İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu;
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe bayrak açtığını vurgulayarak "Adaletsizliğe karşı adalet için, saltanata karşı Cumhuriyet için, kayyumlara karşı demokrasi için, butlanlara karşı milli egemenlik için, çözülmeye karşı bütünlük için bayrak açıyorum" dedi. "Al bayrağı namusu ve şerefi bilen, Cumhuriyet sevdalısı her vatandaşımı 27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'na davet ediyorum" diyen Dervişoğlu, "Bu büyük buluşma inanıyorum ki, Türk milletinin yeniden doğuşu olacaktır" ifadelerini kullandı. Öcalan'ın serbest bırakılmasına dair tartışmalara değinen Dervişoğlu, referandum çağrısını tekrarladı. "Sen bu memlekete muhtaçsın ama bu memleket sana muhtaç değil" diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yüklenen Dervişoğlu, "Bu millet size tam çeyrek asır muamma gösterdi. Şimdi yolcuk başladı Sayın Erdoğan. Tren artık Haydarpaşa’dan kalkıyor" şeklinde konuştu. Beyaz et sektörüne yapılan operasyona da değinen Dervişoğlu, "Tavuklara operasyon nedir arkadaş? Kim veriyor size bu akılları? Her kuşu avladınız, bir tavuk mu kaldı" diye sordu.
Aziz Türk milleti,
Kıymetli dava arkadaşlarım,
Değerli basın mensupları,
Grup toplantımıza hoş geldiniz.
Mübarek Muharrem Ayımız kutlu ve hayırlı olsun.
Aziz milletim!
ABD ile İran arasında
Nihayet bir ateşkes anlaşmasına varıldı.
Özellikle Hürmüz Boğazı’nda savaş öncesi
Statüye dönülmesini memnuniyetle karşılıyoruz.
Çünkü bu gereksiz savaşın bedelini,
Sadece coğrafyamız değil,
Dünyanın her yerinde sıradan insanlar ödüyordu.
Bundan sonra beklentimiz açıktır:
Devlet egemenliği yeniden temel norm haline gelmeli,
Bölgemiz askeri müdahalelerle,
İşgallerle ve vekâlet savaşlarıyla anılmaktan çıkmalıdır.
Bu süreç bize bir gerçeği daha göstermiştir:
Türk dış politikasında soğukkanlılık,
İtidal ve temkin hayati önemdedir.
Hariciyemizde bu geleneği hâlâ sürdüren
Diplomatların bulunmasından
Her zaman memnuniyet duyuyoruz.
Ancak aynı günlerde
Türkiye’yi kendi ideolojik tutkularına,
Kimlik hesaplarına ve
İç politika kavgalarına alet etmek isteyenleri de gördük.
Birileri Türkiye’yi Çin, Rusya ve
İran eksenine sürüklemek istedi.
Birileri de hamaset uğruna,
Eli kanlı Netanyahu’ya kendi kamuoyunda,
Seçim kampanyalarında kullanacağı
Propaganda malzemeleri verdi.
Kriz anlarında ortaya çıkan bu dengesiz açıklamaların
Cumhur ittifakı çevrelerinden gelmesi,
Bize bir kez daha şunu göstermiştir:
Dış politika, ergen öfkelerle tatbik edilemez.
Devlet, partizan heveslerle yönetilemez.
Devlet, partizanlaştıkça riske girer.
Ne kadar zor ve çetrefilli dönemlerden geçersek geçelim,
Tüm tedbirler veya çarelerin,
İster uzun ister kısa vadeli stratejilerin
Başarıya ulaşmasının özü budur.
Türkiye’nin ihtiyacı;
Akla, liyakate, devlet terbiyesine ve
Kurumsal hafızaya dayanan bir dış politikadır.
Eğer ABD-İran anlaşması yine belirsizliklerle kirlenmeyip
Nihayete ererse,
Ortadoğu’da yeni bir denklemin,
Pozitif bir iklimin kapısı aralanacaktır.
