Ankara

#Çin

OrtamHaber - Çin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çin haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir Haber

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir

-Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir -En hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler; Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şey… -Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize kadermiş gibi yutturuldu -Halk zarar görüyor diye tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar. Halkı bu kadar düşünüyorsanız, SEKA'yı kapatmasaydınız, TEKEL'i satmasaydınız, Sümerbank dursaydı… -BTP Lideri Hüseyin Baş Yalova’da konuştu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Yalova’da partisinin Genişletilmiş İl Divan Toplantısına katıldı. İl teşkilatıyla bir araya gelip parti faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda konuşan Hüseyin Baş sıcak gündeme dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle; “Türkiye’de cumhuriyetle kavga eden bir anlayış hakim olmaya başladı” “Türkiye bugünlerde yaşadığını belki de Cumhuriyet tarihinde hiç yaşamadı. Çünkü geçmişte Türkiye'de yaşanan bütün arızalar, öyle veya böyle cumhuriyeti ayakta tutmak için yaşanan arızalardı. Şu anda tam tersini yaşıyoruz. Bugün insanların yediği baskı, cumhuriyete uyum sağlasınlar diye değil. Bugün insanların özgürlüklerinden, hürriyetlerinden endişe etme sebebi, devlete karşı bir suç işlemiş olduklarından dolayı değil. Şimdi baktığınızda adeta cumhuriyetle kavga eden bir anlayışın Türkiye'de hâkim olmaya çalıştığını gözlemliyoruz. “En hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler: Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şeyleri” Bu milletin 5 bin yılda elde ettiği en büyük kazanım cumhuriyettir. Çünkü elinizde cumhuriyet var. Geri kalan bütün kazanımları tekrar kazanabilirsiniz. Yitirir, yeniden elde edebilirsiniz. Ancak elinizde cumhuriyet, milletin iradesi, halkın gücü kalmazsa geçmişte elde ettiğimiz hiçbir şeyin de bir değeri olmaz. Bu hayatı ne için yaşıyor olursanız olun, örnek verelim en hassas olunan noktalardan biri dini için bütün hayatını yaşayan ve en hassas noktası inancı olan vatandaşlarımız şunu bilsinler: Ellerinden cumhuriyet kavramı gittiği anda ne dinleri kalır, ne bir şeyleri. “Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize kadermiş gibi yutturuldu” Cumhuriyet sahip olduğumuz her şeyin garantörü. O yüzden çok ilginç bir süreçten geçiyoruz. Peki, bu noktaya nasıl geldik diye dönüp bakacak olursak değerli arkadaşlar; sadece son 25 yıldır değil, belki de 50 yıldır yoklukla imtihan edilen, açlıkla sınanan bir millet hâline getirildik. Yokluk ve yoksulluk, garibanlık milletimize öyle bir kadermiş gibi yutturuldu ki şu anda sizlere sorsam veya hep birlikte çıkıp sokakta anket yapsak, bu ülkede bir emekli 100 bin lira maaş alabilir mi? Yani bir şey olsa, ne bileyim, gökten bir fil düşse olur mu? Evet, der... Mesela gökten bir fil bu masanın üstüne düşecek... Olabilir mi? Evet, olabilir deriz. Bir emekli 100 bin lira alabilir mi desek, "Yok canım, mümkün değil." deriz. Yani o garibanlık kaderine öyle bir ikna edilmişiz ki… Ya da bir işçi tek başına bir maaşla dört tane evladı olsa, onları okutur, büyütür, evlendirir. Hatta çocuklar işini gücünü oturtana kadar ceplerine harçlık koymaya devam eder desek, hanginiz inanır buna? Hiç kimse inanmaz. Çünkü garibanlık bu toplumun kodlarına işlendi. Şimdi bu garibanlık psikolojisi, bizim millet olarak düştüğümüz yerden kalkacağımıza olan inancımızı yok etti. Türkiye, önündeki ekonomik meselelerini çözmediği müddetçe başka hiçbir meseleyi çözme imkân ve kabiliyetine sahip olamayacaktır. “Mevcut ekonomik meseleleri kim çözer?” Bugün Türkiye'de siyasete baktığınız zaman, mevcut ekonomik meseleleri kim çözer sorusunun cevabı gerçekten yok. Zaten bir emekli 100 bin lira alabilir mi diye sorduğumda kimsenin inanmamasının sebebi nedir? Onu sağlayabilecek bir siyasi iradenin Türkiye'de olmadığına inandığından dolayıdır. Yani hiç kimse demiyor ki, ‘Ya bu iktidar devam etsin, şunu da halledince bana bu parayı verecek’ veya ‘Bu iktidar gitsin, ana muhalefet gelsin. Onlar geldiği zaman biz bu paraları kazanabiliriz.’ demiyor. Kimsenin böyle bir inancı yok. “Rusya ve Çin Milli Ekonomi Modeli ile değişti” Biz, bir kere diğer bütün siyasi partilerden, bütün fikir hareketlerinden farklı olarak bir ekonomik modele sahip siyasi bir oluşumuz. Bağımsız Türkiye Partisi'nin ekonomik fikirlerini ve parti programının temelini oluşturan şey Millî Ekonomi Modeli'dir. Nedir bu Millî Ekonomi Modeli dediğiniz zaman, bugün dünyada Amerikan hegemonyasına, Amerikan tek kutbuna karşı başkaldırabilmiş, kendi ekonomileri Amerika ekonomisini dahi geçebilecek noktaya hızla ilerleyen ülkelerin kullandığı modeldir. Mesela bu modeli biz 2013 tarihinde merhum liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş ile birlikte Rusya'nın meclisinde anlattık. Haydar Baş bu modeli Rusya'nın meclisinde anlattı. Kime? Rus bilim insanlarına, Rus akademi öğrencilerine ve Rus siyasetçilerine. Rusya, o tarihlerden daha öncesinden beri süregelen şekilde bugüne kadar Millî Ekonomi Modeli'ni uygulamış bir devlet ve bugün Amerika'yla çatışabilen dünyadaki ender devletlerden biri. Yine bakıyoruz; Çin şu anda Amerika'nın en büyük derdi. Çin'in bu gidişatı bu hızla devam ettikçe Amerika şunu görüyor ki; dünya artık benim çiftliğim olmayacak! Peki Çin nasıl bu noktaya geldi dersek, Çin de Millî Ekonomi Modeli'ni uygulayarak bu noktaya geldi. Yani buradan şu sonuç çıkıyor: Bizim elimizde Bağımsız Türkiye Partisi olarak öyle bir model var ki dünyada hiçbir siyasi partinin böyle bir kabiliyeti ve imkânı yok arkadaşlar. Bağımsız Türkiye Partisi'nin parti programı Millî Ekonomi Modeli. BTP'nin parti programı, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen ekonomistler tarafından dünyanın kurtuluş reçetesi olarak ortaya konuyor. Şimdi siz bana lütfen şunu söyleyin: Türkiye'deki herhangi bir siyasi partinin, buna iktidar partisi de dâhil, parti programındaki bir cümleyi dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir konudaki akademisyen çıkıp, ‘Bu cümle doğrudur’ desin. “Tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar….” Şimdi halk zarar görüyor diye tavuk şirketlerine kayyum atıyorlar. Yaa halkı bu kadar düşünüyordunuz madem, SEKA'yı kapatmasaydınız, TEKEL'i satmasaydınız, Sümerbank dursaydı, şeker fabrikaları elimizde dursaydı, limanlar bizde olsaydı, altın madenleri özelleştirilmeseydi. Bu halkın en çok tavuk dürüm yiyor olmasının sebebi tavuğu çok sevmesi değil. Halkı bu kadar düşünmenize gerek yok. En çok tavuk dürüm yiyor olmasının sebebi cebinde para olmayışı. Sözde halkı düşünüyorlar ama halkın kârına ne varsa elden gitti. Dolayısıyla bu ekonomik tablonun, bu tutarsız tablonun bir iktidar değişimiyle düzeleceğini düşünürseniz orada da yanılırsınız arkadaşlar. Bu ekonomik tablonun düzelebileceği tek yol Bağımsız Türkiye Partisi iktidarıdır.”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Haber

