Ankara

#Btp

OrtamHaber - Btp haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Btp haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Haber

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kocaeli’de esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Esnafın sorunlarını dinleyip partisinin çözüm önerilerini anlatan BTP Lideri, Türkiye’nin adaletten korkulmayan bir döneme girmesi gerektiğini söyledi. Hüseyin Baş, “Bugün esnafın maliyeden, vergi dairesinden, adliyeden korktuğu bir Türkiye yaşıyoruz. Esnaf bunu yaşıyor, siyasetçi bunu yaşıyor, vatandaş bunu yaşıyor. Yaa bu devlet öcü mü? Bu devlet düşman mı? Bakın, Türk devlet anlayışının temelinde ne vardır? ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Eğer insanı yok ederseniz, insanı ezerseniz; ortada ne devlet kalır ne başka bir şey kalır.” ifadelerini kullandı. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kocaeli’de düzenlenen esnaf buluşması programına katıldı. BTP Lideri, İzmit İstiklal Caddesi girişinde partililer, esnaf ve vatandaşlar tarafından karşılandı. Daha sonra beraberindekilerle birlikte İstiklal Caddesi’nde yürüyüş gerçekleştiren Hüseyin Baş, cadde üzerindeki esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla sohbet etti. İstiklal Caddesi’nde kurulan kahvaltı masasında İzmitli esnaf ve vatandaşlarla bir araya gelen Hüseyin Baş’ın katıldığı programda konuşan İzmit Kent Merkezi Ticari Dayanışma Derneği (İKM) Başkanı Murat Öztürk, esnafın yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek çözüm odaklı siyasetin önemine vurgu yaptı. “Esnaf kirasını, sigortasını ödeyemiyor” Öztürk, “Böyle zor bir süreçte değerli genel başkanımızın bizlerle beraber olup esnafın yanında olması çok kıymetli. Bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan Genel Başkanımız Hüseyin Baş’a teşekkür ediyorum. Esnaf olarak sıkıntılarımız çok büyük. İnsanlar kiralarını, sigortalarını ödeyemiyor. Genel başkanımız her geldiğinde esnaf ziyareti yapıyor. Diğer parti genel başkanları ve bürokratlara örnek olmasını istiyoruz.” dedi. Programda konuşan BTP Kocaeli İl Başkanı Muharrem Can ise vatandaşın yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını belirterek, “İktidara ulaşana kadar bu yolda devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Daha sonra konuşan BTP Lideri Hüseyin Baş, sabahın erken saatlerinde düzenlenen etkinliğe dikkat çekerek, “Burası bildiğim kadarıyla İzmit’in en canlı noktası. Burayı da işgal etmiş gibi olduk ama güzel bir cumartesi sabahında Halil İbrahim sofrası kuruldu. Allah bütün sofralarınızı böyle bereketli ve muhabbetli kılsın.” dedi. Hüseyin Baş’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Zor günleri atlatmanın yolu el ele verip çalışmaktır” “Türkiye zor günlerden geçiyor. Bu zor günleri atlatmanın tek yolu el ele verip ülke için canhıraş çalışmaktır. Türkiye’nin bu zor günleri ayrışarak, kavga ederek, ideolojiler peşinde birbirini kırıp dökerek aşabileceği bir ortamda değiliz. Dolayısıyla bugün Kocaeli’de kardeşliğin, birliğin ve beraberliğin simgesi olan bir sofra kurulmuş oldu.” “Herkes sorunun farkında ama çözüm ortaya koyan yok” “Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak esnafımızın, iş insanımızın, memurumuzun, emeklimizin, işçimizin; toplumun her kesiminin yaşadığı sorunların farkındayız. Ne yazık ki Türk siyasetinde aslında herkes bu sorunların farkında. Siyasetin bugün en büyük problemi şu; bütün siyasetçiler geliyor, sizlere yaşadığınız sorunları anlatıyor ve gidiyor. Ama çözüm noktasında ortaya gerçek bir formül koyan yok.” “Türkiye bir vergi cennetine dönüşmüştür” “Türkiye bir vergi cennetine dönüşmüştür. Devlet için bütün vatandaşlar ve esnaflar, son kuruşuna kadar cebindeki parası alınacak insanlar olarak görülmüştür. Bugünlerde ise ‘varlık barışı’ diye bir şey konuşuyorlar. Yine zenginler için bir vergi cenneti oluşturulmuştur. İstedikleri gibi para kazanıyorlar, sonra bir şekilde devletle barışıyorlar; ne vergi ödüyorlar ne başka bir yükümlülükle karşılaşıyorlar. Ama burada küçük bir berber esnafı, küçük bir taksici esnafı, kendi halinde bir kuyumcu; vergisini ödemek, maaşını yatırmak, sigorta primini karşılamak için mücadele ediyor. Milyonlarca dolarla oynayan büyük sermaye sahipleri ise günü geldiğinde devletle el sıkışıyor. Dolayısıyla bu hükümet, devletin tek gelir kaleminin vergi olduğu bir düzen oluşturdu.” “Çözüm, devlete ait olanı yeniden devlete kazandırmaktır” “Ülkemizdeki ekonomik problemi çözmenin tek yolu millet olarak devlete sahip çıkmaktır ve devlete ait olanı yeniden devlete kazandırmaktır. İşletmelerimiz, fabrikalarımız, madenlerimiz; bu ülkenin bütün zenginlikleri son 20 yıl içerisinde elimizden çıktı. Özelleştirme adı altında ya kapılarına kilit vuruldu ya da satılıp elden çıkarıldı. Bunları yeniden devlete ve millete kazandırmadan ekonomik refaha ulaşmamız mümkün değildir.” “Bu devlet öcü mü?” “Türkiye’nin aynı zamanda adaletten korkulmayan bir döneme girmesi gerekiyor. Bugün esnafın maliyeden korktuğu, vergi dairesinden korktuğu, adliyeden korktuğu bir Türkiye yaşıyoruz. Esnaf bunu yaşıyor, siyasetçi bunu yaşıyor, vatandaş bunu yaşıyor. Yaa bu devlet öcü mü? Bu devlet düşman mı? Bakın, Türk devlet anlayışının temelinde ne vardır? ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Eğer insanı yok ederseniz, insanı ezerseniz; ortada ne devlet kalır ne başka bir şey kalır. Dolayısıyla el ele vereceğiz, beraber olacağız ve Türkiye’yi hep birlikte güzel yarınlara kavuşturacağız inşallah.” Programın ardından yeniden esnaf ziyaretlerinde bulunan Hüseyin Baş, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi ve yoğun ilgi eşliğinde bölgeden ayrıldı.