Bu vesileyle,
İran’ın kendi halkının refahına ve
Özgürlüğüne odaklanmasını,
Lübnan’ın istikrara kavuşmasını,
Bölgenin tehditlerle değil,
İmkânlarla anılır hale gelmesini temenni ediyoruz.
Böyle bir tablo,
Türkiye’de yaklaşık bir buçuk yıldır
İsrail ve İran sopası gösterilerek meşrulaştırılmaya çalışılan
İhanet sürecinin de dış bahanelerinin sonu olacaktır.
Ortadoğu krizlerini sömürerek,
İktidar hesabı yapan tüm aktörlerin
Hesapları da suya düşecektir.
Bizim İYİ Parti olarak Ortadoğu politikamız bellidir.
Bu ülkenin vatandaşlarının huzurunu,
Güvenliğini ve refahını her şeyin üzerinde tutarız.
Başka milletlere karşı
İnsani ve vicdani sorumluluklarımızı inkâr etmeyiz.
Ama siyasi çerçevemizin ilk prensibi şudur:
Önce Türkiye.
Önce Türk milleti.
Önce Türkiye Cumhuriyeti.
Çünkü biz her şeyden önce Türk milletiyiz
Her şeyden sonra da Türk milletiyiz!
Bu çerçeve,
Komşularımızla egemenlik haklarına
Karşılıklı saygıya dayalı ilişkileri önceler.
Körfez ülkeleri ve Mısır’la güçlü siyasi ve ticari ilişkileri
Azerbaycan ve Türk dünyasıyla tam koordinasyonu,
Ve bütün bunların üzerinde;
Bir aileye, bir partiye ya da bir ittifaka değil,
Doğrudan devletine bağlı,
Liyakatli ve millî bir hariciye
Ve milli güvenlik bürokrasisi gerektirir.
Türkiye’nin güvenliğine ve
Refahına katkı sağlayacak olan yol budur.
Dış politika, ümmetçilikle, ihvancılıkla
Avrasyacılıkla, Avrupacılıkla, mezhepçilikle veya
Herhangi bir saplantıyla yönetilemez.
Dış politika, iç politika pazarında
Bağırarak satılan bir ucuzluk malı değildir.
Dış politika, devlet aklı ister.
Ve en önemlisi,
Yalnızca Türk milletinin menfaatine bağlı bir kadro ve irade ister.
Kıymetli kardeşlerim,
Milletimizin iç meselelerine geçmeden önce,
Memleket tarihine damga vurmuş,
Büyük bir devlet ve siyaset adamını
9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’i
Vefatının 11. yılında
Yad etmek isterim.
Bozkırla yeşilin kavgasının adamıydı.
Mum ışığıyla, elektriğin;
Yerinde saymakla kalkınmanın;
Zorbalıkla rızanın
Kavgasının adamıydı.
Makama gelmek kadar,
Makamdan gitmeyi de bilen bir adamdı.
Bir ömür Türkiye için gayret etti.
Allah rahmet eylesin.
“Cumhuriyet nedir?” diye sorulduğunda
“Cumhuriyet benim işte!” derdi.
“İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu
Cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir.” derdi.
Bu sözler,
Cumhuriyet’in her birimiz için
Niçin kıymetli olduğunu göstermektedir.
Çünkü Cumhuriyet,
Fikirden öte, imkanlar ve sorumluluklar bütünüdür.
Kanunlar ve değerler manzumesidir.
Sadece lafta değil,
Fırsatta eşit olmanın ülküsüdür Cumhuriyet!
Peki, şimdi bunun neresindeyiz?
Bu kanunları ve kurumları
İmkân ve sorumlulukları geliştirdik mi?
Yoksa vasatın bile gerisine mi düştük?
Son 25 yılda,
Ne pahasına, nerelere geldik?
Hangi bedelleri, niçin ödedik?
Hukukumuz nereye gitmiş, niçin ve nerede kaybolmuştur?
Devletin ve siyasetin sorması gereken de
Vatandaşın cevabını beklediği sorular da bunlardır.
Aziz milletim,
13- 14 Haziran tarihlerinde,
Ankara’da düzenlemiş olduğumuz
Türk Hukuk Çalıştayımızda
Bu soruyu hep birlikte sormak adına bir araya geldik.