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV YouTube kanalında yayımlanan “Öyle Mi Sahiden?” programında gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. BTP Lideri programda gündeme ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Muhalefetten AK Parti’ye transferler, ekonomi gündemi ve İran savaşı, Hüseyin Baş’ın gündemindeki konular arasındaydı. Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle: Muhalefetten AK Parti’ye transferlerin amacı nedir? “Yerel seçimlerde ikinci olarak tamamladığı seçim sonuçlarından sonraki süreçte iktidar partisinin tek bir gündemi ve derdi var; uluslararası alanda meşruiyet. Uluslararası ilişkiler bağlamında daha iyi ilişkiler geliştirmek isteyen ve buna bahane arayan bir irade, bu seçim sonucunu şöyle yorumlayabilir; Türkiye’de iktidar partisi hâlâ bir merkez parti, hâlâ bir çekim kuvveti oluşturuyor ve dolayısıyla muhalefetten bile geçişler oluyor.” “Türk Milli Takımı’nda oynamadı, AK Parti MYK’sına girdi” “Mesela bugün AK Parti’nin MYK üyelerinden birisi Mesut Özil oldu. Bu kişi Türk Milli Takımı’nda oynamayı kabul etmedi ama Türkiye’nin iktidar partisinin MYK’sında yer aldı. AK Parti, Mesut Özil’i MYK’ya aldığında toplumdan artı bir oy dahi almadığını biliyor. Meşruiyet için bu insanları bünyesine katıyor. AK Parti’nin şu anda peşinde olduğu şey bu! Bu aynı zamanda bir güçsüzlüğün, kaybetmişliğin ispatı. Eğer güçlü olsanız, kaybetmiyor olsanız, kazanan tarafta olsanız bunlara ihtiyaç duymazdınız.” CHP kapatılabilir mi? “Ben bu koltuğu bırakmayacağım ve bunun için her şeyi göze alıyorum.” diyen bir iktidar varsa bunlar yapılabilir ama sonunda kaybeden yine bunu yapan olur. Ben Türkiye’de bunların olabileceğini düşünmüyorum, ihtimal vermiyorum; vermek de istemiyorum. Ben, AK Parti’nin bugüne kadar kazandığı hiçbir seçimin tamamen adil olduğu kanaatinde değilim. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumdur. Son seçimde de birçok soru işareti vardı; daha önce de vardı.” Anadolu Ajansı’na eleştiri “Altı yıldır siyasi parti genel başkanıyım. Anadolu Ajansı’nda ismim sadece bir kere geçti; o da ‘Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı.’ haberiyle. Sonra beraat ettim ama Anadolu Ajansı bunu yazmadı. Şimdi bu Anadolu Ajansı benim devletimin değil mi? Milletin değil mi? Neden tek bir organizasyona çalışıyor?” “Önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor” “Ekonomik meseleyi çözmenin çok farklı yolları düşünülmek zorunda. Türkiye’de iktidar değişmese bile bu şekilde devam edilirse önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor. Çünkü çiftçi üretmiyor, hayvancı üretmiyor, ‘Para kazanamıyorum, zarar ediyorum’ diyor. Paranız olsa bile ürün bulamayacağınız bir döneme gidiyoruz. Az sayıdaki ürün de çok pahalı olacak. Bankaların internet sitelerinde tarla ilanları var. Çünkü çiftçi kredi çekiyor; mazot almak, traktörünü tamir ettirmek ve üretim yapmak için borçlanıyor. Ürünü satarken örneğin 10 liraya satacağını düşünüyor ama devlet fiyatı 7,5 lira olarak açıklıyor. Devlet de sınırlı alım yapıyor. Çiftçi, mecburen tüccara 5,5 liradan satıyor. Sonra krediyi ödeyemiyor ve banka tarlasına el koyup satışa çıkarıyor. Bir zengin gidip o tarlayı alıyor ve ‘10-15 yıl bekleyeyim, imar gelir’ diye düşünüyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Bunu devletten başka kimse çözemez. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma destek olarak ayrılması gerekiyor; bu kanunda yazıyor ama hiçbir zaman tam uygulanmadı.” “ÇAYKUR’u satmak için zarar ettiriyorlar” “Bütün bu işletmeler, limanlar ve madenler devletin elinden çıkınca devletin gelir kaynakları da azaldı. TEKEL satıldı, SEKA kapatıldı, Sümerbank kapatıldı. Bunlar ‘Zarar ediyor’ denildi. Ama zarar eden kurumları düzeltmek yerine satmak tercih edildi. ÇAYKUR’un zarar ettiği açıklanıyor. Oysa matematiksel olarak ÇAYKUR’un zarar etmesi iş bilmezlikten başka bir şey değildir. Bu söylemler, özelleştirmeye zemin hazırlamak için kullanılıyor.” “Bunun adı varlık barışı değil, yokluk barışı” “Sizce varlık barışı neden getiriliyor Türkiye’ye? Bu aslında isim oyunu. Bu, yokluk barışı. Yani ‘Bende para yok, getirin’ demek. Bakın şu anda iktidar bu ortamda yüzde 50’yi bırakın, yüzde 40 oy alamaz. Bu iktidarın kendilerinin de söylediği en yüksek oy potansiyeli emekliler. Şu anda emeklilerin hiçbiri iktidara