BTP’den Ruhban Okulu ve Patrikhane Çıkışı: Türkiye Savaş mı Kaybetti? Haber

BTP’den Ruhban Okulu ve Patrikhane Çıkışı: Türkiye Savaş mı Kaybetti?

BTP’den Ruhban Okulu ve Patrikhane Çıkışı: Türkiye Savaş mı Kaybetti? Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Heybeliada Ruhban Okulu’nu yeniden açma çalışmalarını değerlendirdi. BTP Genel Merkezinde basın açıklaması yapan Önder, “Neden bugün 100 sene önce Sevr’le birlikte önümüze dayatılan meseleler yeniden Türkiye’nin gündemine taşınıyor? Bu millet büyük bedeller ödedi, savaş yaptı. Bugün biz savaş mı kaybettik ki yeniden patrikhane meselesi önümüze geliyor?” dedi. BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi: “Patrikhane fesat ocağı, ihanet yatağı” Fener Rum Patriği Bartholomeos, Atina’da yaptığı açıklamada Heybeliada Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağını duyurdu. Bu sıradan bir olay değildir, değerli arkadaşlar. Bu mesele, Cumhuriyet’ten önce de bizim çok canımızı yakmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘fesat ocağı, ihanet yatağı’ dediği patrikhaneye bağlı Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, bizi Cumhuriyet döneminin de öncesindeki acılara ve yanlışlara götürecek; egemenlik hakkımızı sınırlayacak, tartışmaya açacak bir meseledir. Normal şartlarda İstanbul’daki Rum azınlığın lideri pozisyonunda olan ve hukuki olarak Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bulunan Fener Rum Patrikhanesi’nin patriği, bugün ekümeniklik iddiasındadır. Bunun gereği olarak Atina’da bu açıklamayı yapmadan önce ‘Ekümenik Patrik’ olarak takdim edilmekte ve oradan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içerisinde egemenliğine müdahale edecek, kendisini ekümenik olarak gösterecek açıklamalar yapmaktadır. “Heybeliada Ruhban Okulu ABD dayatmasıyla açılıyor” İşin ilginç tarafı, bu konuda yol alınmış olmasıdır. Restorasyon yapılıyor, çalışmalar yürütülüyor; ancak Türk milletinden gizleniyor. Türk milleti olarak bizler bunu Fener Rum Patriği’nin ağzından duyuyoruz. Buradan hükümete bazı sorular sormak istiyoruz. Öncelikle hangi ihtiyaçtan dolayı bu gündeme geliyor? Bugün biz biliyoruz ki bu ülkede yaşayan Rum azınlığın bir papaz ihtiyacı yoktur. Bir ruhban sınıfı ihtiyacı da yoktur. Zaten vakti zamanında öğrenci bulamadı. Çünkü bu ülkede böyle bir ihtiyaç yok. Böyle bir ihtiyaç yokken neden bugün Heybeliada Ruhban Okulu’nu açma ihtiyacı duyuluyor? Hemen aklımıza Sayın Cumhurbaşkanı’nın son Trump ziyaretinde yaptığı ‘Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması meselesinde üzerimize düşeni yapacağız’ açıklaması geliyor. Demek ki bu mesele, bu milletin ihtiyacından değil; hatta bu ülkede yaşayan azınlıkların ihtiyacından da değil, Amerika’nın önümüze dayatmasından dolayı gündeme geliyor. O nedenle bu durum daha tehlikelidir, daha sıkıntılıdır. “Ruhban Okulunun açılması FETÖ projesiydi” Değerli arkadaşlar, bu konu aynı zamanda Anayasa’nın 24. maddesi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Lozan Antlaşması, Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri ve bugüne kadar izlenen millî politikalar açısından da ters düşen bir durumdur. Aynı zamanda bu proje bir FETÖ projesi değil miydi? 1990’lı ve 2000’li yıllarda FETÖ lideri, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için açıklamalar yapmış, toplantılar düzenlemişti. O dönem yürüttüğü dinler arası diyalog projesinin bir parçası değil miydi? Hani biz FETÖ ile mücadele ediyorduk? Hani iktidar kandırılmıştı ve FETÖ’nün gerçek yüzünü görmüştü? FETÖ ile mücadele etmek, yurt dışına kaçamamış gariban Anadolu çocuklarını hapse atmaktan mı ibarettir? Gerçek mücadele, FETÖ’nün bu zehirli fikirleriyle mücadele etmektir. FETÖ’nün projelerini hayata geçirerek FETÖ ile mücadele edemezsiniz. “AKP iktidarında Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar çok yeni kilise açıldı” Biz bunları söylediğimiz zaman hemen birileri çıkıp, ‘Batı Trakya’da Müslüman Türkler var. Biz burada bu okulları açalım, bu kiliseleri açalım’ diyor. AKP iktidarı döneminde Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar çok yeni kilise açıldı. Binlerce kilise evi açıldı. Hiçbir Hristiyan’ın yaşamadığı coğrafyalarda kiliseler açıldı. Bu açılan kiliseler bizim çocuklarımız için açıldı ya da yurt dışından gelenler oralarda ayin yaptı. Şimdi biz bunları söylediğimiz zaman hemen diyorlar ki: “Avrupa’da bizimkiler de cami açıyor. Batı Trakya’da Türkler var. Onların önünü açmak için biz bunları yapıyoruz.” Bu karşılaştırmayı yapmak tümüyle bir safsatadan ibarettir. Avrupa’da milyonlarca Müslüman Türk var. Batı Trakya’da Müslüman Türkler var. Bunların camiye ihtiyacı var. Bu camilerde namaz kıldıracak imamlara ihtiyaç var. Bugün bu ülkede hangi Hristiyan’ın ayin için bir kiliseye ya da ayin ettirecek bir papaza duyduğu ihtiyaç nedeniyle bu okul açılıyor? Böyle bir şey yok. Bu kıyaslama tamamen yanlış, tamamen aldatmacadan ibarettir. “Neden Sevr’de dayatılan meseleler yeniden Türkiye’nin gündemine taşındı?” İktidarın öncelikle milleti bilgilendirmesi, milletten gizli yürüttüğü bu projenin altında neler olduğunu açıklaması gerekir. Ardından da bu yanlış projeden vazgeçilmelidir. Son olarak şunu ifade edeyim; yüz sene önce Sevr ile birlikte önümüze dayatılan meselelerin yeniden Türkiye’nin gündemine neden taşındığını anlamak istiyoruz. Bu millet büyük bedeller ödedi, savaş yaptı. Bugün biz savaş mı kaybettik ki yeniden patrikhane meselesi önümüze geliyor? Yeniden Heybeliada Ruhban Okulu meselesi önümüze geliyor? Yeniden millet tanımı tartışmaya açılıyor? Türk, Kürt, Arap gibi etnik kimlikler üzerinden çözüm süreçleri yeniden başlatılıyor? Bu konuda endişelerimiz var. Bunlar yanlış politikalardır ve bu yanlışlar kısa zamanda geri dönülebilecek, telafi edilebilecek açıklar oluşturmaz. Çok büyük yaralar açar. Bedelini de millet çok ağır şekilde ödemek zorunda kalır.”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Haber

