Ankara

#Ekonomi

OrtamHaber - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

-Devletin sahibi millettir Haber

-Devletin sahibi millettir

-Devletin sahibi millettir -Türkiye’de ekonomi dengesini kaybetmiş durumda -Kriz dediğimiz bir yıl, belki iki yıl, en fazla üç yıl sürsün diyelim. Türkiye belki de on yıldır derin bir krizin içerisinde -Devlet piyasaya yatırımcı ve vatandaş lehine müdahil olmalı -Millî Ekonomi Modeli, mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır" -BTP lideri Hüseyin Baş Bursa’da RUMELİSİAD'ı ziyaret etti Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş parti kurmaylarıyla birlikte Bursa'da Rumelili Yönetici Sanayici ve İş Adamları Derneği RUMELİSİAD'ı ziyaret etti. Başkan Murat Evke tarafından karşılanan BTP lideri önce RUMELİSİAD’ın Rumeli Parkı’nı gezdi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş parkta, Balkanlar’daki Türk-İslam ve Osmanlı eserlerinin minyatürlerini inceledi. "Türkiye aslında bir Balkan ülkesidir" Daha sonra görüşmeye geçildi. BTP lideri Hüseyin Baş, "Türkiye aslında bir Balkan ülkesidir. Biz ne tam anlamıyla bir Avrupa ülkesiyiz ne de bir Ortadoğu ülkesi. Müziğiyle, kültürüyle, mimarisiyle, sanatıyla ve insan yaşayış biçimiyle yoğun bir Balkan esintisi taşımaktayız" derken RUMELİSİAD Başkanı Evke, "Toplamda 60 bin çalışanı istihdam eden ve yıllık ticaret hacmi 2,5 milyar doları bulan, 330 üyeden oluşan bir derneğiz. Bünyemizde sanayiciler, inşaatçılar, tekstilciler, mobilyacılar ve daha birçok sektörden temsilciler bulunmaktadır. Toplam 36 farklı sektörde hizmet veren üyelerimiz vardır. Balkanlara yönelik hissiyatımız yalnızca ekonomik değildir; kültürel boyutu da vardır. Ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi hususunda Balkanlarla ciddi temas hâlindeyiz" ifadelerini kullandı. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş RUMELİSİAD ziyaretinde şu yaptığı değerlendirme şöyle; "Devlet dediğiniz millettir" "Devleti toplum olarak tanımlarım. Türkiye’de bu anlayış son yıllarda biraz farklılaşmıştır. Devlet ve millet ayrı kavramlarmış, devlet milletin sahibiymiş gibi bir yönetim ve işleyiş anlayışı ortaya çıkmıştır. Ben buna bütünüyle karşıyım. Çünkü devlet dediğiniz millettir ve devletin sahibi de millettir. Şeyh Edebali’nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' düsturu da bunun bir başka ispatıdır. Velhasıl, biz de bu köprüyü görmek adına bir siyasi yolculuk yapıyoruz. "Ekonomi dengesini kaybetmiş durumdadır" Piyasada mali açıdan ciddi bir zorluk ve problem bulunmaktadır. Üstelik bu sorun çözülememektedir. Normal şartlarda kriz dediğimiz süreç bir yıl, belki iki yıl sürer; en fazla üç yıl sürsün diyelim ancak Türkiye belki de on yıldır derin bir krizin içerisindedir. Son bir ya da bir buçuk yıldır dövizin ciddi şekilde baskılanmış olması da ihracat açısından rekabeti zorlaştıran bir unsur hâline gelmiştir. Dövizi serbest bıraksanız bu kez ithalata dayalı iç piyasa ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacaktır. Ekonomi dengesini kaybetmiş durumdadır. Hiç kimse aldığı maaştan memnun değildir. Hatta bırakın maaşı; ailenizle bir yemeğe gitseniz gelen hesap sizi şaşırtıyor. Hesabı ödeyen 'Bu kadar para mı ödenir?' diyor. İşletmeci ise parayı alırken 'Bu parayla para kazanamıyoruz.' diyor. Bu durum mobilya sektöründe de böyledir, diğer sektörlerde de. "Millî Ekonomi Modeli, mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır" Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın 2004 yılında kaleme aldığı Millî Ekonomi Modeli, dünyadaki mevcut ekonomik anlayışlardan farklı bir perspektif ortaya koymaktadır. Bu model üzerine 11 farklı uluslararası kongre gerçekleştirilmiştir. Modelin temel farklılıklarından biri, dünyada hâkim para birimi olan Amerikan doları yerine millî paralarla ticaret yapılmasını savunmasıdır. Bugünlerde dünyada sıkça duyduğunuz bu fikir ilk kez Millî Ekonomi Modeli’nde yer almıştır. Buna göre devletler ticaret yaparken Amerikan doları yerine kendi millî para birimlerini kullanmalıdır. Nitekim Venezuela’da Nicolás Maduro’ya yönelik giriş…

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir Haber

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir -En hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler; Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şey… -Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize kadermiş gibi yutturuldu -Halk zarar görüyor diye tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar. Halkı bu kadar düşünüyorsanız, SEKA'yı kapatmasaydınız, TEKEL'i satmasaydınız, Sümerbank dursaydı… -BTP Lideri Hüseyin Baş Yalova’da konuştu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Yalova’da partisinin Genişletilmiş İl Divan Toplantısına katıldı. İl teşkilatıyla bir araya gelip parti faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda konuşan Hüseyin Baş sıcak gündeme dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle; “Türkiye’de cumhuriyetle kavga eden bir anlayış hakim olmaya başladı” “Türkiye bugünlerde yaşadığını belki de Cumhuriyet tarihinde hiç yaşamadı. Çünkü geçmişte Türkiye'de yaşanan bütün arızalar, öyle veya böyle cumhuriyeti ayakta tutmak için yaşanan arızalardı. Şu anda tam tersini yaşıyoruz. Bugün insanların yediği baskı, cumhuriyete uyum sağlasınlar diye değil. Bugün insanların özgürlüklerinden, hürriyetlerinden endişe etme sebebi, devlete karşı bir suç işlemiş olduklarından dolayı değil. Şimdi baktığınızda adeta cumhuriyetle kavga eden bir anlayışın Türkiye'de hâkim olmaya çalıştığını gözlemliyoruz. “En hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler: Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şeyleri” Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir. Çünkü elinizde cumhuriyet var. Geri kalan bütün kazanımları tekrar kazanabilirsiniz. Yitirir, yeniden elde edebilirsiniz. Ancak elinizde cumhuriyet, milletin iradesi, halkın gücü kalmazsa geçmişte elde ettiğimiz hiçbir şeyin de bir değeri olmaz. Bu hayatı ne için yaşıyor olursanız olun, örnek verelim en hassas olunan noktalardan biri dini için bütün hayatını yaşayan ve en hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler: Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şeyleri. “Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize kadermiş gibi yutturuldu” Cumhuriyet sahip olduğumuz her şeyin garantörü. O yüzden çok ilginç bir süreçten geçiyoruz. Peki, bu noktaya nasıl geldik diye dönüp bakacak olursak değerli arkadaşlar; sadece son 25 yıldır değil, belki de 50 yıldır yoklukla imtihan edilen, açlıkla sınanan bir millet hâline getirildik. Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize öyle bir kadermiş gibi yutturuldu ki şu anda sizlere sorsam veya hep birlikte çıkıp sokakta anket yapsak, bu ülkede bir emekli 100 bin lira maaş alabilir mi? Yani bir şey olsa, ne bileyim, gökten bir fil düşse olur mu? Evet, der... Mesela gökten bir fil bu masanın üstüne düşecek... Olabilir mi? Evet, olabilir deriz. Bir emekli 100 bin lira alabilir mi desek, "Yok canım, mümkün değil." deriz. Yani o garibanlık kaderine öyle bir ikna edilmişiz ki… Ya da bir işçi tek başına bir maaşla dört tane evladı olsa, onları okutur, büyütür, evlendirir. Hatta çocuklar işini gücünü oturtana kadar ceplerine harçlık koymaya devam eder desek, hanginiz inanır buna? Hiç kimse inanmaz. Çünkü garibanlık bu toplumun kodlarına işlendi. Şimdi bu garibanlık psikolojisi, bizim millet olarak düştüğümüz yerden kalkacağımıza olan inancımızı yok etti. Türkiye, önündeki ekonomik meselelerini çözmediği müddetçe başka hiçbir meseleyi çözme imkân ve kabiliyetine sahip olamayacaktır. “Mevcut ekonomik meseleleri kim çözer?” Bugün Türkiye'de siyasete baktığınız zaman, mevcut ekonomik meseleleri kim çözer sorusunun cevabı gerçekten yok. Zaten bir emekli 100 bin lira alabilir mi diye sorduğumda kimsenin inanmamasının sebebi nedir? Onu sağlayabilecek bir siyasi iradenin Türkiye'de olmadığına inandığından dolayıdır. Yani hiç kimse demiyor ki, ‘Ya bu iktidar devam etsin, şunu da halledince bana bu parayı verecek’ veya ‘Bu iktidar gitsin, ana muhalefet gelsin. Onlar geldiği zaman biz bu paraları kazanabiliriz.’ demiyor. Kimsenin böyle bir inancı yok. “Rusya ve Çin Milli Ekonomi Modeli ile değişti” Biz, bir kere diğer bütün siyasi partilerden, bütün fikir hareketlerinden farklı olarak bir ekonomik modele sahip siyasi bir oluşumuz. Bağımsız Türkiye Partisi'nin ekonomik fikirlerini ve parti programının temelini oluşturan şey Millî Ekonomi Modeli'dir. Nedir bu Millî Ekonomi Modeli dediğiniz zaman, bugün dünyada Amerikan hegemonyasına, Amerikan tek kutbuna karşı başkaldırabilmiş, kendi ekonomileri Amerika ekonomisini dahi geçebilecek noktaya hızla ilerleyen ülkelerin kullandığı modeldir. Mesela bu modeli biz 2013 tarihinde merhum liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş ile birlikte Rusya'nın meclisinde anlattık. Haydar Baş bu modeli Rusya'nın meclisinde anlattı. Kime? Rus bilim insanlarına, Rus akademi öğrencilerine ve Rus siyasetçilerine. Rusya, o tarihlerden daha öncesinden beri süregelen şekilde bugüne kadar Millî Ekonomi Modeli'ni uygulamış bir devlet ve bugün Amerika'yla çatışabilen dünyadaki ender devletlerden biri. Yine bakıyoruz; Çin şu anda Amerika'nın en büyük derdi. Çin'in bu gidişatı bu hızla devam ettikçe Amerika şunu görüyor ki; dünya artık benim çiftliğim olmayacak! Peki Çin nasıl bu noktaya geldi dersek, Çin de Millî Ekonomi Modeli'ni uygulayarak bu noktaya geldi. Yani buradan şu sonuç çıkıyor: Bizim elimizde Bağımsız Türkiye Partisi olarak öyle bir model var ki dünyada hiçbir siyasi partinin böyle bir kabiliyeti ve imkânı yok arkadaşlar. Bağımsız Türkiye Partisi'nin parti programı Millî Ekonomi Modeli. BTP'nin parti programı, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen ekonomistler tarafından dünyanın kurtuluş reçetesi olarak ortaya konuyor. Şimdi siz bana lütfen şunu söyleyin: Türkiye'deki herhangi bir siyasi partinin, buna iktidar partisi de dâhil, parti programındaki bir cümleyi dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir konudaki akademisyen çıkıp, ‘Bu cümle doğrudur’ desin. “Tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar….” Şimdi halk zarar görüyor diye tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar. Yaa halkı bu kadar düşünüyordunuz madem, SEKA'yı kapatmasaydınız, TEKEL'i satmasaydınız, Sümerbank dursaydı, şeker fabrikaları elimizde dursaydı, limanlar bizde olsaydı, altın madenleri özelleştirilmeseydi. Bu halkın en çok tavuk dürüm yiyor olmasının sebebi tavuğu çok sevmesi değil. Halkı bu kadar düşünmenize gerek yok. En çok tavuk dürüm yiyor olmasının sebebi cebinde para olmayışı. Sözde halkı düşünüyorlar ama halkın kârına ne varsa elden gitti. Dolayısıyla bu ekonomik tablonun, bu tutarsız tablonun bir iktidar değişimiyle düzeleceğini düşünürseniz orada da yanılırsınız arkadaşlar. Bu ekonomik tablonun düzelebileceği tek yol Bağımsız Türkiye Partisi iktidarıdır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Haber