oy vermeyecek. Bunu açık açık da söylüyorlar. İşçiler oy vermeyecek, memurlar mutsuz oy vermeyecek, ev hanımları oy vermeyecek. Vermeyecekler. Bunu açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla biraz piyasayı rahatlatmadan iktidarın seçime gitme ihtimali yok. Nasıl rahatlatacağım? Para lazım. Parayı nereden bulacağım? Varlık barışı yapacağım. Özelleştirme yapacağım. Bir şeyleri satacağım falan. Yani bunun adı varlık barışı ama aslında yokluğun barışı. Ve ne yazık ki AK Parti iktidarı 23-24 yıldır sürekli varlıklı insanlarla barışıyor, yoksulla hiç barıştığını biz görmedik. Paranız varsa gelin anlaşalım. Vergide anlaşabiliriz, ondan sonra başka konularda anlaşabiliriz.” “Yeni anlatılan hikâye: İstanbul Dubai olacak” “Şimdi yeni anlatılan hikâye şu: İran-Amerika-İsrail geriliminden sonra Dubai boşaldı, yatırımcı Türkiye’ye gelecek ve Türkiye ‘yeni Dubai’ olacak! Ama Dubai demokratik bir yer değil. ‘Yeni Dubai olacağız.’ denirken bunun ne anlama geldiğine de bakmak lazım. Türk toplumu tarih boyunca hayatını sadece maddi değerler üzerine kurmadı; özgürlük ve bağımsızlık da önemliydi.” “Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır” “İran savaşı çıktığından beri bizim görüşümüz şu: Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır. Amerika uzun yıllardır dolar sayesinde dünyadaki ekonomik sistemi kontrol etti. Ancak son yıllarda Çin’in ekonomik yükselişiyle dolar hegemonyası zayıflamaya başladı. Eskiden ülkeler arası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyordu. Ancak milli paralarla ticaret fikri yaygınlaşmaya başladı. Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkeler bu sisteme yöneldi. Venezuela’nın Çin’e petrol satıp karşılığında dolar yerine yuan alması Amerika açısından önemli bir sorundu. Çünkü mesele sadece petrol değil, doların küresel hâkimiyetiydi. Bugün Çin, ülkelerin kendi para birimleriyle ticaret yapmasını desteklerken Amerika doların hâkimiyetini sürdürmek istiyor.” “ABD’nin derdi petrol değil, dolar hâkimiyetini korumak” “Burada merhum babama bir parantez açmak gerekiyor. 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nde dünyada ilk defa ülkelerin kendi aralarındaki ticaretlerde Amerikan dolarını değil, kendi paralarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Bununla ilgili 10 tane uluslararası kongre yaptı. Rusya’nın meclisinde bunu anlattı ve bütün dünyaya deklare etti. O tarihten sonra 2010’lu yıllardan itibaren başta Rusya, sonra Çin, sonra Venezuela olmak üzere dünyada bir şey değişti. Mesela Venezuela’da Maduro bir gece operasyonuyla yatağından alındı. Sebebi petrol falan değildi. Amerika’nın İran’da olmasının, Venezuela’ya gitmesinin sebebi petrol deniyor. Bakın, dünya petrol rezervlerinin dörtte biri Amerika’da. Dünyadaki şu anda en yüksek petrol üreticisi Amerika. Dünyada ürettiği petrolden fazlasını ihraç eden ülkelerden biri Amerika. Yani Amerika’nın başkasının petrolüne normalde ihtiyacı yok. Neydi mesele? Venezuela Çin’e petrol satıyordu ve karşılığında para olarak Çin parası alıyordu. Amerika’nın dolarını ortadan kaldırmıştı. Şimdi Çin’le Amerika arasında böyle bir mücadele var. Yani Çin milli parayı, ülkelerin kendi paralarını kullanmasını öncelerken Amerika doların hâkimiyetinin sürmesini istiyor. Şimdi Trump oraya bir pazarlık için gitti. İran’a yansıması ne olur? İnşallah iyi olur.” “Dünyada yeni bir düzen kuruluyor” “İran bizim komşumuz. Bunun bize de çok olumsuz etkileri olduğu gibi vicdanen de bizleri çok rahatsız ediyor. Buranın durması inşallah Gazze’deki zulmün de durmasına, Lübnan’daki zulmün de bir şekilde sona ermesine vesile olacaktır ama ben Trump’a çok da güvenmiyorum açıkçası. Dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Büyük bir değişimin eşiğindeyiz ve Türkiye’nin buna hazırlıklı olması gerekiyor.”