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde”

“AK Parti Mesut Özil gibi isimlerle, muhalefetten transferlerle uluslararası meşruiyet peşinde” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV YouTube kanalında yayımlanan “Öyle Mi Sahiden?” programında gazeteci İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. BTP Lideri programda gündeme ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Muhalefetten AK Parti’ye transferler, ekonomi gündemi ve İran savaşı, Hüseyin Baş’ın gündemindeki konular arasındaydı. Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle: Muhalefetten AK Parti’ye transferlerin amacı nedir? “Yerel seçimlerde ikinci olarak tamamladığı seçim sonuçlarından sonraki süreçte iktidar partisinin tek bir gündemi ve derdi var; uluslararası alanda meşruiyet. Uluslararası ilişkiler bağlamında daha iyi ilişkiler geliştirmek isteyen ve buna bahane arayan bir irade, bu seçim sonucunu şöyle yorumlayabilir; Türkiye’de iktidar partisi hâlâ bir merkez parti, hâlâ bir çekim kuvveti oluşturuyor ve dolayısıyla muhalefetten bile geçişler oluyor.” “Türk Milli Takımı’nda oynamadı, AK Parti MYK’sına girdi” “Mesela bugün AK Parti’nin MYK üyelerinden birisi Mesut Özil oldu. Bu kişi Türk Milli Takımı’nda oynamayı kabul etmedi ama Türkiye’nin iktidar partisinin MYK’sında yer aldı. AK Parti, Mesut Özil’i MYK’ya aldığında toplumdan artı bir oy dahi almadığını biliyor. Meşruiyet için bu insanları bünyesine katıyor. AK Parti’nin şu anda peşinde olduğu şey bu! Bu aynı zamanda bir güçsüzlüğün, kaybetmişliğin ispatı. Eğer güçlü olsanız, kaybetmiyor olsanız, kazanan tarafta olsanız bunlara ihtiyaç duymazdınız.” CHP kapatılabilir mi? “Ben bu koltuğu bırakmayacağım ve bunun için her şeyi göze alıyorum.” diyen bir iktidar varsa bunlar yapılabilir ama sonunda kaybeden yine bunu yapan olur. Ben Türkiye’de bunların olabileceğini düşünmüyorum, ihtimal vermiyorum; vermek de istemiyorum. Ben, AK Parti’nin bugüne kadar kazandığı hiçbir seçimin tamamen adil olduğu kanaatinde değilim. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayıldığı referandumdur. Son seçimde de birçok soru işareti vardı; daha önce de vardı.” Anadolu Ajansı’na eleştiri “Altı yıldır siyasi parti genel başkanıyım. Anadolu Ajansı’nda ismim sadece bir kere geçti; o da ‘Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı.’ haberiyle. Sonra beraat ettim ama Anadolu Ajansı bunu yazmadı. Şimdi bu Anadolu Ajansı benim devletimin değil mi? Milletin değil mi? Neden tek bir organizasyona çalışıyor?” “Önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor” “Ekonomik meseleyi çözmenin çok farklı yolları düşünülmek zorunda. Türkiye’de iktidar değişmese bile bu şekilde devam edilirse önümüzdeki kış bizi kıtlık bekliyor. Çünkü çiftçi üretmiyor, hayvancı üretmiyor, ‘Para kazanamıyorum, zarar ediyorum’ diyor. Paranız olsa bile ürün bulamayacağınız bir döneme gidiyoruz. Az sayıdaki ürün de çok pahalı olacak. Bankaların internet sitelerinde tarla ilanları var. Çünkü çiftçi kredi çekiyor; mazot almak, traktörünü tamir ettirmek ve üretim yapmak için borçlanıyor. Ürünü satarken örneğin 10 liraya satacağını düşünüyor ama devlet fiyatı 7,5 lira olarak açıklıyor. Devlet de sınırlı alım yapıyor. Çiftçi, mecburen tüccara 5,5 liradan satıyor. Sonra krediyi ödeyemiyor ve banka tarlasına el koyup satışa çıkarıyor. Bir zengin gidip o tarlayı alıyor ve ‘10-15 yıl bekleyeyim, imar gelir’ diye düşünüyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Bunu devletten başka kimse çözemez. Gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma destek olarak ayrılması gerekiyor; bu kanunda yazıyor ama hiçbir zaman tam uygulanmadı.” “ÇAYKUR’u satmak için zarar ettiriyorlar” “Bütün bu işletmeler, limanlar ve madenler devletin elinden çıkınca devletin gelir kaynakları da azaldı. TEKEL satıldı, SEKA kapatıldı, Sümerbank kapatıldı. Bunlar ‘Zarar ediyor’ denildi. Ama zarar eden kurumları düzeltmek yerine satmak tercih edildi. ÇAYKUR’un zarar ettiği açıklanıyor. Oysa matematiksel olarak ÇAYKUR’un zarar etmesi iş bilmezlikten başka bir şey değildir. Bu söylemler, özelleştirmeye zemin hazırlamak için kullanılıyor.” “Bunun adı varlık barışı değil, yokluk barışı” “Sizce varlık barışı neden getiriliyor Türkiye’ye? Bu aslında isim oyunu. Bu, yokluk barışı. Yani ‘Bende para yok, getirin’ demek. Bakın şu anda iktidar bu ortamda yüzde 50’yi bırakın, yüzde 40 oy alamaz. Bu iktidarın kendilerinin de söylediği en yüksek oy potansiyeli emekliler. Şu anda emeklilerin hiçbiri iktidara oy vermeyecek. Bunu açık açık da söylüyorlar. İşçiler oy vermeyecek, memurlar mutsuz oy vermeyecek, ev hanımları oy vermeyecek. Vermeyecekler. Bunu açık açık ifade ediyorlar. Dolayısıyla biraz piyasayı rahatlatmadan iktidarın seçime gitme ihtimali yok. Nasıl rahatlatacağım? Para lazım. Parayı nereden bulacağım? Varlık barışı yapacağım. Özelleştirme yapacağım. Bir şeyleri satacağım falan. Yani bunun adı varlık barışı ama aslında yokluğun barışı. Ve ne yazık ki AK Parti iktidarı 23-24 yıldır sürekli varlıklı insanlarla barışıyor, yoksulla hiç barıştığını biz görmedik. Paranız varsa gelin anlaşalım. Vergide anlaşabiliriz, ondan sonra başka konularda anlaşabiliriz.” “Yeni anlatılan hikâye: İstanbul Dubai olacak” “Şimdi yeni anlatılan hikâye şu: İran-Amerika-İsrail geriliminden sonra Dubai boşaldı, yatırımcı Türkiye’ye gelecek ve Türkiye ‘yeni Dubai’ olacak! Ama Dubai demokratik bir yer değil. ‘Yeni Dubai olacağız.’ denirken bunun ne anlama geldiğine de bakmak lazım. Türk toplumu tarih boyunca hayatını sadece maddi değerler üzerine kurmadı; özgürlük ve bağımsızlık da önemliydi.” “Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır” “İran savaşı çıktığından beri bizim görüşümüz şu: Bu aslında Amerika’nın İran’la değil, Çin’le savaşıdır. Amerika uzun yıllardır dolar sayesinde dünyadaki ekonomik sistemi kontrol etti. Ancak son yıllarda Çin’in ekonomik yükselişiyle dolar hegemonyası zayıflamaya başladı. Eskiden ülkeler arası ticaret büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyordu. Ancak milli paralarla ticaret fikri yaygınlaşmaya başladı. Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkeler bu sisteme yöneldi. Venezuela’nın Çin’e petrol satıp karşılığında dolar yerine yuan alması Amerika açısından önemli bir sorundu. Çünkü mesele sadece petrol değil, doların küresel hâkimiyetiydi. Bugün Çin, ülkelerin kendi para birimleriyle ticaret yapmasını desteklerken Amerika doların hâkimiyetini sürdürmek istiyor.” “ABD’nin derdi petrol değil, dolar hâkimiyetini korumak” “Burada merhum babama bir parantez açmak gerekiyor. 2005 yılında kaleme aldığı Milli Ekonomi Modeli’nde dünyada ilk defa ülkelerin kendi aralarındaki ticaretlerde Amerikan dolarını değil, kendi paralarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Bununla ilgili 10 tane uluslararası kongre yaptı. Rusya’nın meclisinde bunu anlattı ve bütün dünyaya deklare etti. O tarihten sonra 2010’lu yıllardan itibaren başta Rusya, sonra Çin, sonra Venezuela olmak üzere dünyada bir şey değişti. Mesela Venezuela’da Maduro bir gece operasyonuyla yatağından alındı. Sebebi petrol falan değildi. Amerika’nın İran’da olmasının, Venezuela’ya gitmesinin sebebi petrol deniyor. Bakın, dünya petrol rezervlerinin dörtte biri Amerika’da. Dünyadaki şu anda en yüksek petrol üreticisi Amerika. Dünyada ürettiği petrolden fazlasını ihraç eden ülkelerden biri Amerika. Yani Amerika’nın başkasının petrolüne normalde ihtiyacı yok. Neydi mesele? Venezuela Çin’e petrol satıyordu ve karşılığında para olarak Çin parası alıyordu. Amerika’nın dolarını ortadan kaldırmıştı. Şimdi Çin’le Amerika arasında böyle bir mücadele var. Yani Çin milli parayı, ülkelerin kendi paralarını kullanmasını öncelerken Amerika doların hâkimiyetinin sürmesini istiyor. Şimdi Trump oraya bir pazarlık için gitti. İran’a yansıması ne olur? İnşallah iyi olur.” “Dünyada yeni bir düzen kuruluyor” “İran bizim komşumuz. Bunun bize de çok olumsuz etkileri olduğu gibi vicdanen de bizleri çok rahatsız ediyor. Buranın durması inşallah Gazze’deki zulmün de durmasına, Lübnan’daki zulmün de bir şekilde sona ermesine vesile olacaktır ama ben Trump’a çok da güvenmiyorum açıkçası. Dünyada yeni bir düzen kuruluyor. Büyük bir değişimin eşiğindeyiz ve Türkiye’nin buna hazırlıklı olması gerekiyor.”

