyin Baş hakkında başlatılan ve beraatla sonuçlanan sürece de dikkat çeken Mansur Yavaş muhalefete yönelik yargı süreçlerine dikkat çekti. "Cenab-ı Allah beş parmağın beşini farklı yaratmış. Demek ki Cenab-ı Allah insanları farklı yarattığına göre bunun bir hikmeti var" diyen Mansur Yavaş, "Ama siz istiyorsunuz ki hep aynı şeyi düşünelim. Bize itiraz etmeyin. Biz ne edersek bizi haklı görün. Hiçbir şeyi eleştirmeyin. Eleştirince ne oluyor? İşte görevi eleştirmek olan, daha güzel bir Türkiye için çalışan Bağımsız Türkiye Partisi’nin sayın genel başkanını götürüyorsunuz, imza karşılığı sözünü kesmeye çalışıyorsunuz. Bunun adı hukuk falan değil. Peki hukuk olmayınca ne oluyor? İşte ekonomi bu hâle geliyor" dedi. "Prof. Dr. Haydar Baş bugünleri anlatmış" Konuşmasında Orta Doğu'daki duruma da dikkat çeken Mansur Yavaş, BTP'nin kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın uyarılarına dikkat çekti ve şunları söyledi; "Sayın Genel Başkanım, ben televizyonlarda izledim. Muhterem rahmetli babanızın Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili yaptığı konuşmaları… O günleri öngörmüş, bugünleri anlatmış ve maalesef aynen yaşıyoruz. Dikkate alınmadı, kimse dinlemedi. Libya’dan, Cezayir’den başladı; Irak, Suriye, İran… Şimdi de Gazze’de binlerce insanı adeta imha eden, katliam yapan İsrailliler “Sıra Türkiye’de.” deme cesaretini kendilerinde buluyorlar. Ben de diyorum ki; evet, kim ne kadar harita çizerse çizsin, proje yaparsa yapsın görmedikleri bir şey var: Türk milletinin feraseti. Farklı farklı düşünsek de biz böyle tehlikeli pozisyonlarda mutlaka Türk milleti olarak toplumca yan yana geliriz ve direnmesini biliriz. İstiklal Harbi bunun en büyük örneğidir. Buradan ders almalılar. Her ne kadar 100 yıl geçse de o ruh hepimizin içerisinde. Dün biz şehit aileleriyle birlikteydik. Türkiye’de şu anda milyonlarca aile var. Allah korusun, böyle bir tehlike olduğu zaman “Vatan sana canım feda.” diyebilecek binlerce aile var. Allah onları eksik etmesin." "Muhalefet olarak yan yana gelmek mecburiyetindeyiz" Muhalefetin birlikte hareket etmesi gerektiğini de ifade eden Mansur Yavaş sözlerini şöyle tamamladı; "Sayın Genel Başkanım şunu söyleyeceğim; 'Ayrılıkta azap var' derler. Evet, ayrılıkta azap var. Bizler artık bu saatten sonra, özellikle muhalefetin ülkedeki kötüye gidişi görüp yan yana gelmemesinin hiçbir mazereti yok. Hani meşhur bir deyim vardır: “Armudun sapı, üzümün çöpü.” değil. Yan yana gelmek mecburiyetindeyiz. Yoksa biz bugünlerimize mum yakar hâle geliriz. Onun için inşallah hep beraber bir olalım, diri olalım, iri olalım. Cenab-ı Allah’tan Ramazan Bayramı’mızın mübarek olmasını diliyor, hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum. Allah’a emanet olun." "Türkiye sustuğunda korkun" BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş da iftar programında konuştu. Hüseyin Baş konuşmasında şu değerlendirmeleri yaptı; "Sayın Başkanımın bahsettiği gibi bizler bir hukuki soruşturma geçirdik. Bir sosyal medya taarruzu ve jet hızıyla gecenin saat 2’sinde bir soruşturma… Hemen takip eden günlerde bir gençlik örgütü başkanı bir siyasi parti genel başkanına ekranlar önünde açık açık hakaret edip tehdit etmişti ve hiçbir soruşturma açılmamıştı. Gece 2’de bizim için ayakta olan irade, öğlen vakti herhâlde gözlerini kapatıp uyuyor. Kimseyi duymuyor! Velhasıl şunu söylemek istiyorum; Bir soruşturma başladı. 