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor Haber

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor -10-17 Nisan arası ‘Prof. Dr. Haydar Baş’ı Anma Haftası' ilan edildi. -81 ilde ve yurtdışında anma programları düzenleniyor. -14 Nisan Salı günü İstanbul Cevahir Kongre Merkezinde büyük anma programı düzenlenecek. -BTP Sözcüsü Lütfullah Önder; Öngörüleri bir bir gerçekleşmiş olan ebedi liderimiz, Milli paralarla ticaret teziyle ABD'nin kağıttan imparatorluğunu yıktı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı vefatının 6. yılında anıyor. 14 Nisan 2020'de Hakk'a yürüyen Haydar Baş için 81 ilde ve yurtdışında anma etkinlikleri düzenleniyor. 14 Nisan Salı günü ise İstanbul Cevahir Kongre Merkezinde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katılımıyla büyük bir anma programı yapılacak. Konuyla ilgili olarak BTP Sözcüsü Lütfullah Önder'den açıklama geldi. Parti genel merkezinden basın açıklaması yapan Önder şunları söyledi; "10-17 Nisan Prof. Dr. Haydar Baş’ı anma haftası" "Kurucu liderimiz, baş hocamız Prof. Dr. Haydar Baş’ı vefatının 6. yılında rahmetle, özlemle, minnetle anıyoruz. Bu kapsamda 10-17 Nisan tarihlerini Prof. Dr. Haydar Başı'ı anma haftası olarak ilan ettiğimizi bir kez daha ifade etmek isteriz. Bu çerçevede 81 ilimizde ve yurt dışı temsilciliklerimizde birçok etkinlik ve program düzenlenecek, Kur'an tilavetleri yapılacak, mevlitler okunacak. Salon programlarıyla da Haydar Baş'ın fikirleri konuşulacak, anlatılacak. Vefat yıldönümü olan 14 Nisan Salı günü Cevahir Kongre Merkezinde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da katılacağı geniş kapsamlı büyük bir program icra edeceğiz. "Öngörüleri bir bir gerçekleşmiştir" Özellikle bu yıl Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirleri çok daha iyi anlaşılır olmuştur. Öngörülerinin bir bir gerçekleştiğini gördük. Bu yılki anma programlarında O'nun Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt'tir fikrini ve Milli Ekonomi Modelinin bir parçası olan milli paralarla ticaret fikrini özellikle işleyeceğiz. "Milli paralarla ticaret ABD'nin kağıttan imparatorluğunu yıktı" Özellikle Amerika-İran Savaşı'nda gördük ki bu savaşın temel nedeni milli paralarla ticarettir. Haydar Baş 15 sene önce, 'Amerika'nın tasarımını bozdum. Amerika için sonun başlangıcı başlamıştır' demişti milli paralarla ticaret fikri için. Çünkü 2005'te milli paralarla ticaret fikri ilk kez o dile getirildi. Ekonomi literatürüne o kazandırdı. 2009'da Rus heyetine, 'Milli paralarla ticareti başlatmazsanız ABD karşısında güç elde etmeniz mümkün değil' dedi ve onları ikna etti. 2009'da Rusya ile Çin arasında başlayan milli paralarla ticaret anlaşması daha sonra BRICS ülkelerinin şekillenmesine neden oldu. Buna başka ülkeler de eklendi. Venezuela'ya yapılan operasyonun nedeni milli paralarla ticarettir. İran'a yapılan bu saldırının temel nedeni de milli paralarla ticarettir. Ama artık bu tılsım bozuldu. Sayın genel başkanımızın ifadesiyle Amerika'nın kağıttan, yeşil kağıttan imparatorluğu yıkılma sürecine girdi. Çünkü devletler milli paralarla ticaret diye bir çözümün, bir formülün varlığından haberdar oldu. Bunu uygulamaya başladı. Bu nedenle bu yıl özellikle Milli Ekonomi Modeli'nin öngördüğü milli paralarla ticaret fikrini anlatacağız. "Sünninin de Şiinin de ortak paydası Ehl-i Beyt" Diğer taraftan emperyalizmin bu bölgedeki en büyük hedeflerinden biri olan Şii-Sünni ayrımı ve çatışması. Bunun önüne geçmek için kurucu liderimiz, 'Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt'tir. Ehl-i Beyt etrafında Şiinin de Sünninin de buluşması gerekir.' dedi. Bunun fikri, tarihi, temellerini anlatmak üzere on binlerce sayfalık Ehl-i Beyt külliyatını yazdı. Bu kapsamda konferanslar, uluslararası konferanslar düzenledi. Bugün işte bu savaşla birlikte Ehl-i Beyt etrafında buluşmanın ne kadar önemli olduğunu, Ehl-i Beyt'in Sünni dünyasının da Şii dünyasının da en büyük ortak paydası olduğunu bir kez daha görmüş olduk."