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Haber

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez”

"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gazeteci Ali Çağatay’ın YouTube kanalına konuk oldu. Çağatay’ın gündeme ilişkin sorularını cevaplandıran Hüseyin Baş, dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Liderinin açıklamalarından satır başları şöyle; “Cumhur İttifakı en az fazla yüzde 40 civarında” “Cumhur İttifakı’nın bugün toplayabilecekleri oy tabanı yüzde 40 civarıdır ancak kazanacakları bir seçim ortamına girmek istiyorlar. Kazanacakları bir seçim yapmak istiyorlar. Rakiplerin egale edilmesi de bunun içinde var, toplumun bir şekilde manipüle edilmesi de bunun içinde var, gerekirse toplumun gerilmesi de bunun içinde var. İstedikleri adayın karşılarında olması seçeneği de bence masada. Dolayısıyla yüzde 50’nin üstünde bir sonuçla AK Parti iktidarının devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklar. Bu başka bir konu ama ben şu anki mevcut desteklerinin yüzde 40’ın üzerinde olduğunu düşünmüyorum bütün Cumhur İttifakı’nın. "Türkiye’de bir değişim olacaktır ama..." Türkiye’de bir değişim olacaktır ama Türkiye mutlu olsun, insanlar yarınlara umutla baksın, ekonomileri iyi olsun, eğitim kaliteli olsun, Türkiye’de gelen nesiller daha donanımlı olsun istiyorsanız; bence şu anki siyasi düzlemde iktidara namzet partiler arasında size bunu sağlayacak bir parti yok. Bence bu anlamda bir değişim olmayacak Türkiye’de. Bugün iktidar değiştiğinde muhalefetten tanıdık partilerin iktidara gelmesi durumunda karşınıza çıkacak sonuç şudur; Daha demokratik bir Türkiye olur mu? Evet... Basın daha özgür olur mu? Evet... Çünkü 25 yılın sonunda ulaşılmış bir gücün verdiği özgüvenin baskısını yaşıyoruz. Herhangi bir iktidar değişikliği daha büyük bir rahatlama getirebilir. Ama derseniz ki ekonomi çok mu iyi olacak? Ben bugünkü iktidarın ekonomi politikalarıyla, “Ben iktidara yakınım” diyen siyasi partilerin ekonomi politikaları arasında bir fark görmüyorum. Neoliberal bakış, kapitalizm mantığı… Dünyada artık terk edilen, ülkelerin bir bir “Bu bize fayda getirmedi” dediği, hatta bu düzenin kurucularının bile itiraflarda bulunduğu; halkların, toplumların “Siz bizim emeklerimizle haksız yere zenginleşiyorsunuz” diyerek isyan ettiği bir düzeni, biz Türkiye’de devam ettirmeye çalışıyoruz. “Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi” Çok agresif bir biçimde Türkiye’de özelleştirme yapıldı. Türkiye’nin bütün zenginlikleri özelleştirme adı altında milletin elinden alındı ve alınmaya devam ediyor. Anadolu Ajansı’nın verileriyle söylüyorum; 23 yılda özelleştirmeyle devletin kasasına giren para 63 milyar dolar. Bu 63 milyar doları 23 yılda 85 milyon vatandaşa bölüp dağıtsaydık, ayda kişi başına düşen para ne kadar biliyor musunuz? 3 dolar düşüyor. Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi, elden çıkarıldı, kapatıldı. Türkiye’de devletin, milletin olan toprak bir şekilde satılmış, elden çıkarılmış. Oysa o 63 milyar dolarlık özelleştirme devletin elinde kalsaydı oluşturacağı istihdam gücü, ekonomik hareketlilik ve canlılığın haddi hesabı olmazdı. Belki 20 yılda trilyon dolara varan bir zenginlikten bahsediyor olurduk. “Muhalefet de satmaya devam edecek” Peki, iktidar değişse ne olacak? Özelleştirmeler farklı bir politikayla mı yürütülecek? Hayır. Bu kadar özelleştirme yapınca, devletin elindeki bu kadar imkânı başkalarına verince ortaya dengesiz bir yapı çıkıyor. Atatürk’ün modeli olan ve bugün dünyada birçok devletin benimsediği devlet-millet ortaklığı modeli uygulanmalı. Devletin piyasada regülatör olarak bulunduğu, özellikle stratejik alanlarda piyasayı yönettiği ve milletin faydasına işletmeler kurduğu bir model gerekiyor. “Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz” Şimdi düşünün; birisi çıkıyor ve “X fabrikasını kapatacağız, satacağız.” diyor. Neden satıyorsun? “Zarar ediyor” diyor, “Biz bunu yönetemiyoruz” diyor. Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz. Şimdi mantığa bakın. Sen Tekel’i yönetemiyorsun, SEKA’yı satıyorsun, şeker fabrikalarını özelleştiriyorsun ama sonra “Ben devleti yöneteceğim” diyorsun. Küçücük bir şeker fabrikasını yönetmeyi beceremedin ki… Şimdi “İktidar değişimi” diyoruz. Muhalefet iktidara gelse ne yapacak? Fabrikaları geri mi alacak? Mesela biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak hep söylüyoruz; Neyi özelleştirdilerse geri alacağız. Mutlaka geri alacağız. Neyi kapattılarsa açacağız. “Yap-işlet-devret projelerini ne yapacaksınız?” diyorlar. Devretmeyeceğiz, işleteceğiz. Çünkü onlar bize ait. Öyle bir anlatıyorlar ki “Köprü yaptık, cebimizden para çıkmadı” diyorlar. O zaman biz neden bu kadar ekonomik kriz yaşıyoruz? Neden her şey bu kadar pahalı? “Devletin tek gelir kalemi vergi kaldı” Benim devlete dair hayalim şu değil; “Devletin bir tane fabrikası olsun” gibi bir liste yapmaya çalışmıyorum. Ama bunlar olmadığı zaman devletin elinde memura maaş ödemek, vatandaşa hizmet etmek için tek bir gelir kalemi kalıyor; vergi... Türkiye’de şu anda bütçenin yüzde 90’ından fazlası doğrudan ve dolaylı vergilerle cezalar üzerinden oluşuyor. Mesela biz evimizin önünden yol istiyoruz. Devlet bu yolu yapacak. Ama ben bu hizmeti almak için sürekli vergi ve ceza ödemek zorunda kalıyorum. O yüzden trafik cezalarına hedef konuluyor. Dolayısıyla biz IBAN paylaşan bir yönetim gördük. Bu yüzden devletin kendi gelir imkânlarını oluşturması gerekiyor.”

“CHP mühürsüz oyları yargıya taşısa, 2017’den sonraki bütün işlemlerin altı boşalır.” Haber

“CHP mühürsüz oyları yargıya taşısa, 2017’den sonraki bütün işlemlerin altı boşalır.”

“CHP mühürsüz oyları yargıya taşısa, 2017’den sonraki bütün işlemlerin altı boşalır.” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder yargı bağımsızlığı tartışmalarını değerlendirdi. Parti genel merkezinde açıklama yapan Önder, “Türkiye yargı bağımsızlığında ve hukuka erişim indeksinde artık dünyanın geri kalmış ülkelerinin, Afrika ülkelerinin bile gerisine düşmüş durumda” dedi. Önder şunları söyledi: “Türkiye yargı bağımsızlığında ve hukuka erişim indeksinde artık dünyanın geri kalmış ülkelerinin, Afrika ülkelerinin bile gerisine düşmüş durumda. Örneğin Yüksek Seçim Kurulu Başkanı seçildi. Son dönemde ne konuşuluyor? İktidara yakın, iktidara mensup iki grup arasındaki çekişmeden bahsediliyor. Yani her hâlükârda iktidara yakın gruplardan birileri Yüksek Seçim Kurulu Başkanı seçilecek; ama bunların kendi içerisindeki mücadelesi anlatılıyor. Böyle bir ortamda demokratik bir seçimden, bağımsız, yargı denetimi altında ve güvencesi altında bir seçimden bahsetmek mümkün mü? Böyle bir ortamda hukuk güvenliğinden bahsetmek mümkün mü, arkadaşlar? “CHP mühürsüz oyları yargıya taşısa 2017’den sonraki bütün işlemlerin altı boşalır” Şimdi diğer taraftan mutlak butlan davası devam ediyor. Ankara kulislerinde buna ilişkin çok sayıda söylenti var, çok sayıda kulis var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongresi ile ilgili seçim kurulu kararına rağmen bugün genel mahkemenin mutlak butlan kararı verip eski yönetimin iş başına gelmesi konuşuluyor. Bakın, bunu savunanlara şu soruyu sormak istiyorum; Bugün Cumhuriyet Halk Partisi genel mahkemelere gidip 2017 seçimlerinde mühürsüz oylar geçerli sayılarak referandumdan “evet” sonucu elde edildiğini, halbuki o dönemki yasal düzenlemeye göre mühürsüz oyların geçerli sayılmasının mümkün olmadığını ileri sürerek bu işlemin mutlak butlanla batıl olduğunu iddia edip dava açsa, emsale baktığımız zaman ilgili seçim kurulu kararının bir önemi yok. Mahkeme de “Evet, bu işlem mutlak butlanla batıldır.” dese ve 2017’deki referandum mutlak butlanla batıl sayılsa, 2017’den sonra başkanlık sistemi ile yapılan Cumhurbaşkanının tüm işlemlerinin altı boşalır, bütün işlemler sakat hâle gelir. Şimdi bu neyse, bugün Cumhuriyet Halk Partisi aleyhine yürüyen mutlak butlan davası da aynıdır. “Toplumun her kesimi bir araya gelmelidir” Yargının bağımsız olmadığı bir yerde hiçbir hakkın güvence altında olması mümkün değildir, değerli arkadaşlar. Bu nedenle hukuk ve demokrasi savunmasını yapmak ana muhalefetin omuzlarında bir yük olarak kalamaz; bu herkesin görevidir. Baroların görevidir, Türkiye’deki bütün hukukla ilgili STK’ların görevidir, Türkiye’de yaşayan her bir vatandaşın görevidir. Bu nedenle, sıklıkla vurguladığımız üzere, muhalefetin sadece siyasi partilerin buluşması üzerinden değil toplumun her kesimini, bütün STK’ları, bütün kurum ve kuruluşları, sanatçıları, toplumun tamamını hukuk ve demokrasi zemininde buluşturmak, bu ortak paydada bu mücadeleyi vermek ve bu muhalefeti ortaya koymak adına ivedilikle bir araya gelinmelidir. Ana muhalefetin bu organizasyonu yapması elzemdir.”

BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabı Haber

BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabı

BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabı Bağımsız Türkiye Partisi’nden (BTP) Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yabancı sermaye için kullandığı, “Şirketler buraya taşınırsa taksiye binecekler, taksicimiz yararlanacak. Alışveriş yapacaklar, restorana gidecekler, THY’ye binecekler, Türkiye’de tatil yapacaklar, ev alacaklar.” şeklindeki sözlerine cevap geldi. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder, “Sayın Mehmet Şimşek, madem piyasaya para girmesiyle piyasa canlanıyordu, yıllardan bu tarafa ‘talebi daraltacağız, enflasyonla mücadele edeceğiz’ diyerek neden piyasadaki parayı azaltmaya çalıştınız? Neden milletin cebindeki paraya göz diktiniz? Parayı Türk milleti harcayınca piyasa canlanmıyor mu? Yoksa Türk milleti buna mı layık değil?” sorusunu sordu. BTP Sözcüsü Önder’in açıklaması şöyle: “Mehmet Şimşek, yabancı sermaye ülkemize gelirse nasıl faydalar sağlayacağını anlattı. Şimşek, ‘Bunlar taksiye binecekler, tatil yapacaklar, restorana gidecekler, THY’ye binecekler, ev alacaklar, alışveriş yapacaklar. Bunun herkese faydası var.’ dedi. Yani ‘piyasaya para girerse bundan herkes faydalanır’ dedi. Peki Sayın Mehmet Şimşek, madem piyasaya para girmesiyle bundan herkes faydalanıyordu, piyasa canlanıyordu, yıllardan bu tarafa ‘talebi daraltacağız, enflasyonla mücadele edeceğiz’ diyerek neden piyasadaki parayı azaltmaya çalıştınız? Neden milletin cebindeki paraya göz diktiniz? Bu harcamaları, bu alışverişleri yabancılar değil de Türk milleti yapsa olmuyor mu? Parayı Türk milleti harcayınca piyasa canlanmıyor mu? Yoksa Türk milleti buna mı layık değil? “Yahu bu nasıl enflasyon!” Hemen bunu söyleyince ‘Yabancılar döviz getiriyor, Türk milleti Türk lirası harcıyor. Türk lirası piyasaya girerse enflasyon olur.’ diyorlar. Yahu bu nasıl enflasyon ki? Bu milletin ürettiği emek ve hizmeti dolarla satın alınca hortlamıyor, TL ile satın alınca hortluyor! Bu mümkün mü? Bu kafa, yabancıların söylediği her şeyi kanun gibi gören ve ekonomiye onların gözüyle bakan liberal kafadır. Aynı şekilde, ‘Adaleti düzeltirsek yabancılar bu ülkeye yatırım yapar, biz ekonomiyi ve adaleti düzelterek gelişeceğiz’ diyen muhalefetin kafası da aynı kafadır. “İç ticarette de, dış ticarette de gerçek millî paramızı kullanacağız” Biz liberal bir kafayla, neoliberal bir kafayla ekonomiye bakmıyoruz. Bağımsız Türkiye Partisi olarak ekonomiye Millî Ekonomi Modeli anlayışıyla bakıyoruz. Biz diyoruz ki bu milletin emek ve üretiminin karşılığı dolar olamaz, döviz olamaz. Türk lirası olmalıdır, millî para olmalıdır. Ama bu millî para, şu an olduğu gibi Merkez Bankasının kasasına dolar koyup doları rezerv para yapıp dolardan güç alarak doların karşılığında basılan TL değildir; bu, tercüme paradır. Biz tercüme parayı kastetmiyoruz. Milletin alın terinin karşılığı olarak basılan paradır millî para. Biz diyoruz ki iç ticarette de, dış ticarette de gerçek millî paramızı kullanacağız. Bağımsız Türkiye Partisi olarak diyoruz ki milletin cebine o millî paraları koyacağız. Ev hanımına maaş vereceğiz. Her çocuğa, doğan çocuğa para vereceğiz. Ev hanımı, bir Türk hanımefendisi olarak ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayacak. Biz diyoruz ki asgari ücretliyi, emekliyi, dul ve yetimi; kısaca yoksulluk sınırının altında geliri olan herkesi yoksulluk sınırının üzerinde bir gelire sahip olması için destekleyeceğiz. Hepsinin cebine bu millî parayı koyacağız. “İşte o zaman Türk milleti taksiye binecek” İşte o zaman Türk milleti taksiye binecek, THY’ye binecek, tatile gidecek, ev alacak, restorana gidecek, elektrik kullanacak, su kullanacak, bunların faturalarını ödeyecek. BTP'den Mehmet Şimşek'e yabancı sermaye cevabıKısaca hayatın her alanında ihtiyaç duyduğu alışverişi yapacak, onurlu bir insan olarak yaşayacak. Türk milletine hizmet eden esnaf, çiftçi, tüccar, fabrikatör; herkes emek ve üretim ortaya koyduğu için mal ve hizmetini satabilecek, kazanacak. İşlem hacmi arttığı için devletin geliri de artacak. “Bu millete değil de yabancıya hizmet etme fikri ve duygusu sizleri kuşatmış...” Bütün bunları yapmak çok kolay ama liberal kafayla, ezber kafayla bakarsanız zor. Biz diyoruz ki liberal bakış açısından, size öğretilen ezberlerden kurtulursanız bunları yapmak hiç zor değil. Bu millete değil de yabancıya hizmet etme fikri ve duygusu sizleri kuşatmış ve ezberlerinizden kurtulamıyorsanız veya bilmediğimiz prangalar ayağınızdaysa ve bundan dolayı adım atamıyorsanız lütfen çekilin. Bu millete nasıl hizmet edildiğini, bu problemlerin nasıl kolaylıkla çözüldüğünü biz gösterelim.”