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreç kapsamında yaşanan gelişmelere tepki göstererek "DEM Partili Meclis Başkanvekili İmralı’yla görüşüp dönüyor ve 'Kök yasa hazırlanacak’ diyor. Neymiş? Belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı'daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış" dedi. "Ey hayalperestler aklınızı başınıza alın! Bu topraklarda bir tane temel yasa var, o da Türk milleti olmak yasamızdır" diyen Dervişoğlu, 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı'nda miting yapacaklarını da açıkladı Aziz milletim, Değerli milletvekilleri, Kıymetli dava arkadaşlarım... Sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Kendime de sizlere de bir soru sorarak başlamak istiyorum. Ekranlarda ne görüyoruz? Haberlerde ne duyuyoruz? Biz neler yaşıyoruz, neler konuşuyoruz? İki haftadır, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar, Her kanalda tek bir konu var! Tek bir başlık var! Tek bir gündem var! Ve bu konu, bu başlık, bu gündem Salt bir parti meselesi, şahısların çekişmesi olarak ele alınıyor. O ekranları seyredince, Sanırsınız ki; Memlekette başka bir şey olmuyor da, Bir siyasi parti içinde “adil bir rekabet” yaşanıyor. Sanki hiç kimse, Herhangi bir müdahalede bulunmamış da, Bir sorun kendi kendine oluşmuş, Türkiye de o sorunla uğraşıyor. Ayrıca bu sorun, bize diğer tüm sorunlarımızı da unutturmuş. Enflasyon ve hayat pahalılığı ortadan kalkmış. Ekonomi programı tıkır tıkır işliyor. Emekli ve asgari ücretli hakkını almış, alın teri karşılığını bulmuş. İşsizlik problemi aşılmış. Çiftçi ürettiğinin karşılığını alıyor. Asayiş diye bir derdimiz kalmamış. Kadınlar, gençler, çocuklar güvende. Esnaf, tüccar, sanayici halinden memnun. Dış politikada her şey güllük gülistanlık. Hukuk, adalet, demokrasi baharı yaşıyoruz öyle mi? İnsanın, “ne butlanmış be arkadaş” diyesi geliyor. Bizi, değerlerimizi, canlarımızı, sevdiklerimiz, doğrularımızı Kemiren, tüketen, öldüren tüm bu sorunlar ortadayken, Kasten ve taammüden sahnelenen bu “cambaza bak” oyunuyla Milletimin gözüne perdeler indiriliyor! Kimdir sebebi? İktidar ve ortaklarıdır. Kimdir sebebi? İktidar ve yabancı ortaklarıdır. Kimdir sebebi? Buna ses etmeyenler, itiraz etmeyenlerdir. Nedir çözümü? Duyduğunu ayırt etmektir, Gördüğünü anlamaktır, Konuştuğunu bilmektir. Yani idraktir, idrak. Biz, bu partiyi, işte bu idrakle kurduk. Bu idrakle de bu iradeyle de Niye kurulduysak, hangi amaçla yola çıktıysak, O menzile varmadan durmayacağız. Değerli arkadaşlar, Bugün iktidar, kendini yiyen bir yılan misalidir. Kendi tarihinde, eskiliğinde ve köhneliğinde boğulmuş haldedir. Bozukluğu düzeltirim diyemiyor, Çünkü eğrilik, kendinden. Daha iyisini yaparım diyemiyor, Çünkü her seferinde daha berbat eden kendisi. Temizim, ahlaklıyım, dürüstüm diyemiyor, O sebeple, ötekine, berikine operasyon çekiyor. Öyle bir tezgâh kurulmuş ki, Günde 10 meyve veriyor, 9’u zehirli. Öylesine kir pas üretiyor ki, Dokunduğu her yeri, herkesi, kendine benzetiyor. Bu sebepledir ki Türkiye, Boğazına kadar çamura bulanmış haldedir. Diyorum ya, tezgâh belli. Vatandaşın sorunları birikir, Biriktikçe millet Erdoğan’a bakar. Ve tam o anda, Seçilmiş veya atanmış paratonerler eliyle Meseleler, sağa sola saptırılır. Birini çözelim demezler. Bir kesimi mutlu edelim demezler. Çünkü bunlarda, İlke yok, düstur yok, akıl yok, Yol yok, yordam yok, yöntem yok. Aslında bunlarda, VİCDAN YOK! VİCDAN! Ama BİZ VARIZ! BİZ BURADAYIZ! Varlığımız bu oyunun panzehridir. Duruşumuz bu tezgâhın tek çaresidir. İktidarımızsa Türkiye için yegâne kurtuluş reçetesidir. Masanın altına süpürülmek istenen tüm acıları Bugün bu kürsüden haykırmak, Yarın iktidarımızda çözmek için buradayız. Yıkılmadan, bozulmadan, dağılmadan, Büyüyerek, çoğalarak, güçlenerek buradayız! Değerli dava arkadaşlarım, Yaşadığımız tüm bu krizlerin, Sokaktaki buhranın, cüzdandaki yangının, hanelerimizdeki acıların bir tek sebebi var! O da Türk devletinin ve Türk milletinin boynuna bir kement gibi geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir! Bunun kurbanı, Eğilip bükülen siyasettir. Omurgası yok edilen bürokrasidir! Cübbesine düğme dikilen yargıdır! Paramparça edilen toplumsal ahdimizdir! Tek adamın dar kalıplarına hapsedilmek istenen, Kısaca, Bir zümrenin tapulu malı, şahsi hırsların oyuncağı zannedilen Türkiye Cumhuriyeti’dir! Ve tüm bunların bedelini ödeyen, Yaşadığı hayat burnundan fitil fitil getirilen bizim insanlarımızdır. Bu sisteme geçildiğinden beri devlet nizamının çivisi çıkmıştır. Hatırlayın, ormanlarımız günlerce cayır cayır yanarken Kurumlar müdahale etmek için saatlerce bekledi. Neden? Çünkü bakanlar uçağa binmek için bile ‘Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ cümlesini kurmak zorundaydı. Şimdi yine yangın mevsimine giriyoruz. İktidarın ne kadar hazırlık yaptığını, Allah korusun kaç dönüm orman yandığıyla anlayacağız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti Tek bir imzayla, tek bir kararla yönetilen Adeta tek bir gruba kâr payı dağıtan Bir şirkete dönüştürülmüştür. Patrona sadakat de tek gaye haline getirilmiştir. Söylemeden geçmeyeyim. Yahu arkadaş, Her birinizin Üzüm misali birbirinize baka baka kararmasının alemi yok! Fikirleriniz, hasletleriniz olabilir de, İşinizi yapın kardeşim. Üzerinize vazife olan işleri yapın! Allah’ın kelamı açık, “Yaptığınız işi güzel yapın” diyor, “Allah işini güzel yapanları sever.” Türk milleti içerisinde 7’den 77’ye sağcısı, solcusu, dindarı, seküleri fark etmez, Herkesin hem fikir olduğu hususların başında da İsrail gelir. Bunların nasıl bir katliam makinası olduğunu, Masumların kanını akıtmaktan keyif alan sapkınlardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Arkasındaki devletlere ve karanlık odaklara sığınarak, Sağa sola sataştığını da biliyoruz. Ama siz işinizi yapın kardeşim! Kudüs’e vali bulurlar, merak etme. Sen mülki idareden geliyorsun, sen Mülkiyelisin yahu! Vali değilsin artık, Bakansın Bakan. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olmak, Seviyorsun eski tabirleri madem Dahiliye Nazırı olmak, Dünya hayatında erişilebilecek en şerefli görevlerden biridir. Anladık dindarsın da, Hayatında güvenlik makalesi okumamış seleflerine özenmek seni yükseltmez. İşinize bakın. Sokaklar güvensizlik dolu, asayiş sorunları diz boyu. Çeteler semtleri, mahalleleri işgal etmiş halde, 7 günün, 24 saatini bunlara ayırsan belki yine kâfi gelmez. Bu memleketin diplomatik makamları var, ordusu var. Türkiye’yi sağa sola karikatürize sataşmalar yapan yöneticilerin ülkesine çevirmeyin arkadaş! Allah aşkına biriniz de işine baksın! İşini tam layıkıyla yapsın! Herkes işini yaparsa, suçlanacak kimse de kalmaz. Merak etme, Kudüs de valisiz kalmaz. Aziz milletim! Konuşturmuyorlar, dinlemiyorlar, çözmüyorlar: Bakın, 5 Haziran’da TÜİK rakamlarını açıkladı. Yıllık enflasyon yüzde 32,61. Merkez Bankası yıl sonu hedefini Yüzde 16’dan yüzde 24’e çekti. Yani hedefi tutturamayınca, hedefi yukarı taşıdılar. Ekonominin kitabını yazdık diyenler sayesinde, Bugün dünya sefalet liginde şampiyonluğa koşuyoruz! Biz, “en kötü kim yönetecek” olimpiyatlarında altın madalyaya koşuyoruz! Eskiden bu ülkede, Bir işçi emekli olduğunda alacağı ikramiyeyle Başını sokacak mütevazı bir ev alabilirdi, Evladının düğününü yapabilirdi. Şimdi ne yapıyor? Aldığı ikramiye ile Elden aldığı borçları kapatıyor, Kartının asgarisini ödüyor, Ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor! Ocak’tan bu yana beş aylık enflasyon yüzde 16’yı geçiyor. Bu oran, hepimizin eriyen satın alma gücünün oranı. Sofralarımızdan eksilen zeytinin, peynirin oranıdır. Bu yangın her yeri sarmışken, Her sabah yeni bir cehenneme uyanırken, İcraat yapması gereken iktidarın sözcüleri çıkıp Sabır bekleyip, Şükür nasihat edip, Masa başında oynadıkları rakamlarla sahte başarı hikâyeleri anlatıyorlar. Oysaki sadece pazar filesi, rakamların gerçeğini anlatmaya yetiyor. Çocuğunun beslenme çantasını boş gönderen anaların gözyaşları Bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Buradan bu ülkeyi yönettiğini sananlara, Sarayın itibarını vatandaşının onuruna tercih edenlere sesleniyorum! O saraylardaki oy hesaplarınız, Entrikalarınız, ayak oyunlarınız, Masa başı rakam cambazlıklarınız, Sözde başarı cazgırlıklarınız sizi kurtaramayacak! Biz, milletimle aynı safta omuz omuza geliyoruz! O haram saltanatınızı yıkmaya, Bu milletin anasının ak sütü gibi helal hakkını millete vermeye geliyoruz! Tarih, Haziran 2023. Mehmet Şimşek Hazine ve Maliye Bakanlığı'na atandı. Piyasalarda sevinç var diye manşetler. Şimşek ne dedi? 2023'te açıkladığı Orta Vadeli Program'a göre Enflasyon 2026'da yüzde 8,5'e inecekti. Bugün ne var? Yüzde 32,61. Hedef ile gerçekleşme arasında dağlar var, dağlar! Dünya rekoru var! Bunun adına biz başarı demiyoruz. Bunun adına millet “sınıfta kalmak” diyor. Peki Şimşek bu üç yılda ne yapmıştır? Faizi yüzde 8,5'ten yüzde 50'ye çıkarmış, İki yıl boyunca yüzde 40-50 bandında tutmuştur. Üretim durmuş, yatırım baskılanmıştır. Faizi düşürülünce, Bu sefer enflasyon yeniden hortlamıştır. Şimşek göreve geldiğinde, Dolar 21 liraydı, bugün 45 lira. Avro 22 liraydı, bugün 52 lira. Gram altın bin liranın biraz üzerindeydi, Bugün 6 bin 400 lira. Enflasyon 2026 sonunda tek haneye inecek dedi, 2027'ye erteledi. Takvim değişiyor, Bu kabiliyetsizlik değişmiyor. Küresel yatırımcıya sunumlar yapıyor, Kaynak arıyorlar. Çünkü kaynaklar, saray operasyonlarında harcanıp duruyor. Türk sanayicisi ve esnafı SGK borcunu ödeyemez haldedir. KOBİ'nin KDV alacağı hâlâ devlette beklemektedir Teknoloji girişimcisinin teşviki geçen yıldan kalmadır. Çiftçinin traktöründe yaktığı mazottaki ÖTV hâlâ durmaktadır. Gelir vergisi dilimleri 10 yıldır güncellenmemektedir. Yani maaşlar cebe girmeden, vergi tuzağında erimektedir. Aziz milletim; Biz İYİ Parti olarak sadece eleştiriyle yetinmiyoruz. Çözümü de söylüyoruz. İflas etmiş bu ekonomik programın İlk yaralarını sarmak için, Beş kısa vadeli adım yeterlidir. Birincisi: KOBİ'nin, sanayicinin KDV alacağını ödeyin. Vergi olarak toplayıp harcadığınız paranın hesabını verin. İkincisi: Esnafın, sanayicinin SGK ve vergi borçlarını teminatsız taksitlendirin. Teminat şartıyla çözümsüzlüğü değil, Ona şans verip ve güvenerek üretmesini hedefleyin. Kapısına kilit vurmasını umursamadığınız esnaf ve sanayici, Bu ülkenin bel kemiğidir. Üçüncüsü: Teknoloji girişimcilerinin geçen yıldan kalma teşviklerini ödeyin. Söz verdiniz. Tutun. O vaat ettiğiniz miktarlar kuşa döndü kuşa! Dördüncüsü: Çiftçi için, tarım ürünleri için ve nakliye için mazottaki ÖTV'yi kaldırın. Bu kadar zor değil arkadaş bu ya! Hepimiz yıllardır söylüyoruz, üretici feryat edip duruyor. Yapay zekâ çağındayız, siz de teknoloji atılımıyla övünüyorsunuz. Sonra seçim zamanı patates deposu basıyorsunuz. Bırakın millet sürsün tarlasını, taşısın buğdayını, meyvasını. Beşincisi: Gelir vergisi dilimlerini güncelleyin. Kazançlardan çifte vergilendirme düzenine son verin. Vergiyi haraç olmaktan çıkartın ki, Millet de devlete olan görevini yapsın. Bu beş adım da mucize değildir. Bu beş adım insanlık, yurttaşlık gereğidir. Bu beş adım, Sizin vatan ve millet görevinizdir! Neyini beceremiyorsunuz? Neyini halledemiyorsunuz? Yapmıyorsanız gidin arkadaş, Bırakın gidin! Gelip de yapacak olan var! Bu ülkeye bir bereket barışı lazımdır. Üretim barışı lazımdır. Ama buldukları çözüm, varlık barışıdır. Kaynağı, sahibi kim olursa olsun, Tam 20 yıl boyunca vergisiz bir kazanç taahhüdü sunulmaktadır. Düşünün 20 yıl boyunca, Türkiye ekonomisinden nemalanacak Ama tek kuruş vergi ödemeyecek. Bu yapısal krizin ne denli derinleştiğinin açık kanıtıdır. Ülkeye yeni adım atan, Son üç yıldır burada ne evi ne de tek bir kuruş vergi kaydı olan birileri, Sırf parası var diye 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutuluyor. Peki, bu ülkenin tüm yükünü taşıyan dürüst mükellefler, Üreticiler, yatırımcılar, sıradan vatandaşın günahı nedir? Bu çifte standart toplumun adalet duygusunu kökten sarsmaktadır. Her seferinde istisnalara bel bağlamak, Ülkenin geleceğini ipotek altına almaktır. Merkez Bankasının rezervlerini, Siyasi operasyonlara ve seçim takvimine göre ayarlama politikasının sonu, Türkiye piyasalarının uzun vadeli yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. Yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmek yerine Her daim belli kişiler odağa alınarak, Ekonomide istisna rejimi genişletilmektedir. Bakınız, Vergide eşitlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bir kez feda edildiğinde Toplumsal güveni yeniden inşa etmek imkânsız hâle gelir. İhtiyacımız olan şey, geçici kaynak avcılığıyla piyasayı daha da yozlaştırmak değildir. Üretimi ve istihdamı gerçekten desteklemektir. Riski düşüren ve adil bölüşümü esas alan politikalardır. Vatandaşa dolaylı vergiler yüklüyorsunuz. Vatandaşın cebinden çıkan bu para, TBMM denetiminden kaçırılıyor, Sayıştay denetiminden uzaklaştırılıyor. Bu sistemin en sevdiği şey nedir? Denetimsizlik! Biz bu tabloya ‘gizli vergi’ diyoruz. Üstü kapalı, hesabı sorulmaz bir hortum yaratılıyor. Bizim safımız vergisinin nereye gittiğini soran şeffaflıktır! Onların safı ise yandaş holdinglerdir! Alın size en taze örneği... Eskişehir Mihalıççık’ta, Doruk Madencilik işçileri... Aylardır maaşlarını ve tazminatlarını