BTP'den İran açıklaması Haber

BTP'den İran açıklaması

BTP'den İran açıklaması Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Başkanlık Divanı Genel Başkan Hüseyin Baş başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. Toplantıda İran savaşı ve Türkiye'nin konumu analiz edildi. Toplantı sonrasında BTP Sözcüsü Lütfullah Önder tarafından geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapıldı. BTP'nin açıklaması şöyle; “Ülkemizdeki ve bölgemizdeki gelişmeleri istişare etmek ve özellikle bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıyan ABD/İsrail-İran savaşını değerlendirmek üzere Başkanlık Divanı toplantımızı gerçekleştirdik. Aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmak isteriz. 1. Savaşın Sebepleri Savaşın sebepleri saptanmadan olayları doğru okumak ve doğru politika geliştirmek mümkün değildir. Savaşın gerçek sebepleri: 1. Uluslararası merkez bankası rezervlerinde doların payının azalması, dış ticarette alternatif para birimlerinin payının artması ve petro-dolar sisteminin riske girmesi 2. Ekonomik savaş kapsamında ABD’nin Çin ekonomisine ve Çin projelerine darbe vurmak istemesi; enerji ve deniz yolları üzerindeki rekabet 3. İran’ın, İsrail’in inanç bazlı “Arz-ı Mevud” projesi kapsamında yürüttüğü genişleme politikası için tehdit oluşturması 4. Bölgede Şii-Sünni çatışmasını alevlendirerek bölgenin kontrol edilmesini kolaylaştırmak 5. İran’ın nükleer programı ve uranyum zenginleştirme kapasitesindeki artışın tetikleyici faktör olarak değerlendirilmesi 2. Savaşın Bugüne Kadarki Seyri Çatışmanın ilk aşamalarında sınırlı bir “cezalandırma operasyonu” olarak tasarlanan askeri harekât, İran’ın beklenenden daha güçlü bir askeri karşılık vermesi nedeniyle giderek karşılıklı bir yıpratma savaşına dönüşmüştür. Saldırılar İran iç siyasetinde milliyetçi bir konsolidasyon etkisi yaratmış ve mevcut yönetimin toplumsal destek tabanını güçlendirmiştir. Bu durum, İran’a karşı vekil güçler üzerinden yürütülebilecek bir kara harekâtı ihtimalini önemli ölçüde zorlaştırmıştır. Mevcut askeri tablo değerlendirildiğinde, kara harekâtı olmaksızın taraflardan birinin kesin bir askeri zafer elde etmesi zor görünmektedir. Öte yandan çatışmaların Lübnan’a sıçraması ve İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları, savaşın bölgesel ölçekte genişleme potansiyelini artırmıştır. İsrail’in Güney Lübnan’da yürüttüğü kara operasyonları da bu genişleme riskinin somut göstergelerinden biridir. İsrail bu süreçte Hizbullah’ı ortadan kaldırmak ve bölgesel nüfuzunu genişletmek amacıyla Güney Lübnan’a yönelik kara operasyonlarını genişletmiştir. İran’ın İHA’lar ve balistik/hipersonik füzelerle gerçekleştirdiği saldırılar ABD-İsrail ikilisine zarar vermiş; ABD’nin “dokunulmaz”, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ise “geçilemez” olduğu yönündeki algının zedelenmesine ve bu ikilinin dünya kamuoyunda ciddi itibar kaybı yaşamasına neden olmuştur. Bu durum, emperyalist güçlerin baskısı altında bulunan ülkeler için de bir umut kaynağı olmuştur. 3. Savaşın Muhtemel Seyri Savaşın bu şekilde devam etmesi ve olağanüstü bir gelişme yaşanmaması durumunda; İran’ın askeri olarak ayakta kalması ancak askeri ve ekonomik kapasitesinin ciddi şekilde zayıflaması İsrail’in bölgedeki caydırıcılığını kaybetmesi ABD’nin bölgedeki imajının zedelenmesi ve rolünün ciddi şekilde tartışmaya açılması Körfez ülkelerinin ABD’ye askeri bağımlılıklarının yarattığı olumsuz sonuçlar nedeniyle Türkiye, Mısır, İran ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin daha koordineli bir güvenlik mimarisi oluşturma ihtimalinin öne çıkması muhtemel görünmektedir. 