Türkiye'nin hukuk dünyası
Siyaseti, uzmanı, akademisyeni,
İlk kez bu kadar kapsamlı biçimde aynı masaya oturdu.
İki gün boyunca tartıştı, itiraz etti, fikir üretti.
Ve sonunda ortak bir ses yükseldi.
Emeği geçen bütün arkadaşlarımıza huzurlarınızda
Bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum.
İyilik İçin Adalet: Türk Hukuk Çalıştayımızda,
Yargının bağımsızlığını konuştuk.
Hâkimin vicdanına ve kanuna göre değil,
İktidarın çıkarına göre karar verdiği izleniminin
Bu toplumu nasıl zehirlediğini konuştuk.
Tutukluluk sürelerini konuştuk
Savunma hakkını konuştuk
Müvekkilini savunduğu için yargılanan avukatları konuştuk.
Kadına yönelik şiddeti konuştuk.
Çocukları konuştuk,
Sistemin el uzatmak yerine damgaladığı çocukları konuştuk.
Basın özgürlüğünü konuştuk.
Seçimleri konuştuk.
İhaleyi, kamu parasını, hesap verebilirliği konuştuk.
Yapay zekayı ve dijital hakları konuştuk.
Bunlara üretilecek çözümlerin
Sadece İYİ Parti’nin değil,
Türkiye’nin müştereklerini karşılamasını amaçladık.
Çalıştayımızın sonunda
"İYİ Parti Hukuk Vizyon Belgesi"nin
Temelini oluşturacak olan
Çalıştay raporunu milletimizin takdirine sunduk.
Sadece dert yanmadık, şikâyet etmedik.
Memleketin üzerine çöken bu ağır yükü,
Nasıl kaldıracağımızın reçetesini de tek tek yazdık!
Reçetede, milletin meclisini hiçe sayan
Bu tekçi sistemi tarihin çöplüğüne atıp,
Kuvvetler ayrılığıyla
Parlamenter sistemle
Milletin iradesini yeniden şaha kaldırmak var!
Reçetede,
Yandaş müteahhitleri zengin eden,
Rantı paylaştıran o ihale soygunlarına son verip,
Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormak var!
Bizim devlet felsefemizde,
Kapalı kapılar ardında hesap yapanların değil
Her vatandaşına eşit mesafede duran,
Eşit imkanlar sunan,
Şeffaf, hesap verebilir,
Adil bir devletin inşası vardır.
Bizim devlet felsefemizde,
Bir devletin derini olmaz, hukuku olur!
Hukuku olmayan devletler de yok olur.
Bizde,
Türk devletinin yok edilmesine göz yummak yoktur.
İtiraz vardır,
İddia vardır,
Çözüm vardır.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye'de bugün bir vatandaş
Mahkemede hakkını arayabiliyor mu?
Belki!
Adaleti bulabiliyor mu?
Belki.
Ne zaman?
Belki 1 sene, belki 5 sene sonra
“Belki” kelimesi,
Hukuk devletinde bir yanıt olamaz.
Hukuk devletinde cevap tektir, bellidir.
Hakkın çiğnendiyse, telafi edilir.
Haksızlığa uğradıysan, eşitlik sağlanır.
Muamele adaletsizse, derhal tanzim edilir.
İşte biz, bunu inşa etmek için çalışıyoruz.
Bu çalıştay, o inşaatın temel atma töreniydi.
Vizyon belgesi, o inşaatın projesidir.
İktidarımızsa o yapının açılış töreni olacaktır.
“Yaşasın adalet” diyerek iktidara geleceğiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi:
"Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin,
Devlet halinde varlığı kabul olunamaz."
Bizler, devletimizi
Cumhuriyetimizin kuruluş amacına,
Hukukun mutlak üstünlüğüne
Muhakkak döndüreceğiz!