alamıyorlardı. Beypazarı’ndan Ankara’ya yürüdüler. Devlet araya girdi, üç bakan söz verdi, ‘15 Mayıs’ta ödenecek’ dedi. Söz tutulmadı! İşçiler yeniden yola çıktı. Peki karşılarında ne buldular? TOMA’lar, polis bariyerleri! Hakkını isteyen, Ayakları şişerek yürüyen işçinin önüne barikat kuruluyor Ama onların alacağını gasp eden, İktidarın gözdesi o holdingin önüne Tek bir barikat kurulmuyor! Aynen işçilerin dedikleri gibi, O barikatların işçiye değil, hak yiyen holdinglere kurulması gerekirdi! Safımız, işte o hakkını arayanların safıdır! Ömrümüzün sonuna kadar hak mücadelesinin yanında olacağız. Milletin partisine çöküyorsunuz, Ey vatandaş “Niye sokağa çıktın?” Seçtiği belediyesine çöküyorsunuz, “Niye protesto ettin?” Maaşını vermiyorsunuz, “İşçi, niye grev yaptın?” Doğrudur, Hepimiz itidalli olalım, olmalıyız. Evet, başka Türkiye yok. Yüce Meclisin itibarını kirletmeyelim. Peki, bu milletin sürekli insicamını bozmak nedir o zaman? Bu kışkırtmaların, ayarsızlığın, Kör göze parmak sokmaların maksadı nedir o zaman? Bunca yargısız infazların maksadı nedir? Milleti bu kadar öfkelendirmek neye ve kime hizmet etmektedir? Terörsüz Türkiye’ye mi? İç cepheye mi? Bu iç cephe, milleti cephe cephe bölmek midir? Delirtmek midir? Nedir söyleyin? Milletin boğazından kesmeyi planlarken, O boğaza giren lokmayı üreten çiftçimizi de Çoktan toprağa gömdüler! Bakın, Anadolu’da ekin zamanı, hasat zamanı Artık dert zamanı oldu. Çiftçimiz tarlasına küstürüldü. Mazotun, gübrenin, ilacın ve tohumun fiyatı arşa çıkmış Ama iktidar hala ithalat lobilerini zengin etmenin peşinde. Alın teriyle toprağı sulayan çiftçimize reva görülen, Açıklanan taban fiyatları Maliyetin bile altında kalıyor. Çiftçi borç batağında tarlası ipotekli! Kendi çiftçisini ezip Elin çiftçisini ihya eden Bu çarpık tarım politikası yüzünden Anadolu’da üretim durma noktasına geldi. Ama sorsanız tarımda uçuyoruz! Evet, uçuyoruz ama uçuruma doğru uçuyoruz. Safımız, Anadolu’nun mümbit topraklarını alın teriyle işleyenlerin safıdır. Peki ya yargı? Ya adalet? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde adalet, Saray koridorlarında dağıtılan bir VIP hizmete dönüşmüştür. Bunun bedelini kim ödüyor biliyor musunuz? Adana’da yaşanan o kahredici olaya bakın. Emekli bir polis memuru, Uyuşturucu batağına düşen 23 yaşındaki oğlunun saldırısına uğruyor. Ve kendi evladını vuruyor. Bu sadece bir adli vaka değildir! Bu, adaletin çöktüğü, Sınırların kevgire döndüğü, Uyuşturucunun mahalle aralarına kadar inip Aileleri yuttuğu bir toplumsal cinnetin fotoğrafıdır! Bir baba kendi oğlunu kurşunluyor, Sonra polisi arayıp teslim oluyor. Her gün bu ülkede kaç aile bu felaketi yaşıyor? Safımız, bu ailelerin acısıyla yüzleşen Ve bu belaya gerçek, köklü çözüm arayanların safıdır! Ve bir de güvenlik, beka meselesi var... DEM Partili Meclis Başkanvekili çıkmış, İmralı’yla görüşüp dönüyor ve ‘Kök yasa hazırlanacak’ diyor. Neymiş? Belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı’daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış! Hiç yadırgamıyorum. Siz İmralı’daki caniye şayet kurucu önder derseniz, Komisyonu ayağına gönderirseniz, Nevruz Bayramlarında mesajlarını meydanlarda okutursanız, olacağı budur! Bunlara ne söylesek az ne söylesek faydasız! Açık ve net söylüyorum! Bu millet, şehit analarının gözyaşlarını unutmadı. Bu millet, terörün bedelini gencecik fidanlarıyla ödedi. O ödenen bedelleri, Kapalı kapılar ardında ‘bir sefere mahsus’ diyerek sıfırlayamazsınız! Milletin iradesi İmralı’da değil, bu kürsüdedir, bu Meclis’tedir! Safımız bu iradenin hâkimiyetini savunmaktır. Kök yasa ne demektir? Kim uydurmuştur? Son zamanlarda böyle şeyleri zaten iki kişi uyduruyor. Biri İmralı’daki terör hükümlüsü Öcalan. Onun ulağı Pervin Buldan ve avanesi de bunu Ankara'ya taşımak istiyor. “Bir sefere mahsus” diyerek Terör hükümlülerine, Kanlı katillere arka kapıdan af getirmeye, Devleti kökünden sarsmaya çalışacağınızı Biz görmüyor muyuz, anlamıyor muyuz sanıyorsunuz? Tohumu ihanet olanların, Gövdesi kan ve gözyaşı üstüne yükselenlerin, Dalları bu milletin evlatlarının canına uzananların Kökü olmaz! Köksüzler başkasının suyuyla, başkasının rüzgarıyla büyürler. Köksüzler bir katile ram olarak, Türkiye’ye hayır gelmeyeceğini de Aslında çok iyi bilirler. Ve o rüzgâr kesilince devrilir giderler. Bizler ise bu toprakta kök saldık. Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da. O kökler bu milletin şehit kanıyla sulandı. O kökler bu milletin analarının yaşıyla beslendi. Ey hayalperestler, Aklınızı başınıza alın! Bu topraklarda bir tane “temel yasa” var, O da Türk milleti olmak yasamızdır. O temel yasa, sizinki gibi pazarlık masalarınızda yazılmadı! 1919'da Samsun'daki iradeyle yazıldı. Amasya'da “milletin azim ve kararı” diyen kararlılıkla, Erzurum'da, Sivas'ta “Vatan bir bütündür, parçalanamaz!” diye yeri göğü inleten imanla yazıldı. O temel yasa Sakarya'nın siperlerinde, Dumlupınar'ın ovasında, Çanakkale'nin geçilmez sularında Toprağa düşen aziz şehitlerimizin mübarek kanıyla yazıldı. Bu devletin ve milletin kökleri Sizin o şifreli kelimelerinizle, Karanlık mahfillerdeki, Sinsi planlarınızla kirletilemeyecek kadar kutsaldır. Bu ülkenin başkenti Ankara'dır! Dili Türkçedir! Bayrağı, şehidimin kanından rengini alan Ay Yıldızlı Al Bayraktır! Temel yasa, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” der. Çiğneyenlerle, çiğnetenler bugün bir aradadır. O temel yasa, “Yurtta sulh, cihanda sulh” der. Yurdu, cephe cephe bölenler bugün bir aradadır. Kendilerine yasa aramaktadırlar. Bağımsızlık. Egemenlik. Hukukun üstünlüğü ve milletin birliğidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuran irade budur. Bu dört değer, hiçbir süreçle, Hiçbir düzenlemeyle Yeniden yazılamaz, Törpülenemez, Pazarlık masasına konulamaz. Safımız bellidir. Safımız Cumhuriyeti kuran, kurduran değerlerin safıdır. 27-28 Haziran’da Öcalan’a özgürlük mitingi yapacaklarmış. Buyursunlar yapsınlar, Türkiye’yi sahipsiz sanıyorlar. Siz 27 Haziran’da hangi meydana çıkarsanız çıkın, Ben Müsavat Dervişoğlu olarak, İyiler ve cesurlarla birlikte, Büyük Türk millerini arkama alıp, Tandoğan Meydanı’na çıkacağım. Sağcısı, solcusu, doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi Bayrak sevdalısı herkesi, Sevdası Türkiye, kaygısı Türk milletinin geleceği olan herkesi, 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı’na bekliyorum! Şanlı bayrağımızı ellerine alıp gelsinler. O gün bütün Ankara gelincik tarlasına dönecek ve kırmızı beyaz olacak. Bu inanç ve düşünceyle hepinizi selamlıyorum. O gün elinde Türk bayrağı olan herkesi, elimde Türk bayrağı ile karşılayacağım.