4. Türkiye Açısından Stratejik Değerlendirme ABD–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, Türkiye açısından yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve diplomatik sonuçlar doğurabilecek çok boyutlu bir gelişmedir. a. Milli Ekonomi Modeline duyulan ihtiyaç Savaşın temel nedenlerinden biri olan uluslararası merkez bankası rezervlerinde doların payının azalması ve dış ticarette alternatif para birimlerinin payının artması, kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan ve parti programımızı oluşturan Milli Ekonomi Modeli’nin değişen dünyaya söylenmiş bir söz değil, dünyayı değiştiren bir söz olduğunu ortaya koymaktadır. Bu savaş, liberal/neoliberal politikaları uygulayan ülkelerin en zayıf noktalarından birinin kırılgan ekonomileri olduğunu ve yabancı sermayenin bu tür durumlarda ülkeleri hızla terk edebildiğini göstermiştir. Bu gelişmeler Türkiye’nin Milli Ekonomi Modeli’ni sahiplenip uygulamak dışında başka bir seçeneğinin olmadığını göstermektedir. b. Ekonomik kırılganlıklar ve enerji güvenliği Türkiye ekonomisinin enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olması, Orta Doğu’da yaşanabilecek uzun süreli bir çatışmanın ekonomik etkilerini daha belirgin hale getirebilir. Savaşın uzaması ve özellikle petrol ile doğal gaz fiyatlarının yüksek seviyelerde kalması Türkiye’nin cari açığı, enflasyonu ve döviz dengesi üzerinde ciddi baskılar oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin orta ve uzun vadede enerji güvenliğini güçlendirmesi ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik çok boyutlu bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Enerji güvenliği yalnızca ekonomik istikrar açısından değil, aynı zamanda ulusal güvenliğin önemli bir unsuru olarak değerlendirilmelidir. c. Diplomatik denge politikası ve stratejik özerklik Türkiye’nin söz konusu çatışmada izlemesi gereken temel yaklaşım dengeli ve temkinli bir diplomatik politika olmalıdır. Türkiye’nin doğrudan askeri bir çatışmanın tarafı haline gelmesi hem bölgesel istikrar hem de ulusal çıkarlar açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu çerçevede Türkiye; Bölgesel güç rekabetinin bir parçası haline gelmekten kaçınmalı Diplomatik denge politikası izlemeli Bölgesel krizlerin yönetilmesine yönelik arabuluculuk girişimlerinde bulunmalı Askeri angajmandan ziyade diplomatik ve siyasi araçları ön plana çıkarmalıdır Türkiye’nin çok yönlü dış politika yaklaşımı, farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler yürütebilme kapasitesi sayesinde bölgesel krizlerde önemli bir denge unsuru olma potansiyeline sahiptir. ç. Askeri ve teknolojik kapasite açısından çıkarılacak dersler ABD–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, modern çatışmaların karakterine ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Özellikle balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarının savaşın seyrini belirleyen başlıca unsurlar haline geldiği görülmektedir. Bu bağlamda Türkiye açısından öncelikli güvenlik başlıkları şunlardır: Katmanlı ve entegre hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi Uzun menzil radar ve erken uyarı altyapısının güçlendirilmesi Dron ve füze tehditlerine karşı etkili savunma teknolojilerinin geliştirilmesi Elektronik harp ve siber savunma kapasitesinin artırılması Balistik ve hipersonik füze kabiliyetlerinin geliştirilmesi Uzun menzil hassas vuruş sistemlerinin güçlendirilmesi Mühimmat üretim kapasitesinin artırılması Ayrıca modern savaş ortamında uzay tabanlı erken uyarı sistemleri, askeri haberleşme uyduları ve gelişmiş sensör ağları giderek daha kritik hale gelmektedir. Türkiye’nin uzay ve uydu teknolojileri alanında yatırımlarını artırması stratejik bir gerekliliktir. d. Bölgesel güç dengeleri ve çok yönlü işbirliği politikası Ortadoğu’da