Bağımsız Türkiye Partisi'nden birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı Haber

Bağımsız Türkiye Partisi'nden birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı

Bağımsız Türkiye Partisi'nden birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder birleşik, bütünleşik muhalefet çağrısı yaptı. BTP Sözcüsü Önder'in açıklaması şöyle: "Ülkemiz demokrasi ve hukuk zeminini maalesef kaybetti. Bu durum özellikle son yıllarda daha yakıcı hale geldi. İktidarın kendisine açtığı alana baktığımız zaman, yaptığı icraatlara ve attığı adımlara baktığımız zaman çok daha kötü günlere doğru ülkeyi götürdüğünü gözlemlemekteyiz. Bu anlamda ana muhalefet partisine kısa vadede çok ciddi görevler, vazifeler düşmektedir. Birleşik, bütünleşik bir muhalefeti inşa etmek durumundadır. Birleşik, bütünleşik muhalefet deyince herkesin aklına siyasi partilerin seçim ittifakı yapması geliyor. Hayır, seçim ittifakından bahsetmiyoruz. Seçim ittifakı olur ama bu yeterli değil. Burada bizim kastettiğimiz şey toplumsal muhalefet piramidini inşa etmektir ve bu seçim döneminde değil, şimdi hemen bugün bunu inşa etmektir. Bunun için sendikaları, baroları, gazetecileri, iş insanlarını, oyuncuları, sanatçıları, yazarları, akademisyenleri, toplumun her kesimini bir araya getirmelidir. Bu toplumun çok büyük bölümü bu gidişattan rahatsız ve bir değişim istemektedir, demokrasi ve hukuk zeminine dönüş istemektedir. İşte bu arzuyu taşıyan toplumun her kesimini, esnafı, çiftçiyi de dahil olmak üzere her kesimi birleştirmeli, bir araya getirmeli, bir platform etrafında toplamalıdır. Bugünden bu fotoğrafı vermelidir. Bu aynı zamanda iktidarın meşruiyetini kaybettiğini eylemli olarak göstermektir. Çünkü iktidar meşruiyetini kaybettiğinin farkında. Bu nedenle aksini göstermek üzere bazı gazetecileri, yazarları, sporcuları ve çeşitli aktörleri yanına toplayıp 'toplumun her kesimi benimle beraber' mesajı vermeye çalışmaktadır. Halbuki bugün milletin büyük çoğunluğu, her sektörden insanımız iktidara tepkili ve değişimi ciddi şekilde arzulamaktadır. İnsanlar demokrasi ve hukuk zeminine dönüşü istemektedir. Bu tepkiler bireysel kalmaktadır. Muhalefet bu tepkileri organize etmeli, bir araya getirmelidir. Bu piramidin en tepesinde siyasi partiler elbette olmalıdır ama aşağıya doğru toplumsal muhalefet piramidi inşa edilmelidir. Bunu yaptığımız zaman hem iktidar meşruiyetini kaybettiğini artık gizleyemeyecek ve seçime bir an önce gitmek durumunda kalacak, hem de toplumun her kesimi yalnız olmadığını, tepkisinin bireysel olmadığını, toplumun büyük bölümünün kendisi gibi düşündüğünü görecektir. O zaman seçimle birlikte değişimin de kapısı aralanmış olacaktır."

BTP'den 1 Mayıs açıklaması Haber

BTP'den 1 Mayıs açıklaması

BTP'den 1 Mayıs açıklaması Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. BTP lideri sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Alın terinin hakkını aldığı, emeğin sömürülmediği, işçinin 'geçinemiyoruz' demediği bir Türkiye’yi birlikte kuracağız. Emeğiyle, dürüstlüğüyle ve onuruyla çalışan tüm emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun" ifadelerini kullandı. BTP Genel Merkezinden de yazılı bir açıklama yapıldı. BTP'nin 1 Mayıs açıklaması şöyle: "İşçinin, emekçinin bayramı sloganıyla kutlanan 1 Mayıs’tayız. Alın teriyle rızkının peşinde koşan tüm işçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik ediyoruz. 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı dedik ama geldiğimiz noktada bir bayramdan söz etmek maalesef mümkün değil. Ortada adeta bir yoksulluk tablosu var! 28 bin 75 lira asgari ücretin uygulandığı, bu ücretin ortalama maaş hâline geldiği, açlık sınırının 34 bin 587 TL olduğu; üç asgari ücretlinin maaşlarını birleştirerek ancak bir yoksul edebildiği bir ortamda gerçek bir bayramdan söz edilemez. "Türk halkı sistematik bir fakirleştirme operasyonu altındadır" Türkiye ve Türk halkı yıllardır bilinçli, sistematik bir fakirleştirme operasyonu altındadır! Dünya tarihinde bu kadar uzun süren bir ekonomik kriz yoktur. Savaş hâlindeki ülkelerin bile bizden daha ucuz olması başka türlü nasıl açıklanabilir? Bu tezimizi resmî veriler de kanıtlamaktadır. Örneğin TÜİK verilerine göre kişi başı millî gelir 18 bin dolara ulaşmıştır. Bu da bir vatandaşımızın cebine ayda yaklaşık 67 bin TL, 4 kişilik bir ailenin evine ise 268 bin TL girmesi demektir. "Gelir dağılımında tüyler ürperten adaletsizlik" Emekli maaşının 20 bin TL, asgari ücretin 28 bin TL olduğu bir ortamda bu rakamların anlattığı tek gerçek şudur: Bu ülkede para vardır ama milletin parası küçük bir azınlığın cebine girmektedir. Yani bu ülkede gelir dağılımında tüyler ürperten bir adaletsizlik söz konusudur. Bizi bu noktaya iktidarın “babalar gibi satarım” zihniyeti getirmiştir. Özelleştirmelerle fabrikalar peşkeş çekilmiş, insanlar işsiz kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde tanık olduğumuz maden işçilerinin haklı eylemi bu durumun çarpıcı bir örneğidir. Kaynaklarımızı yandaşa ve yabancıya peşkeş çeken; yabancı sermayeye vergi kıyakları açıklayan iktidar, vatandaşa ise açlığı, sefaleti ve biber gazını layık görmüştür! "1 Mayısların bayram gibi kutlanabilmesi için..." 1 Mayısların bayram gibi kutlanabilmesi için millî bir duruşa ihtiyaç vardır. Bu millî duruşun adresi de Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Ekonomi programımız olan Prof. Dr. Haydar Baş imzalı Millî Ekonomi Modeli tek çıkış yoludur. Millî Ekonomi Modeli’nin uygulandığı Türkiye’de ne sattılarsa geri alınacak, neyi kapattılarsa yeniden açılacaktır. Millî Ekonomi Modeli’nin uygulandığı Türkiye’de madenler, devlet–millet ortaklığıyla işletilerek Türk milletinin hizmetine sunulacaktır. Millî Ekonomi Modeli’nin uygulandığı Türkiye’de 1 Mayıs, sözde değil özde işçinin ve emekçinin bayramı olacaktır."