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Haber

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV YouTube kanalında yayımlanan “Öyle Mi Sahiden?” programında gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. BTP Lideri programda gündeme ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Muhalefetten AK Parti’ye transferler, ekonomi gündemi ve İran savaşı, Hüseyin Baş’ın gündemindeki konular arasındaydı. Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle: Muhalefetten AK Parti’ye transferlerin amacı nedir? “Yerel seçimlerde ikinci olarak tamamladığı seçim sonuçlarından sonraki süreçte iktidar partisinin tek bir gündemi ve derdi var; uluslararası alanda meşruiyet. Uluslararası ilişkiler bağlamında daha iyi ilişkiler geliştirmek isteyen ve buna bahane arayan bir irade, bu seçim sonucunu şöyle yorumlayabilir; Türkiye’de iktidar partisi hâlâ bir merkez parti, hâlâ bir çekim kuvveti oluşturuyor ve dolayısıyla muhalefetten bile geçişler oluyor.” “Türk Milli Takımı’nda oynamadı, AK Parti MYK’sına girdi” “Mesela bugün AK Parti’nin MYK üyelerinden birisi Mesut Özil oldu. Bu kişi Türk Milli Takımı’nda oynamayı kabul etmedi ama Türkiye’nin iktidar partisinin MYK’sında yer aldı. AK Parti, Mesut Özil’i MYK’ya aldığında toplumdan artı bir oy dahi almadığını biliyor. Meşruiyet için bu insanları bünyesine katıyor. AK Parti’nin şu anda peşinde olduğu şey bu! Bu aynı zamanda bir güçsüzlüğün, kaybetmişliğin ispatı. Eğer güçlü olsanız, kaybetmiyor olsanız, kazanan tarafta olsanız bunlara ihtiyaç duymazdınız.” CHP kapatılabilir mi? “Ben bu koltuğu bırakmayacağım ve bunun için her şeyi göze alıyorum.” diyen bir iktidar varsa bunlar yapılabilir ama sonunda kaybeden yine bunu yapan olur. Ben Türkiye’de bunların olabileceğini düşünmüyorum, ihtimal vermiyorum; vermek de istemiyorum. Ben, AK Parti’nin bugüne kadar kazandığı hiçbir seçimin tamamen adil olduğu kanaatinde değilim. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumdur. Son seçimde de birçok soru işareti vardı; daha önce de vardı.” Anadolu Ajansı’na eleştiri “Altı yıldır siyasi parti genel başkanıyım. Anadolu Ajansı’nda ismim sadece bir kere geçti; o da ‘Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı.’ haberiyle. Sonra beraat ettim ama Anadolu Ajansı bunu yazmadı. Şimdi bu Anadolu Ajansı benim devletimin değil mi? Milletin değil mi? Neden tek bir organizasyona çalışıyor?” “Önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor” “Ekonomik meseleyi çözmenin çok farklı yolları düşünülmek zorunda. Türkiye’de iktidar değişmese bile bu şekilde devam edilirse önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor. Çünkü çiftçi üretmiyor, hayvancı üretmiyor, ‘Para kazanamıyorum, zarar ediyorum’ diyor. Paranız olsa bile ürün bulamayacağınız bir döneme gidiyoruz. Az sayıdaki ürün de çok pahalı olacak. Bankaların internet sitelerinde tarla ilanları var. Çünkü çiftçi kredi çekiyor; mazot almak, traktörünü tamir ettirmek ve üretim yapmak için borçlanıyor. Ürünü satarken örneğin 10 liraya satacağını düşünüyor ama devlet fiyatı 7,5 lira olarak açıklıyor. Devlet de sınırlı alım yapıyor. Çiftçi, mecburen tüccara 5,5 liradan satıyor. Sonra krediyi ödeyemiyor ve banka tarlasına el koyup satışa çıkarıyor. Bir zengin gidip o tarlayı alıyor ve ‘10-15 yıl bekleyeyim, imar gelir’ diye düşünüyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Bunu devletten başka kimse çözemez. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma destek olarak ayrılması gerekiyor; bu kanunda yazıyor ama hiçbir zaman tam uygulanmadı.” “ÇAYKUR’u satmak için zarar ettiriyorlar” “Bütün bu işletmeler, limanlar ve madenler devletin elinden çıkınca devletin gelir kaynakları da azaldı. TEKEL satıldı, SEKA kapatıldı, Sümerbank kapatıldı. Bunlar ‘Zarar ediyor’ denildi. Ama zarar eden kurumları düzeltmek yerine satmak tercih edildi. ÇAYKUR’un zarar ettiği açıklanıyor. Oysa matematiksel olarak ÇAYKUR’un zarar etmesi iş bilmezlikten başka bir şey değildir. Bu söylemler, özelleştirmeye zemin hazırlamak için kullanılıyor.” “Bunun adı varlık barışı değil, yokluk barışı” “Sizce varlık barışı neden getiriliyor Türkiye’ye? Bu aslında isim oyunu. Bu, yokluk barışı. Yani ‘Bende para yok, getirin’ demek. Bakın şu anda iktidar bu ortamda yüzde 50’yi bırakın, yüzde 40 oy alamaz. Bu iktidarın kendilerinin de söylediği en yüksek oy potansiyeli emekliler. Şu anda emeklilerin hiçbiri iktidara oy vermeyecek. Bunu açık açık da söylüyorlar. İşçiler oy vermeyecek, memurlar mutsuz oy vermeyecek, ev hanımları oy vermeyecek. Vermeyecekler. Bunu açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla biraz piyasayı rahatlatmadan iktidarın seçime gitme ihtimali yok. Nasıl rahatlatacağım? Para lazım. Parayı nereden bulacağım? Varlık barışı yapacağım. Özelleştirme yapacağım. Bir şeyleri satacağım falan. Yani bunun adı varlık barışı ama aslında yokluğun barışı. Ve ne yazık ki AK Parti iktidarı 23-24 yıldır sürekli varlıklı insanlarla barışıyor, yoksulla hiç barıştığını biz görmedik. Paranız varsa gelin anlaşalım. Vergide anlaşabiliriz, ondan sonra başka konularda anlaşabiliriz.” “Yeni anlatılan hikâye: İstanbul Dubai olacak” “Şimdi yeni anlatılan hikâye şu: İran-Amerika-İsrail geriliminden sonra Dubai boşaldı, yatırımcı Türkiye’ye gelecek ve Türkiye ‘yeni Dubai’ olacak! Ama Dubai demokratik bir yer değil. ‘Yeni Dubai olacağız.’ denirken bunun ne anlama geldiğine de bakmak lazım. Türk toplumu tarih boyunca hayatını sadece maddi değerler üzerine kurmadı; özgürlük ve bağımsızlık da önemliydi.” “Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır” “İran savaşı çıktığından beri bizim görüşümüz şu: Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır. Amerika uzun yıllardır dolar sayesinde dünyadaki ekonomik sistemi kontrol etti. Ancak son yıllarda Çin’in ekonomik yükselişiyle dolar hegemonyası zayıflamaya başladı. Eskiden ülkeler arası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyordu. Ancak milli paralarla ticaret fikri yaygınlaşmaya başladı. Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkeler bu sisteme yöneldi. Venezuela’nın Çin’e petrol satıp karşılığında dolar yerine yuan alması Amerika açısından önemli bir sorundu. Çünkü mesele sadece petrol değil, doların küresel hâkimiyetiydi. Bugün Çin, ülkelerin kendi para birimleriyle ticaret yapmasını desteklerken Amerika doların hâkimiyetini sürdürmek istiyor.” “ABD’nin derdi petrol değil, dolar hâkimiyetini korumak” “Burada merhum babama bir parantez açmak gerekiyor. 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nde dünyada ilk defa ülkelerin kendi aralarındaki ticaretlerde Amerikan dolarını değil, kendi paralarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Bununla ilgili 10 tane uluslararası kongre yaptı. Rusya’nın meclisinde bunu anlattı ve bütün dünyaya deklare etti. O tarihten sonra 2010’lu yıllardan itibaren başta Rusya, sonra Çin, sonra Venezuela olmak üzere dünyada bir şey değişti. Mesela Venezuela’da Maduro bir gece operasyonuyla yatağından alındı. Sebebi petrol falan değildi. Amerika’nın İran’da olmasının, Venezuela’ya gitmesinin sebebi petrol deniyor. Bakın, dünya petrol rezervlerinin dörtte biri Amerika’da. Dünyadaki şu anda en yüksek petrol üreticisi Amerika. Dünyada ürettiği petrolden fazlasını ihraç eden ülkelerden biri Amerika. Yani Amerika’nın başkasının petrolüne normalde ihtiyacı yok. Neydi mesele? Venezuela Çin’e petrol satıyordu ve karşılığında para olarak Çin parası alıyordu. Amerika’nın dolarını ortadan kaldırmıştı. Şimdi Çin’le Amerika arasında böyle bir mücadele var. Yani Çin milli parayı, ülkelerin kendi paralarını kullanmasını öncelerken Amerika doların hâkimiyetinin sürmesini istiyor. Şimdi Trump oraya bir pazarlık için gitti. İran’a yansıması ne olur? İnşallah iyi olur.” “Dünyada yeni bir düzen kuruluyor” “İran bizim komşumuz. Bunun bize de çok olumsuz etkileri olduğu gibi vicdanen de bizleri çok rahatsız ediyor. Buranın durması inşallah Gazze’deki zulmün de durmasına, Lübnan’daki zulmün de bir şekilde sona ermesine vesile olacaktır ama ben Trump’a çok da güvenmiyorum açıkçası. Dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Büyük bir değişimin eşiğindeyiz ve Türkiye’nin buna hazırlıklı olması gerekiyor.”

BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabı Haber

BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabı

BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabı Bağımsız Türkiye Partisi’nden (BTP) Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yabancı sermaye için kullandığı, “Şirketler buraya taşınırsa taksiye binecekler, taksicimiz yararlanacak. Alışveriş yapacaklar, restorana gidecekler, THY’ye binecekler, Türkiye’de tatil yapacaklar, ev alacaklar.” şeklindeki sözlerine cevap geldi. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder, “Sayın Mehmet Şimşek, madem piyasaya para girmesiyle piyasa canlanıyordu, yıllardan bu tarafa ‘talebi daraltacağız, enflasyonla mücadele edeceğiz’ diyerek neden piyasadaki parayı azaltmaya çalıştınız? Neden milletin cebindeki paraya göz diktiniz? Parayı Türk milleti harcayınca piyasa canlanmıyor mu? Yoksa Türk milleti buna mı layık değil?” sorusunu sordu. BTP Sözcüsü Önder’in açıklaması şöyle: “Mehmet Şimşek, yabancı sermaye ülkemize gelirse nasıl faydalar sağlayacağını anlattı. Şimşek, ‘Bunlar taksiye binecekler, tatil yapacaklar, restorana gidecekler, THY’ye binecekler, ev alacaklar, alışveriş yapacaklar. Bunun herkese faydası var.’ dedi. Yani ‘piyasaya para girerse bundan herkes faydalanır’ dedi. Peki Sayın Mehmet Şimşek, madem piyasaya para girmesiyle bundan herkes faydalanıyordu, piyasa canlanıyordu, yıllardan bu tarafa ‘talebi daraltacağız, enflasyonla mücadele edeceğiz’ diyerek neden piyasadaki parayı azaltmaya çalıştınız? Neden milletin cebindeki paraya göz diktiniz? Bu harcamaları, bu alışverişleri yabancılar değil de Türk milleti yapsa olmuyor mu? Parayı Türk milleti harcayınca piyasa canlanmıyor mu? Yoksa Türk milleti buna mı layık değil? “Yahu bu nasıl enflasyon!” Hemen bunu söyleyince ‘Yabancılar döviz getiriyor, Türk milleti Türk lirası harcıyor. Türk lirası piyasaya girerse enflasyon olur.’ diyorlar. Yahu bu nasıl enflasyon ki? Bu milletin ürettiği emek ve hizmeti dolarla satın alınca hortlamıyor, TL ile satın alınca hortluyor! Bu mümkün mü? Bu kafa, yabancıların söylediği her şeyi kanun gibi gören ve ekonomiye onların gözüyle bakan liberal kafadır. Aynı şekilde, ‘Adaleti düzeltirsek yabancılar bu ülkeye yatırım yapar, biz ekonomiyi ve adaleti düzelterek gelişeceğiz’ diyen muhalefetin kafası da aynı kafadır. “İç ticarette de, dış ticarette de gerçek millî paramızı kullanacağız” Biz liberal bir kafayla, neoliberal bir kafayla ekonomiye bakmıyoruz. Bağımsız Türkiye Partisi olarak ekonomiye Millî Ekonomi Modeli anlayışıyla bakıyoruz. Biz diyoruz ki bu milletin emek ve üretiminin karşılığı dolar olamaz, döviz olamaz. Türk lirası olmalıdır, millî para olmalıdır. Ama bu millî para, şu an olduğu gibi Merkez Bankasının kasasına dolar koyup doları rezerv para yapıp dolardan güç alarak doların karşılığında basılan TL değildir; bu, tercüme paradır. Biz tercüme parayı kastetmiyoruz. Milletin alın terinin karşılığı olarak basılan paradır millî para. Biz diyoruz ki iç ticarette de, dış ticarette de gerçek millî paramızı kullanacağız. Bağımsız Türkiye Partisi olarak diyoruz ki milletin cebine o millî paraları koyacağız. Ev hanımına maaş vereceğiz. Her çocuğa, doğan çocuğa para vereceğiz. Ev hanımı, bir Türk hanımefendisi olarak ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayacak. Biz diyoruz ki asgari ücretliyi, emekliyi, dul ve yetimi; kısaca yoksulluk sınırının altında geliri olan herkesi yoksulluk sınırının üzerinde bir gelire sahip olması için destekleyeceğiz. Hepsinin cebine bu millî parayı koyacağız. “İşte o zaman Türk milleti taksiye binecek” İşte o zaman Türk milleti taksiye binecek, THY’ye binecek, tatile gidecek, ev alacak, restorana gidecek, elektrik kullanacak, su kullanacak, bunların faturalarını ödeyecek. BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabıKısaca hayatın her alanında ihtiyaç duyduğu alışverişi yapacak, onurlu bir insan olarak yaşayacak. Türk milletine hizmet eden esnaf, çiftçi, tüccar, fabrikatör; herkes emek ve üretim ortaya koyduğu için mal ve hizmetini satabilecek, kazanacak. İşlem hacmi arttığı için devletin geliri de artacak. “Bu millete değil de yabancıya hizmet etme fikri ve duygusu sizleri kuşatmış...” Bütün bunları yapmak çok kolay ama liberal kafayla, ezber kafayla bakarsanız zor. Biz diyoruz ki liberal bakış açısından, size öğretilen ezberlerden kurtulursanız bunları yapmak hiç zor değil. Bu millete değil de yabancıya hizmet etme fikri ve duygusu sizleri kuşatmış ve ezberlerinizden kurtulamıyorsanız veya bilmediğimiz prangalar ayağınızdaysa ve bundan dolayı adım atamıyorsanız lütfen çekilin. Bu millete nasıl hizmet edildiğini, bu problemlerin nasıl kolaylıkla çözüldüğünü biz gösterelim.”