11 ay boyunca bana adli kontrol uygulandı. Bir siyasi parti lideri olarak burada bulunuyorum. Bir siyasi partiyi temsil ediyorum. Bir fikri temsil etmeye çalışıyoruz. O dönem dedim ki bizi yönetenlere: “Bizim konuşmamızdan korkmayın, bizim susmamızdan korkun. Eğer ülke elden gidiyor diye veya iktidarınıza zeval geliyor diye korkacaksanız, Türkiye sustuğunda korkun.” Ve 11 aylık sürecin sonunda biz yargılandık. Mahkemeye çıktık ve ne oldu? Ben beraat ettim. Mahkeme dedi ki: “Ortada suç yok.” Peki 11 ay boyunca bize uyguladıklarınız ne olacak? Şimdi aynısı belediye yargılamalarında görülüyor. Yarın, eğer hukuktan birazcık kaldıysa herkes beraat edecek. "Demokratik haklarımızı sonuna kadar savunacağız" Şu anda bunları yaşamamızın sebebi, önümüzdeki ilk seçimi AK Parti’nin kaybedecek olmasıdır. Bunu kaybedeceğini gören siyasi irade başka yollarla iktidarını devam ettirmeye çalışıyor. Ama istedikleri kadar devam ettirmeye çalışsınlar. Bu ülke demokratik bir hukuk devletidir ve bu ülkede milletin dediği olur. Dolayısıyla millet olarak bize bir iş düşüyor: Demokratik haklarımızı sonuna kadar savunmak. "Amerika’nın kayığına binen elbet batar" Ortadoğu’da bir vahşet var. Gazze’de çocuklar ölüyor. Bugün İran’da kız çocukları öldürüldü. Amerika “Ben dünyanın jandarmasıyım” diye çıktığı yolda aslında İsrail’in polisliğini yapıyor. Arap dünyası da diyor ki: “3,5 trilyon dolar sana para ödedim. Sen beni korumuyorsun. Benden aldığın parayla gidip İsrail’i koruyorsun.” Şu anda Arapların Amerikan üsleri, Körfez ülkelerinin üsleri bombalanıyor ve Amerika o Arapları korumuyor. Bütün dünyanın şunu görmesi lazım: Amerika’nın kayığına binen elbet batar. Peki Amerika o kayığı nasıl batırıyor? Şöyle batırıyor arkadaşlar: Ortadoğu’da bir kavgayı körükleyerek batırıyor o kayıkları. Nedir o kavga? Mezhep kavgası. Şii-Sünni kavgası. Bugün İran’la bizim aramıza da çekilmek istenen, Türkiye’de de Mossada iş yapan, İngilizlere uşaklık yapan, ortak özelliği Atatürk düşmanlığı olan bazı tipler, bizi “Yok onlar Şii, biz Sünniyiz” diye yine kavga ettirmeye çalışıyorlar. Bu tam bir Amerikan emperyalizmi oyunudur. Bu oyuna asla gelmeyeceğiz. Ne dedim? Amerika’nın kayığına binen batar. Kim kurtulur? Haydar Hoca vaktinde dedi: “Ehlibeyt’in gemisine binen, Nuh’un gemisine binmiş gibi olur; kurtulur.” Bugün Amerika dünyaya mafya gibi davranıyor. “Seni koruyacağım.” diyor. Kimden koruyor? Kendisinden koruyor. "Netanyahu'nun ölümü doğrulanırsa bir koyun adağım olsun" Bir uyanışa ihtiyacımız var. 1915’te Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’de yenilmez denen emperyal…

BTP lideri Hüseyin Baş’tan ‘Bütünleşik Muhalefet’ çağrısı Haber

BTP lideri Hüseyin Baş’tan ‘Bütünleşik Muhalefet’ çağrısı