Milletimize buradan,
Açık bir söz veriyorum:
İYİ Parti iktidarında
Hukuk ve adalet,
Sarayların vesayetinden kurtulup,
Asıl sahibi olan yüce Türk milletine
Ve onun sinesinden çıkmış
Cumhuriyetin savcı ve hakimlerine dönecektir.
Her daim ifade ettiğim gibi,
“Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun!”
Haksızlık eden,
Yetim hakkı yiyen,
Gök kubbenin üzerine yıkılacağını bilecek!
İnancımız tamdır.
İrademiz çeliktendir!
Hürriyetin, eşitliğin, kardeşliğin ufku belirecek,
Adaletin şafağı sökecek
Türk milletinin kurtuluş güneşi
Yeniden doğacak,
Türkiye İYİ olacak!
Aziz Türk milleti,
Sayın milletvekilleri,
Değerli misafirler
Serbestlik, hürriyet, istiklal
Ancak refahla mümkündür.
Bunun yolu da köprüsü de kavşağı da adalettir.
Bu yüzden hukuk demek, ekmek demektir.
Bir memlekette, adalet yerini bulmuyorsa,
Orada refah da ekmek de mutluluk da üretilmez, paylaşılamaz.
Bir memlekette adaletin bedeli ne kadar yüksekse,
Bilin ki orada, ekmeğin fiyatı da o kadar yüksek,
Hayatların değeri bir o kadar ucuzdur.
Bugün düşünce iklimimiz,
Gelir adaletimiz,
Kültür dünyamız,
Yeşermek yerine bozkırlaşmış ise sebep bellidir.
Atalarımızdan miras kalan vatanımız,
Dünyanın en bereketli coğrafyalarından biridir.
Ancak bu coğrafyada insanca yaşamanın
Ve hakça paylaşmanın yolu,
Bozkırla yeşilin kavgasını sürekli olarak vermekten geçer.
Unutturulmak istenen hafızamız burada gizlidir.
Anadolu ve Trakya’da,
Nüfusumuzun 5-6 mislini
Rahat rahat besleyebilecek topraklarımız var.
Güneşin eksilmediği
Ve suların kesilmediği dengeli bir iklimimiz var.
Ziraat yalnızca ekmek kavgası değil,
Aynı zamanda kimliğimizin bir parçasıdır.
Bu kimlik,
Toros’un yörüklerinden, Balıkesir’in çiftçilerine,
Çukurova’nın bereketinden, Karadeniz’in fındığına,
Menderes ovalarından, Iğdır’a uzanır.
Bizim için ziraat, toprağa bağlanmaktır.
Toprak bize kim olduğumuzu hatırlatır.
Vatan sevgimizi toprağa verdiğimiz emekle
Her bahar yeniden eker,
Her yıl yeniden biçeriz.
AK Parti hükümetleriyle geçen 24 yıl boyunca,
Ziraatımız gerilemiştir.
Türk çiftçisinin refahı
Birtakım vurguncu tacir uğruna göz ardı edilmiştir.
Bugün Anadolu boştur.
Ağıllar, meralar boştur.
Vatanımızın en kıymetli tarım arazileri,
Yabancı şirketlere peşkeş çekilmiş, satılmıştır.
Tarım arazileri rant çetelerinin işgaline uğramıştır.
Türk çiftçisinin ürünleri pazar bulamazken,
Raflarımız kalitesiz gıdalarla dolup taşmıştır.
AK Parti’nin tarım politikası çoktan iflas etmiştir.
Hayat pahalılığı, tarım politikamızın
Sakatlığından ileri gelmektedir.
Planlı programlı, akılcı ve salim bir yol takip edilseydi
Milletimiz böylesi ızdırap çekmeyecekti.
Bugün gıda enflasyonu diyoruz.
Onlar patates lobileri,
Tavuk baronları diye hikayeler anlatıyorlar.
Köylerimiz bitiyor,
Çiftçimiz, topraksızlaşıyor.
Topraklarımız, insansızlaşıyor.
Oysa şehirdeki insanımız doymak isterken,
Üreticimiz, üretmek istiyor.
Haziran başında açıklanan
Buğday alım fiyatları rezalettir.
Bu sebeple de market,
Pazar fiyatları rezalettir.