BTP'den maden işçilerinin eylemine destek açıklaması Haber

BTP'den maden işçilerinin eylemine destek açıklaması

BTP'den maden işçilerinin eylemine destek açıklaması Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Doruk Maden İşçilerinin haftalar süren hak arayışını değerlendirdi. Madencilerin bu hak mücadelesinde başarıya ulaştığını belirten Önder bu olaydan çıkarılması gereken dersler olduğunu belirtti. BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi: "Neyi sattılarsa geri alacağız, neyi kapattılarsa açacağız" "Buradan Türk milletinin çıkarması gereken dersler var. Öncelikle özelleştirmeler; Özelleştirmelerle birlikte milletin ve devletin malının özel firmalara peşkeş çekilmesi neticesinde sadece millete ait bu varlıkların başkalarına transfer edilmesi değil, orada çalışan insanların da en temel haklarını bile alamaz hale geldiğini, nasıl mağdur edildiklerini bu olayla birlikte görmüş olduk. Bu konuda Türkiye'de en net duran siyasi parti Bağımsız Türkiye Partisi'dir. Biz özelleştirmeye açık bir şekilde karşıyız. Biz sadece şimdiden sonra 'özelleştirmeyeceğiz' demiyoruz, 'neyi sattılarsa geri alacağız, neyi kapattılarsa açacağız' diyoruz. "Madenlerimizi Bağımsız Türkiye Partisi olarak millileştireceğiz" Buradan çıkarmamız gereken ikinci ders ; Madenler milletin malıdır, devlete aittir. Dolayısıyla madenlerimizi Bağımsız Türkiye Partisi olarak millileştireceğiz. On binlerce ruhsatlarla yerli ve yabancı birçok firmaya bu madenler yüzde 1 ila yüzde 4 arasında devlet payıyla peşkeş çekildi. Maalesef çıkarılan madenden millete de bir şey kalmıyor. Ama biz diyoruz ki; hepsini millileştireceğiz. Devlet millet ortaklığıyla yüzde 51'i devletin yüzde 49'u milletin olmak suretiyle işleteceğiz. Milletimiz hem o madenlerin patronu olacak hem de yine orada çalışarak hakkını alacak. Çünkü bu millet bu topraklar için can verirken sadece yerin üstü için can vermedi , yerin altı için de can verildi. Bunlar milletimize aittir. "Hak verilmez, hak alınır" Üçüncü çıkarılması gereken ders şudur değerli arkadaşlar; Demek ki hak verilmez, hak alınır. Milletimizin bugün hakkını alamadığını düşünen, hakkını alamayan emekli, çiftçi, esnaf kim varsa birilerinin lütfedip hak vermesini beklemeyecek. Kendi hakkına sahip çıkacak. Haklı olacak. Hakkının mücadelesini verecek ve söke söke hakkını alacak. Peki bunu nasıl yapacağız? Milletimiz sokağa mı dökülecek? Değil. Bugün hak arama mücadelesi siyasi zeminde yapılıyor. Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak bunun için varız. "Milletimizin en büyük derdi ekonomidir" Milletimizin en büyük derdi ekonomidir. Yapılan anketlerde toplumun yüzde 65-70'i ekonomiden şikayetçi. Vatandaş, 'En büyük sorun ekonomidir' diyor ve yine aynı anketlerde milletimiz ekonominin çözüleceği konusunda da bir ümidi kalmamış. Neden? Çünkü iktidarın politikaları belli, yaşıyoruz. Meclis'te bulunan muhalefet partilerine de, 'Siz ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz?' diye sorulduğunda, 'Demokrasiyi ve adaleti düzelttiğimiz zaman ekonomi düzelir' dediklerini duyuyorsunuz. Aslında bu söylem, 'Benim ekonomide yapacak farklı hiçbir şeyim yok, ben de liberal politikaları, ben de neoliberal politikaları uygulayacağım ama adaleti düzeltirsem, demokrasiyi düzeltirsem başkaları para getirir, ekonomi bu şekilde düzelir' demektir. Yani ekonomide yapacağım bir şey yok anlamına gelir. "Dünyada dengeleri değiştiren fikirler Milli Ekonomi Modeli'nden çıktı" Bu konuda da farklı bakan tek siyasi parti Bağımsız Türkiye Partisidir. Biz yine net bir şekilde açık bir şekilde, 'Liberal, neoliberal ekonomi politikalarını uygulamayacağız' Bizim parti programımızı lütfen açıp okuyun. Biz iktidar olduğumuzda Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayacağız. Milli Ekonomi Modeli'nin önerdiği ekonomi anlayışı bugün kısım kısım, bölüm bölüm dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaya başlandı. Dünyada dengeleri değiştiren fikirler Milli Ekonomi Modeli'nden çıktı. Örneğin milli paralarla ticaret Milli Ekonomi Modelinin önerisidir. "Hakkınız başkalarının cebine gidiyor" Bu ülkede en yoksul olan insanımızı yoksulluk sınırı seviyesinin üstüne çıkaracak imkanımız var. Bu imkanı sağlamak sadece doğru bir ekonomik sistemle, doğru bir bakış açısıyla mümkün. Bakın kişi başı milli gelir 18 bin dolar yani bir kişinin cebine ayda 67 bin Türk lirası para girmesi lazım. 4 kişilik bir ailenin cebine 268 bin TL ayda para girmesi lazım. Bugün Allah aşkına herkes bizi izleyen her bir insanımız dönüp baksın, ayda 268 bin TL evine para giren kaç tane aile var? Demek ki hakkınız başkalarının cebine gidiyor, sizin cebinize gelmiyor. İşte bunun mücadelesini vermezseniz bırakın 268 bin lirayı, bunun küsuratı pozisyonundaki 68 bin lirayı bile alamazsınız. Bunu bile size çok görürler. Bugün 68 bin TL cebine para girmeyen birçok aile var. Dolayısıyla sadece seçim döneminde gelin oy kullanın, Bağımsız Türkiye Partisi'ne oy verin demiyoruz. Hakkını alamadığını düşünen herkes, hakkını alamayan herkes, aylık 268 bin liranın altında eline para geçen herkes, gelin beraber yürüyelim. Bu hak mücadelesini beraber verelim ve hakkımıza sahip çıkalım, hakkımızı alalım diyorum."

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor Haber

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor -10-17 Nisan arası ‘Prof. Dr. Haydar Baş’ı Anma Haftası' ilan edildi. -81 ilde ve yurtdışında anma programları düzenleniyor. -14 Nisan Salı günü İstanbul Cevahir Kongre Merkezinde büyük anma programı düzenlenecek. -BTP Sözcüsü Lütfullah Önder; Öngörüleri bir bir gerçekleşmiş olan ebedi liderimiz, Milli paralarla ticaret teziyle ABD'nin kağıttan imparatorluğunu yıktı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı vefatının 6. yılında anıyor. 14 Nisan 2020'de Hakk'a yürüyen Haydar Baş için 81 ilde ve yurtdışında anma etkinlikleri düzenleniyor. 14 Nisan Salı günü ise İstanbul Cevahir Kongre Merkezinde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katılımıyla büyük bir anma programı yapılacak. Konuyla ilgili olarak BTP Sözcüsü Lütfullah Önder'den açıklama geldi. Parti genel merkezinden basın açıklaması yapan Önder şunları söyledi; "10-17 Nisan Prof. Dr. Haydar Baş’ı anma haftası" "Kurucu liderimiz, baş hocamız Prof. Dr. Haydar Baş’ı vefatının 6. yılında rahmetle, özlemle, minnetle anıyoruz. Bu kapsamda 10-17 Nisan tarihlerini Prof. Dr. Haydar Başı'ı anma haftası olarak ilan ettiğimizi bir kez daha ifade etmek isteriz. Bu çerçevede 81 ilimizde ve yurt dışı temsilciliklerimizde birçok etkinlik ve program düzenlenecek, Kur'an tilavetleri yapılacak, mevlitler okunacak. Salon programlarıyla da Haydar Baş'ın fikirleri konuşulacak, anlatılacak. Vefat yıldönümü olan 14 Nisan Salı günü Cevahir Kongre Merkezinde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da katılacağı geniş kapsamlı büyük bir program icra edeceğiz. "Öngörüleri bir bir gerçekleşmiştir" Özellikle bu yıl Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirleri çok daha iyi anlaşılır olmuştur. Öngörülerinin bir bir gerçekleştiğini gördük. Bu yılki anma programlarında O'nun Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt'tir fikrini ve Milli Ekonomi Modelinin bir parçası olan milli paralarla ticaret fikrini özellikle işleyeceğiz. "Milli paralarla ticaret ABD'nin kağıttan imparatorluğunu yıktı" Özellikle Amerika-İran Savaşı'nda gördük ki bu savaşın temel nedeni milli paralarla ticarettir. Haydar Baş 15 sene önce, 'Amerika'nın tasarımını bozdum. Amerika için sonun başlangıcı başlamıştır' demişti milli paralarla ticaret fikri için. Çünkü 2005'te milli paralarla ticaret fikri ilk kez o dile getirildi. Ekonomi literatürüne o kazandırdı. 2009'da Rus heyetine, 'Milli paralarla ticareti başlatmazsanız ABD karşısında güç elde etmeniz mümkün değil' dedi ve onları ikna etti. 2009'da Rusya ile Çin arasında başlayan milli paralarla ticaret anlaşması daha sonra BRICS ülkelerinin şekillenmesine neden oldu. Buna başka ülkeler de eklendi. Venezuela'ya yapılan operasyonun nedeni milli paralarla ticarettir. İran'a yapılan bu saldırının temel nedeni de milli paralarla ticarettir. Ama artık bu tılsım bozuldu. Sayın genel başkanımızın ifadesiyle Amerika'nın kağıttan, yeşil kağıttan imparatorluğu yıkılma sürecine girdi. Çünkü devletler milli paralarla ticaret diye bir çözümün, bir formülün varlığından haberdar oldu. Bunu uygulamaya başladı. Bu nedenle bu yıl özellikle Milli Ekonomi Modeli'nin öngördüğü milli paralarla ticaret fikrini anlatacağız. "Sünninin de Şiinin de ortak paydası Ehl-i Beyt" Diğer taraftan emperyalizmin bu bölgedeki en büyük hedeflerinden biri olan Şii-Sünni ayrımı ve çatışması. Bunun önüne geçmek için kurucu liderimiz, 'Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt'tir. Ehl-i Beyt etrafında Şiinin de Sünninin de buluşması gerekir.' dedi. Bunun fikri, tarihi, temellerini anlatmak üzere on binlerce sayfalık Ehl-i Beyt külliyatını yazdı. Bu kapsamda konferanslar, uluslararası konferanslar düzenledi. Bugün işte bu savaşla birlikte Ehl-i Beyt etrafında buluşmanın ne kadar önemli olduğunu, Ehl-i Beyt'in Sünni dünyasının da Şii dünyasının da en büyük ortak paydası olduğunu bir kez daha görmüş olduk."