BTP lideri Hüseyin Baş’tan ‘Bütünleşik Muhalefet’ çağrısı Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 yılına ilişkin beklentilerini anlattı. Muhalefete seslenen Hüseyin Baş, “Cumhuriyetin değerlerinin ve kurucu unsurların yeniden devreye alınabildiği, yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsız şekilde işleyebildiği bir parlamenter sistemin geri getirilebildiği bir Türkiye için; hukuk ve adaletin tesisi adına amasız, fakatsız, bütünleşik bir muhalefet şarttır. Aksi hâlde yarın yine bu tablo ortaya çıkarsa, muhalefet dedikleriniz iktidarın koltuk değneğidir.” dedi. Meltem TV’de yayınlanan “2026’ya Bakış” programına konuk olan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. BTP liderinin açıklamalarından satır başları şöyle; “2025 yılında 5 milyon soruşturma açılmış” “2026 yılının ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Bugün okuduğum bir haberde, yanlış hatırlamıyorsam 2025 yılında 5 milyon soruşturma açılmış. Herhâlde son 20 yılda ilk kez bu kadar sık ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir’ ifadesini duyduk. Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu anda hukuk devleti ise 5 yıl önce ne devletiydi, 10 yıl önce neydi? Çünkü o gün işleyen hukukla bugün işleyen hukuk arasında dağlar kadar fark var.” “Hukukla ilgili ilk sinyaller bendeniz üzerinden verildi” “Gerçekten zor bir yıl geçirdik. 2025’e girdiğimizde hukukla ilgili ilk sinyalleri bendeniz Hüseyin Baş üzerinden almış olduk. 2024 Aralık ayı sonunda hakkımda soruşturma açıldı; ardından adli kontrol, yurt dışı yasağı getirildi. Akabinde Türkiye’de büyük dosyaların açıldığı ilginç bir yıl yaşandı. Sayın Ümit Özdağ’ın tutuklanması, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptali, ardından tutuklanması süreci, Sayın Fatih Altaylı’nın tutuklanması, gazetecilerin tutuklanması ve adli kontrollere maruz bırakılması… Oldukça dikkat çekici bir yıl oldu. Dolayısıyla 2026 yılının huzur, barış ve kardeşlik içerisinde geçmesini temenni ediyorum.” “Uyuşturucu ve kara para operasyonları gri listeden çıkmak için yapılıyor” “Türkiye’de son dönemde uyuşturucu ve kara para operasyonları yapılıyor ancak bana göre bu operasyonların asıl sebebi uyuşturucu ya da kara para değil. Türkiye’ye yatırım gelmesi gerekiyor. Gri liste süreci son iki yılda hepimizin malumu. Avrupa’dan yatırım almak ciddi anlamda zorlaştı. Hukuk ortada. Arap sermayesinin yatırımları da zayıfladı. Avrupa’dan sıcak para gelmesi isteniyor. Bu operasyonlarla ‘Türkiye temizleniyor, kimseye göz açtırılmıyor, hukuksuzluğa izin verilmiyor’ mesajı veriliyor. Benim kanaatim budur.” “Bence APO mevcut koşullarda fazlasıyla özgür” “Teröristbaşı Öcalan’a özgürlük mitingi yapılıyor. Bence APO mevcut koşullarda fazlasıyla özgür. Öncelikle bu kişinin bir terörist olduğunu, masum insanları katlettiğini kabul etmemiz gerekir. Hangi etnik kökenden gelirsek gelelim, hangi ideolojiye sahip olursak olalım bu bir insanlık meselesidir. Bunu başka bir noktaya taşımaya çalışmak insani değildir.” “Güneydoğu’daki yurttaşlarımızın önderi gibi lanse ediliyor” “PKK silah bırakacak deniliyor, peki FETÖ ne olacak, IŞİD ne olacak, DHKP-C ne olacak? Türkiye’de tek terör yapılanması PKK değildi. Sürece bilerek ‘Terörsüz Türkiye’ adı veriliyor. Kim terörsüz Türkiye’ye karşı olabilir? Ancak gelinen noktada Güneydoğu’daki yurttaşlarımızın