yaşanan bu tür krizler bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin dış politika stratejisinde çok yönlü işbirliği yaklaşımını güçlendirmesi önem taşımaktadır. Bu kapsamda Türkiye; Bölge ülkeleriyle güvenlik ve ekonomik işbirliğini geliştirmeli Başta Mısır, Pakistan, İran, Rusya ve Körfez ülkeleri olmak üzere bölgesel aktörlerle diplomatik ve ekonomik ilişkilerini güçlendirmeli Çin gibi küresel aktörlerle ticari ve stratejik işbirliği imkanlarını değerlendirmelidir. e. Kritik altyapı güvenliği ve hibrit tehditlere karşı dayanıklılık Modern çatışmalar yalnızca askeri alanla sınırlı kalmamakta; siber saldırılar, bilgi savaşı, ekonomik baskılar ve kritik altyapıların hedef alınması gibi hibrit yöntemler giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin; enerji altyapısı haberleşme sistemleri ulaşım ve lojistik ağları finansal altyapı savunma sanayi tesisleri gibi kritik sistemlerini siber ve hibrit tehditlere karşı koruyacak kapsamlı bir ulusal dayanıklılık stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. 5. Sonuç ABD ve İsrail’in egemen bir devlete yönelik gerçekleştirdiği bu saldırı uluslararası hukukun temel ilkeleri açısından kabul edilemez. İlk günden bir ülkenin liderini hedef alan saldırılar ise dünyadaki yerleşik kabulleri altüst eden, haydutluk olarak nitelendirilebilecek bir eylemdir. İran tarafından gösterilen duruş önemli ve kıymetlidir. ABD’nin “dokunulmaz”, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ise “geçilemez” olduğu yönündeki algı ciddi biçimde zedelenmiş; özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere ABD ile ilişkilerini sorgulayan ülkelerin sayısı artmıştır. Savaşın bugüne kadarki seyri, ABD’nin dolar hâkimiyeti ve ekonomik savaş kapsamında amaçladığı hedeflerden uzaklaşmasına, müttefiklerinin güvenini kaybetmesine ve daha açık bir karşı blok oluşmasına yol açmıştır. Bu savaştan çıkarılması gereken bir diğer sonuç ise İran’ın kadim bir devlet geleneğine ve köklü bir medeniyet geçmişine sahip olmasının ABD ve İsrail’in planlarını zorlaştırmış olmasıdır. Liderini ve komuta kademesini kaybetmiş, ilk günden ciddi bir yıkım yaşamış olmasına rağmen İran askeri, diplomatik, ekonomik ve psikolojik alanlarda direnç göstermeye devam etmiştir. Türk milletinin ve devletinin en büyük gücü de kadim devlet geleneği ve köklü medeniyet geçmişidir. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce ifade ettiği gibi, bu iki bölgesel gücü karşı karşıya getirmek emperyalizmin en büyük amaçlarından biridir. Türk milletinin ve devletinin bu oyuna gelmemesi elzemdir. Bu kapsamda Şii-Sünni kardeşliğini sağlayacak temel ortak paydanın Ehlibeyt olduğunu bir kez daha ifade etmek isteriz. Türk milletinin Ehlibeyt aracılığıyla İslam’la tanıştığı ve İslam anlayışının Ehlibeyt tarafından şekillendirildiği gerçeğinden hareketle bu kardeşliği sağlayabilecek maddi ve manevi altyapıya sahip olduğuna inanıyoruz. Askeri ve stratejik açıdan bu savaş üç önemli eğilimi ortaya koymaktadır: Füze ve insansız sistemlerin modern savaşın merkezine yerleşmesi Büyük güç rekabetinin Orta Doğu’daki etkisinin artması Bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenme ihtimali Bu gelişmeler Orta Doğu’nun önümüzdeki yıllarda küresel jeopolitik rekabetin en önemli merkezlerinden biri olmaya devam edeceğini göstermektedir. Bu süreç Türkiye açısından hem güvenlik hem de ekonomik boyutları olan önemli stratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin enerji güvenliği, gelişmiş savunma teknolojileri ve çok yönlü diplomasi alanlarında atacağı adımlar, gelecekte ortaya çıkabilecek benzer bölgesel risklere karşı ülkemizin stratejik kapasitesini güçlendirecektir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.