“İnisiyatifi ele almanın vakti gelmiştir”  BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş Zafer Partisi iftarında konuştu Haber

“İnisiyatifi ele almanın vakti gelmiştir” BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş Zafer Partisi iftarında konuştu

“İnisiyatifi ele almanın vakti gelmiştir” BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş Zafer Partisi iftarında konuştu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Zafer Partisi tarafından İstanbul’da verilen iftar yemeğine katıldı. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ev sahipliği yaptığı iftara Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz de katıldı. 3 Genel Başkan salona alkışlar eşliğinde birlikte giriş yaptı. İftar sonrası liderler iftar davetlilerine seslendi. “Davası vatan olanın davası tektir” Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz, “Vatan sevgisi olanın, davası vatan olanın davası tektir. Değerli dostlarım, bugün burada siyasi partiler var. Bağımsız Türkiye Partisi, Zafer Partisi ve Adalet Partisi. Bizler aynı davanın insanlarıyız. Bu iftar bu manada çok önemlidir. Bu iftar programı bizler için tıpkı Azerbaycan ve Türkiye gibi ayrı devlet olsak da tek millet olduğumuzu göstermektedir” dedi. “Türkiye’nin ve dünyanın en büyük sorunu adaletsizlik” Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş da yaptığı konuşmada “Ülkemizin en büyük, en temel sorunu; dünyamızın en büyük sorunu adaletsizliktir” dedi. BTP lideri, “Adaletsizlik dört bir yanımızı sarmış vaziyette. Bunu nasıl yaşıyoruz? Aslında cezaevlerinde, adliye koridorlarında, basında ve hayatımızın her alanında adaletsizliği yaşıyoruz. Bütün dünya servetlerinin yüzde 90’ı dünya nüfusunun yüzde 10’unun elinde birikmiş vaziyette. Aslında ekonomik olarak da hem dünya hem Türkiye büyük bir adaletsizliğin pençesindeyiz ve bu adaletsizliği değiştirmediğimiz sürece dünyada huzur bulmamız asla mümkün olmayacaktır” ifadelerini kullandı. “Köklü ekonomik değişimi sağlayabileceğimiz tek yol Milli Ekonomi Modeli” “Bizlerin ekonomiye dair küçük ve basit çözümlerden öte köklü değişimleri yapmamızın zamanı ve vakti gelmiştir” diyen Hüseyin Baş şöyle devam etti; “Türkiye’nin önündeki çıkış yolu… Geçen ay bizler Viyana’daydık. Avusturya’nın başkenti Viyana’da 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ni gerçekleştirdik. Bu kongreye dünyanın 21 farklı ülkesinden 50’den fazla akademisyenin katıldı. Alanında uzman ekonomistler şunu söylediler: Sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı var. Dolayısıyla bizim köklü değişikliklere ihtiyacımız var. Merhum genel başkanımız, ebedi liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nin Türkiye’de uygulanması için bizler yola düştük. Bu köklü ekonomik değişimi sağlayabileceğimiz tek tez, tek yol, tek yöntem Milli Ekonomi Modeli’ni iktidar etmektir.” “Kendi geleceğimizi inşa etmenin vakti gelmiştir” Hüseyin Baş konuşmasını şu ifadelerle noktaladı, “Bizler Türk gençliği olarak artık her zaman, her yerde şunu söylüyoruz: Kendi geleceğimizi inşa etmenin vakti gelmiştir. İnisiyatifi ele almanın vakti gelmiştir. Hep birlikte Türk gençliği olarak inisiyatifi ele alarak kendi geleceğimizi oluşturalım diyorum.” “Halkımız açlıkla mücadele ediyor” İftar programında son konuşmayı ev sahibi olan Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ yaptı. Özdağ, “Bu başkanlık rejimi yüzünden sadece bir ay değil, halkımızın büyük bir bölümü 12 ay oruç tutmak zorunda kalıyor. Halk açlıkla mücadele ediyor. İnsanlar pazarlardan evlerine torbalarını dolduramadan geri dönmek zorunda kalıyorlar ve adaletsizlik, fakirlik her geçen gün biraz daha artıyor” dedi. Konuşmaların ardından 3 genel başkan sahneye çıkarak birlikte iftara katılanları selamladı.

"Madem her şey güllük gülistanlık bu para nerede? " Haber

"Madem her şey güllük gülistanlık bu para nerede? "

"Madem her şey güllük gülistanlık bu para nerede? " BTP lideri Hüseyin Baş Mehmet Şimşek'e sordu; "Madem yüksek gelirli ülkeler gurubuna yükseldik, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler'in "Emekli aylığı artışlarında kaynak üretmede zorlandık" sözü de neyin nesi?" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş ekonomi üzerine değerlendirmeler yaptı. BTP lideri, "Belki de dünya tarihinin en uzun süren ekonomik krizinin içindeyiz. Aslında buna kriz demek doğru değil, içine süreklendiğimiz durum bir tercih... Bu ülke bilerek ve isteyerek ekonomik bir girdabın içine sokuldu." dedi. Hüseyin Baş'ın paylaşımı şöyle; "Resmi işsiz sayısı 2 milyon 819 bin kişi. 6,5 milyon genç ne eğitimde ne istihdamda. Şanslı olup da iş bulanlar açlık sınırının altında maaş alıyor. Emeklilerin durumunu zaten izaha gerek yok, onlar 20 bin lirayla zor günler yaşıyor. "Savaştaki ülkelerin bile hayretle izlediği bir pahalılık" Bitmek bilmeyen zamlar, enflasyon... Hayat pahalı, geçim çok zor ve bu durum yıllardır böyle. Belki de dünya tarihinin en uzun süren ekonomik krizinin içindeyiz. Aslında buna kriz demek doğru değil, içine süreklendiğimiz durum bir tercih... Bu ülke bilerek ve isteyerek ekonomik bir girdabın içine sokuldu. Özelleştirmeler, madenlerin satışı, devlet garantili projeler, maliyetinin kat kat fazlasına yapılan projeler vs... 'Tüccar devlet' diye, 'babalar gibi satarız' diye çıkılan yolda geldiğimiz yer, savaştaki ülkelerin bile hayretle izlediği bir pahalılık. "Madem her şey güllük gülistanlık bu para nerede?" Manzara bu iken iktidar pembe tablo çiziyor. ➡️Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, "2025 yılında ekonomimiz yüzde 3,6 büyüdü ve milli gelir 1,6 trilyon dolara yükseldi. Kalıcı refah artışı hedefimiz için kritik bir eşik olan yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olduğumuzu öngörüyoruz" dedi. Sayın Şimşek'e sormak lazım; madem her şey güllük gülistanlık bu para nerede? Madem yüksek gelirli ülkeler gurubuna yükseldik ➡️AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler'in "Bütçe dengeleri açısından OVP kapsamında emekli aylığı artışlarında da kaynak üretmede zorlandık" sözü de neyin nesi? Büyüyoruz, kasa para dolu ama emekliye bayram ikramiyesine zam yapacak durumumuz yok, öyle mi? "Para faiz lobine, yandaşa..." Yetkililerin açıklamalarından çıkan sonuç şu; evet para var ama emekliye yok, asgari ücretliye yok, memura yok. Para faiz lobine, yandaşa... Türkiye'nin millete ait olanı millete verecek iktidara ihtiyacı var. O iktidar da Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayacak olan Bağımsız Türkiye Partisi'dir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.