Çiftçi örgütlerinin hesaplamalarına göre,
Son bir yılda tarımsal girdi maliyetlerindeki artış oranı yüzde 34 iken,
Buğday alım fiyatını devlet sadece yüzde 22 arttırmıştır.
Bunun adı “zararına üretimdir.”
Zararına üretimin sonucu ise,
Anadolu’nun evlatlarının aç bırakılmasıdır.
Vatan toprağının sahipsizleşmesidir.
Bakın size bir örnek vereyim.
Bir kilo buğdaydan, 6 ekmek çıkıyor.
Oysa çiftçimiz ne diyor, biliyor musunuz?
“Bir kilo buğday satıp, bir ekmek alamıyoruz” diyor.
Yani her bir kiloda beş ekmeği çalınıyor.
Zeytindeki, fındıktaki, pamuktaki,
Meyvedeki durum da aynıdır.
Soruyorum, neden?
Neden destekleme ödemeleri
Hasattan 45 gün sonra yapılmaktadır?
Zaten ağır yükler altında ezilen çiftçinin
Emeğinden faiz mi kazanacaksınız?
Bugün üretici,
Mevcut şartların devam etmesi halinde
Gelecek yıl ekim yapamayacağını söylüyor.
Bu feryatlar, sadece o insanların sorunu değildir.
Üretimden çekilen her çiftçi,
Ülkenin ithalata daha fazla bağımlı hale gelmesi anlamına gelmektedir.
Genç nüfusun tarımdan uzaklaşması,
Kırsal alanların boşalması
Uzun vadede telafisi zor sonuçlar doğurmaktadır.
Ey Erdoğan!
Zaman hükmünü veriyor!
Göremediğin gerçek şu:
Bugün siyasi oyunlara,
Yargı operasyonlarına muhtaçsan,
Trol ağlarıyla algı üretimi peşindeysen
Sebebi budur.
Yurtdışında itibar,
Diplomasi masalarında meşruiyet arıyorsan
Sebebi budur.
Taşıma suyla değirmen,
Taşıma meşruiyetle devlet çarkı dönmez.
Bak arkadaş!
Sana milletin mesajını vereyim,
Yaz, masanın üzerine koy:
Füze yapmak için,
Anayasayı çiğnemek zorunda değilsin.
Ev yapmak için,
Tarlaları yok etmek zorunda değilsin.
Enerji üretmek için,
Dereleri kurutmak zorunda değilsin.
Barış ve huzur için,
Teröristle kucaklaşmak zorunda değilsin.
Bu millet de senin iktidarını taşımak için
Çile çekmek zorunda değil,
Aç kalmak zorunda değil,
El açmak zorunda değil.
Sen bu memleketin bir evladısın.
Sen, bu memlekete muhtaçsın
Ama bu memleket sana asla muhtaç değil.
Kendinden, iktidarından başkasını düşünmeyeni
Bu millet de düşünmek zorunda değil!
Tavuklara operasyon nedir arkadaş?
Kim veriyor size bu akılları, kim?
Her kuşu avladınız, bi’ tavuk mu kaldı?
Her kayyumu atadınız, sırada civcive denetim kayyumu atamak mı kaldı?
Fiyatlara bakıyorsun,
Kırmızı et kıyasında hayli geride.
Maliyetlere ve satış fiyatına bakıyorsun,
Zarar edenler bile var.
Kendi savurganlığınızı,
Kendi saltanatınızı gizlemek için
İlla milletin önüne birilerini atacaksınız.
Ne yapacaksınız şimdi?
Milletin önüne tavukları, civcivleri mi atacaksınız?
Horozları fetöcülükle, ajanlıkla,
Kümeslerinden çıkmadıkları halde dış mihrakların
Maşası olmakla mı suçlayacaksınız?
Denetim kayyumu imiş!
Yahu, bu memleketin bakanlıkları var,
Rekabet Kurumu var.
Maliyesi var, müfettişleri var.
Yetmiyor mu bütün bunlar da,
Savcılar eliyle milletin işletmesine,
Çiftliğine operasyon yapıyorsun,
Tavuğa kayyum atıyorsun?