önderi sanki İmralı’daki caniymiş gibi bir algı oluşturuluyor.” “Bebek katili kimin bebeğini katletti?” “O caninin açıklamaları meydanlarda yayınlandı. Kime izletiliyor bunlar? O meydanlarda bulunan insanlar terörist mi? Hayır. Kürt vatandaşlarımız APO’nun arkasından gitmedi, gitmiyor. PKK’nın katlettiği bebekler Kürt vatandaşlarımızın bebekleriydi. Bu mücadeleyi asıl veren Güneydoğu’daki yurttaşlarımızdı. Buna rağmen herkes sanki onun sözünü dinliyormuş gibi bir tablo çiziliyor. Bunu kabul etmiyorum.” “Bütünleşik muhalefet olmadan sonuç alınamaz” “Muhalefetin bazı saplantılardan kurtulması gerekiyor. Türkiye’de bütünleşik bir muhalefet olmadan hiçbir yere varılamaz. Ancak bu, geçmişteki altılı masa gibi bir yapı da olmayacak. Altılı masanın en büyük partisi CHP, kendi milletvekilleri dışında 39 milletvekilini Meclis’e taşıdı. Bugün bakıldığında anayasa değişikliğinde iktidarı destekleyebilecek bir tablo ortaya çıkıyor.” “Muhalefet iktidarın koltuk değneği olmamalı” “Cumhuriyetin değerlerinin yeniden tesis edilmesi, bağımsız erklerin işlemesi için bütünleşik muhalefet şarttır. Aksi hâlde bazı kriterler devreye girer ve sizi saf dışı bırakırlar. Milletin değerlerini yok sayamazsınız.” “Demokrasimiz elden gidiyor” “Ülke elden gidiyor demek istemiyorum ama demokrasimiz elden gidiyor. Bu gizlice yapılmıyor, açık açık yapılıyor. Eğer bu sürecin durmasını istiyorsak bütünleşik muhalefet şarttır.” “Türkiye’nin çözümü Bağımsız Türkiye Partisi’dir” “Türkiye’nin başına Bağımsız Türkiye Partisi dışında kim gelirse gelsin aynı ekonomik ve finansal sistem devam eder. Bugünkü Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’tir. Muhalefet kazansaydı Ali Babacan olacaktı. Aralarında hiçbir fark yok. Türkiye 2050’ye hazırlanacaksa genç zihinlerle hazırlanmalıdır. Biz yarını, yapay zekâyı, Endüstri 5.0’ı konuşuyoruz. Türkiye’nin kronik sorunlarına çözüm üretebilecek tek adres Bağımsız Türkiye Partisi’dir.”

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Haber

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder

BTP'den açılım için 'Vardır bir bildikleri' diyenlere FETÖ hatırlatması "Bugün yaşananlara anlam veremeyip 'Vardır bir bildikleri' diyenlere şunu hatırlatıyorum; gelecekte yine büyük bedeller, büyük faturalar ödeyerek ne bildiklerini öğrenmek durumunda kalmayalım" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder basın toplantısı düzenleyerek gündemi değerlendirdi. Lütfullah Önder şunları söyledi; "Milletimizin gündeminde açlık var, yoksulluk var, sağlıklı beslenememek var, barınma ihtiyacı var, ekonomik problemler var ama Türkiye'nin gündeminde maalesef çok uzun bir süredir ekonomi yer alamıyor. Siyasilerimizin 50 bin insanın katili teröristbaşı Abdullah Öcalan'ı çıkarmak gibi bir çok daha önemli dertleri var. Siyasilerin Öcalan'ın yol göstericiliğinde Türkiye'nin problemlerini - problem dedikleri şey milleti etnik kimlik üzerinden tanımlama - çözmek gibi bir gündemleri var. Geçmişte Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini ima edenleri bile teröristlikle, teröristlere destek vermekle suçlayanların şu an Türkiye'de Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi ile ilgili bir gündem oluşturma gibi bir dertleri var. "Bugün yaşananlara anlam veremeyip 'Vardır bir bildikleri' diyenlere..." Siyasilerimiz çok ciddi bir dönüş ve dönüşüm içerisinde maalesef. Bu dönüşüme tabanın ayak uydurması, hazmetmesi çok zor ama buna rağmen, 'Ne olursa olsun ben kendi siyasi partimden dönmem' diyenlere bu konuları sorduğunuz zaman, 'Büyüklerimizin var bir bildiği, devleti yönetenlerin, siyasetçilerin var bir bildiği, bizim aklımız ermez' cevabını duyuyorsunuz. Bu cevapları duyunca ben geçmişe şöyle bir yolculuk yapıyorum. Fethullah Gülen organizasyonunun Türkiye'de milli ve dini değerlerimizin aleyhine faaliyetler yürüttüğü 2000'li yıllarda örneğin Müslüman bir kadını Hristiyan bir erkekle evlendirip müftü, hahan papaz huzurunda nikah kıydırılıp Zaman Gazetesinin manşetinden de 'Bu bir devrim' diye verildiğinde o dönem de FETÖcüler, 'Bizim aklımız ermez. Hocaefendinin var bir bildiği' derlerdi. Aradan yıllar geçti, 15 Temmuz yaşandı ve o sözde hocaefendinin ne bildiğini gördük ama bedeli çok ağır oldu. Büyük bedeller ödedik, insanımız canını kaybetti, kendi yetiştirdiğimiz insanların bizim üzerimize bomba attığını gördük. Onların büyük bir fatura ödeyerek ne bildiğini gördük! Bugün yaşananlara anlam veremeyip 'Vardır bir bildikleri' diyenlere de şunu hatırlatıyorum; gelecekte yine büyük bedeller, büyük faturalar ödeyerek ne bildiklerini öğrenmek durumunda kalmayalım. O nedenle yanlış gördüğümüzün karşısında 'yanlış' diyelim. En azından yanlış yanında yanlışa destek vermek durumunda değiliz. "Bunlara fırsat verirseniz değil Selahattin Demirtaş'ı, Apo'yu bile hapisten çıkarırlar diyorlardı" Selahattin Demirtaş üzerinden yürüyen tartışmaya da bir bakış açısı getirmek istiyorum. Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini ilk kez Sayın Devlet Bahçeli, 'Hayırlara vesile olmasını dileyerek' gündeme getirdi. Bunun ardından da gerek Adalet Bakanlığı'ndan ve gerek kendi avukatlarından adımlar, açıklamalar gelmeye başladı. Selahattin Demirtaş'ın tahliyesini ima edenlere bile ciddi tepki gösteriyorlardı. Hem Sayın Cumhurbaşkanı, hem Sayın Devlet Bahçeli çok değil 2023'teki seçimlerde neredeyse propagandanın büyük bölümünü bu tartışma üzerinden yürütmüşlerdi, 'Bunlara fırsat verirseniz değil Selahattin Demirtaş'ı, Apo'yu bile hapisten çıkarırlar' diyorlardı. Milletten bu sözler sayesinde aldıkları oylarla seçildikten sonra 'olmasın' dedikleri şeyleri bizzat kendileri maalesef yapıyorlar. "Hiç kimse hukuk penceresinden konuşmuyor" İşin üzücü taraflarından bir tanesi de şu; Selahattin Demirtaş'ın hapiste kalmasını savunanlar ya da Selahattin Demirtaş'ın tahliye edilmesini isteyenlere baktığınız zaman hiç kimsenin hukuk penceresinden konuşmadığını görüyoruz. Siyasi duruşuna göre kimisi 'hapiste kalmalı' diyor, kimisi 'çıkmalı' diyor ama hukuk çerçevesinde konuşulmuyor. İki taraf da hukuk çerçevesinde talebini gerekçelendiremiyor. Bu da Türkiye'de hukuk devletinin ne hale geldiğini, hangi noktaya geldiğini, yargı bağımsızlığının artık sadece bir söz olarak kaldığını gösteren üzücü bir fotoğraf." ,

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.