BTP'den maden işçilerinin eylemine destek açıklaması Haber

BTP'den maden işçilerinin eylemine destek açıklaması

BTP'den maden işçilerinin eylemine destek açıklaması Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Doruk Maden İşçilerinin haftalar süren hak arayışını değerlendirdi. Madencilerin bu hak mücadelesinde başarıya ulaştığını belirten Önder bu olaydan çıkarılması gereken dersler olduğunu belirtti. BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi: "Neyi sattılarsa geri alacağız, neyi kapattılarsa açacağız" "Buradan Türk milletinin çıkarması gereken dersler var. Öncelikle özelleştirmeler; Özelleştirmelerle birlikte milletin ve devletin malının özel firmalara peşkeş çekilmesi neticesinde sadece millete ait bu varlıkların başkalarına transfer edilmesi değil, orada çalışan insanların da en temel haklarını bile alamaz hale geldiğini, nasıl mağdur edildiklerini bu olayla birlikte görmüş olduk. Bu konuda Türkiye'de en net duran siyasi parti Bağımsız Türkiye Partisi'dir. Biz özelleştirmeye açık bir şekilde karşıyız. Biz sadece şimdiden sonra 'özelleştirmeyeceğiz' demiyoruz, 'neyi sattılarsa geri alacağız, neyi kapattılarsa açacağız' diyoruz. "Madenlerimizi Bağımsız Türkiye Partisi olarak millileştireceğiz" Buradan çıkarmamız gereken ikinci ders ; Madenler milletin malıdır, devlete aittir. Dolayısıyla madenlerimizi Bağımsız Türkiye Partisi olarak millileştireceğiz. On binlerce ruhsatlarla yerli ve yabancı birçok firmaya bu madenler yüzde 1 ila yüzde 4 arasında devlet payıyla peşkeş çekildi. Maalesef çıkarılan madenden millete de bir şey kalmıyor. Ama biz diyoruz ki; hepsini millileştireceğiz. Devlet millet ortaklığıyla yüzde 51'i devletin yüzde 49'u milletin olmak suretiyle işleteceğiz. Milletimiz hem o madenlerin patronu olacak hem de yine orada çalışarak hakkını alacak. Çünkü bu millet bu topraklar için can verirken sadece yerin üstü için can vermedi , yerin altı için de can verildi. Bunlar milletimize aittir. "Hak verilmez, hak alınır" Üçüncü çıkarılması gereken ders şudur değerli arkadaşlar; Demek ki hak verilmez, hak alınır. Milletimizin bugün hakkını alamadığını düşünen, hakkını alamayan emekli, çiftçi, esnaf kim varsa birilerinin lütfedip hak vermesini beklemeyecek. Kendi hakkına sahip çıkacak. Haklı olacak. Hakkının mücadelesini verecek ve söke söke hakkını alacak. Peki bunu nasıl yapacağız? Milletimiz sokağa mı dökülecek? Değil. Bugün hak arama mücadelesi siyasi zeminde yapılıyor. Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak bunun için varız. "Milletimizin en büyük derdi ekonomidir" Milletimizin en büyük derdi ekonomidir. Yapılan anketlerde toplumun yüzde 65-70'i ekonomiden şikayetçi. Vatandaş, 'En büyük sorun ekonomidir' diyor ve yine aynı anketlerde milletimiz ekonominin çözüleceği konusunda da bir ümidi kalmamış. Neden? Çünkü iktidarın politikaları belli, yaşıyoruz. Meclis'te bulunan muhalefet partilerine de, 'Siz ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz?' diye sorulduğunda, 'Demokrasiyi ve adaleti düzelttiğimiz zaman ekonomi düzelir' dediklerini duyuyorsunuz. Aslında bu söylem, 'Benim ekonomide yapacak farklı hiçbir şeyim yok, ben de liberal politikaları, ben de neoliberal politikaları uygulayacağım ama adaleti düzeltirsem, demokrasiyi düzeltirsem başkaları para getirir, ekonomi bu şekilde düzelir' demektir. Yani ekonomide yapacağım bir şey yok anlamına gelir. "Dünyada dengeleri değiştiren fikirler Milli Ekonomi Modeli'nden çıktı" Bu konuda da farklı bakan tek siyasi parti Bağımsız Türkiye Partisidir. Biz yine net bir şekilde açık bir şekilde, 'Liberal, neoliberal ekonomi politikalarını uygulamayacağız' Bizim parti programımızı lütfen açıp okuyun. Biz iktidar olduğumuzda Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayacağız. Milli Ekonomi Modeli'nin önerdiği ekonomi anlayışı bugün kısım kısım, bölüm bölüm dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaya başlandı. Dünyada dengeleri değiştiren fikirler Milli Ekonomi Modeli'nden çıktı. Örneğin milli paralarla ticaret Milli Ekonomi Modelinin önerisidir. "Hakkınız başkalarının cebine gidiyor" Bu ülkede en yoksul olan insanımızı yoksulluk sınırı seviyesinin üstüne çıkaracak imkanımız var. Bu imkanı sağlamak sadece doğru bir ekonomik sistemle, doğru bir bakış açısıyla mümkün. Bakın kişi başı milli gelir 18 bin dolar yani bir kişinin cebine ayda 67 bin Türk lirası para girmesi lazım. 4 kişilik bir ailenin cebine 268 bin TL ayda para girmesi lazım. Bugün Allah aşkına herkes bizi izleyen her bir insanımız dönüp baksın, ayda 268 bin TL evine para giren kaç tane aile var? Demek ki hakkınız başkalarının cebine gidiyor, sizin cebinize gelmiyor. İşte bunun mücadelesini vermezseniz bırakın 268 bin lirayı, bunun küsuratı pozisyonundaki 68 bin lirayı bile alamazsınız. Bunu bile size çok görürler. Bugün 68 bin TL cebine para girmeyen birçok aile var. Dolayısıyla sadece seçim döneminde gelin oy kullanın, Bağımsız Türkiye Partisi'ne oy verin demiyoruz. Hakkını alamadığını düşünen herkes, hakkını alamayan herkes, aylık 268 bin liranın altında eline para geçen herkes, gelin beraber yürüyelim. Bu hak mücadelesini beraber verelim ve hakkımıza sahip çıkalım, hakkımızı alalım diyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.