Yurtdışından fellik fellik kredi arıyorsunuz.
Swap anlaşması yapmak için,
New York, Londra, Körfez kapılarını aşındırıyorsunuz,
Yatırımcı gelsin diye 40 takla atıyorsunuz.
Sonra,
Türkiye’nin milyarlarca dolar hacmi olan sektörlerine
Yapmadığınızı bırakmıyorsunuz.
Yahu, siz ne istiyorsunuz arkadaş?
Daha önce ben ve arkadaşlarım defalarca dile getirdik.
Çinli otomobil üreticisi BYD rezaletini,
Gizlenirken anlattık.
Elektrikli araç fabrikası kuracaklar dediniz,
Gümrük muafiyeti getirdiniz.
Bu vergi istisnasının milletin hazinesine faturası
40 milyar TL’yi buldu,
Olan da TOGG’a oldu.
Bugün kabul etmek zorunda kaldınız ki,
Ortada fabrika yatırımı filan yok.
Daha önce de Volkswagen gelecekti,
Gelmekten vazgeçti.
Sorarım size,
Mülkiyet hakkının olmadığı bir ülkeye kim gelir?
Mala çökmenin, iktidar politikasına dönüştüğü ülkeye kim gelir?
1200’den fazla şirketin,
TMSF’ye devredildiği bir ülkeye kim gelir?
Banka hesaplarına, tapulara el konulan bir ülkeye kim gelir?
Beton ve faizden başka para kazanılamayan bir ülkede
Kim, hangi fabrikayı açar?
Hangi yatırımı yapar?
Bu millet size tam çeyrek asır muamma gösterdi.
Şimdi yolcuk başladı Sayın Recep Tayyip Erdoğan.
Tren artık Haydarpaşa’dan kalkıyor Allah’ın izniyle.
Aziz Türk milleti!
Yumurta mı tavuktan?
Tavuk mu yumurtadan diye aramaya gerek yok.
Her şeyin sebebi belli.
Sebep kayyum iktidarıdır,
Kayyum cumhuriyetidir.
Cumhur ittifakıdır, cumhur devletidir.
Herkes tarafları ilan ediyor,
Bugün kim neyin tarafındadır?
İktidarla muhalefet mi?
AK Parti’yle CHP mi?
Türk’le, Kürt,
Alevi’yle Sünni mi?
Hayır! Kardeşlerim, hayır!
Bir yanda:
İşsizlik,
Açlık,
Yoksulluk.
Yargısız infaz, terörist damgası,
Susturulmuş sesler,
Otogar köşesinde yaşam,
Asgari ücrete mecburiyet,
Hiçbir şeye yetmeyen maaşlar,
Yine de bedel ödemek,
Yine de dayanmak var.
Öte yanda:
Birilerinde biriken servet,
Yükselen gökdelenler,
Şaşaalı malikaneler,
Bitmeyen huzur hakları,
Saltanat sefaları,
Talanın en beteri var.
İstiyorlar ki,
Kimse kimseye güvenmesin,
İstiyorlar ki kardeşliğimiz yaralansın.
İstiyorlar ki, akdimiz kirlensin.
İstiyorlar ki millet sahipsiz kalsın, parçalansın.
Bakın; birileri, hiç utanmadan, sıkılmadan,
İktidarın yol vermesiyle, göz yummasıyla,
Öcalan denen caniye “Özgürlük” diyerek
ihanet mitingleri düzenleme cüretini gösteriyor!
Milletin gözünün önünde terör örgütüne ve teröristlere özgürlük istemek,
Suçu ve suçluyu övmektir!
Bu, meclise taşınmak istenen ihanet yasalarına meşru zemin oluşturmaya kalkışmaktır.
Plan çok açık!
Oynanan oyun çok net!
Onlar,
Kürt kardeşlerimi İmralı'daki o terör hükümlüsüne,
O bebek katiline tebaa yapmak istiyorlar!
Ben bu en çok Kürt’e hakarettir diyorum…
İlk günden beri bu tuzağa dikkat çekiyorum.
Vatandaşın kimliğine kayyum atıyor,
Milli devlete butlan istiyorlar.
Ellerine geçirdikleri
Kanun yapmaya elverişli meclis çoğunluğuyla, milletin hukukunu çiğnemeye çalışacaklar.
Ama buradan söylüyorum:
TBMM’de yasa çıkaracak çoğunluğa sahipsiniz,
Abdullah Öcalan gibi bir caniye özgürlük vermek,
Miting meydanlarında ya da Meclis’te elde edilmiş çoğunlukla elde edilmiş bir iş değildir!
Öcalan’ın serbest kalmasını bu millet istiyor mu istemiyor mu, millete sorulması gerekir.
Buna özgürlük isteyenler sağda solda miting yapacağına
Hiç vakit kaybetmeden referandum yapsın.
Çok istiyorlar ama başaramayacaklar.
Çünkü biz varız!
Biz bu kutsal birliğin neferiyiz.
Biz, Türk milletinin
Sahipsiz olmadığını haykıranlarız.
Biz, bu vatanın birliğine, dirliğine inanlarız.
Biz, kula kulluk edilmesin diye mücadele edenleriz.
Biz, her bir insanımızın,
Türkiye Cumhuriyeti'nin başı dik,
Eşit, onurlu ve hür vatandaşları olmasını isteyenleriz.
İşte bu yüzden Türk milleri adına baş kaldırıyorum ve bayrak açıyorum!
Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe bayrak açıyorum!
Üniter yapımıza, kardeşliğimize, milli kimliğimize ve Cumhuriyetimize saldıranlara bayrak açıyorum!
Milletin birliğine, vatanın bölünmez bütünlüğüne karşı savaş ilan edenlere bayrak açıyorum!
Terörü, teröristleri, vatan hainlerini kutsamak isteyenlere bayrak açıyorum!
Şehit ailelerinin bitmeyen acıları ve dinmeyen gözyaşları için bayrak açıyorum!
İntihar eden polislerimiz için,
Açlık grevindeki öğretmenlerimiz için
Bayrak açıyorum!
Emeğinin karşılığını alamayanlar,
Haber yaptığı için gözaltına alınan gazeteciler için
Bayrak açıyorum!
Siyaset yaptığı için içeri atılan,
Siyasi hakları ve hürriyetler gasp edilenler için
Bayrak açıyorum!
Ben, konuşamayanlar
Duyulmayanlar, görülmeyenler için
Bayrak açıyorum!
Eşitlik için, hürriyet için, demokrasi için
Bayrak açıyorum!
Harun gibi gelip, Karunlaşanlara
Bayrak açıyorum!
Geleceklerinden umudunu yitirmiş gençler,
Tenceresini kaynatamayan emekliler,
Açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilen emekçiler,
Toprağa akıttığı terin karşılığını alamayan çiftçiler,
Siftahsız dükkan kapatan, hacizlerle icralarla boğuşan esnaflar için bayrak açıyorum!
Adaletsizliğe karşı, adalet için,
Saltanata karşı, Cumhuriyet için,
Kayyumlara karşı, demokrasi için,
Butlanlara karşı, milli egemenlik için,
Çözülmeye karşı, bütünlük için bayrak açıyorum!
Sadece ben değil,
Bu büyük millet de
Elden ele, gönülden gönüle, yürekten yüreğe bayrak açıyor!
Mavi gök kubbenin en güzel süsü,
Alnımızın akı,
Şehidimin son örtüsünü
En yukarı taşımak için bayrak açıyoruz!
27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan’da olacağız.
Parti ayrımı yapmadan,
Al bayrağı namusu ve şerefi bilen,
Cumhuriyet sevdalısı her vatandaşımı Tandoğan Meydanına bayrak açmaya davet ediyorum.
Bu büyük buluşma inanıyorum ki,
Türk milletinin yeniden doğuşu olacaktır.
Ve hep birlikte haykıracağız:
Son bulsun teslimiyet, yıkılsın zillet,
Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın millet!
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.