Ankara

#Adalet

OrtamHaber - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Haber

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreç kapsamında yaşanan gelişmelere tepki göstererek "DEM Partili Meclis Başkanvekili İmralı’yla görüşüp dönüyor ve 'Kök yasa hazırlanacak’ diyor. Neymiş? Belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı'daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış" dedi. "Ey hayalperestler aklınızı başınıza alın! Bu topraklarda bir tane temel yasa var, o da Türk milleti olmak yasamızdır" diyen Dervişoğlu, 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı'nda miting yapacaklarını da açıkladı Aziz milletim, Değerli milletvekilleri, Kıymetli dava arkadaşlarım... Sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Kendime de sizlere de bir soru sorarak başlamak istiyorum. Ekranlarda ne görüyoruz? Haberlerde ne duyuyoruz? Biz neler yaşıyoruz, neler konuşuyoruz? İki haftadır, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar, Her kanalda tek bir konu var! Tek bir başlık var! Tek bir gündem var! Ve bu konu, bu başlık, bu gündem Salt bir parti meselesi, şahısların çekişmesi olarak ele alınıyor. O ekranları seyredince, Sanırsınız ki; Memlekette başka bir şey olmuyor da, Bir siyasi parti içinde “adil bir rekabet” yaşanıyor. Sanki hiç kimse, Herhangi bir müdahalede bulunmamış da, Bir sorun kendi kendine oluşmuş, Türkiye de o sorunla uğraşıyor. Ayrıca bu sorun, bize diğer tüm sorunlarımızı da unutturmuş. Enflasyon ve hayat pahalılığı ortadan kalkmış. Ekonomi programı tıkır tıkır işliyor. Emekli ve asgari ücretli hakkını almış, alın teri karşılığını bulmuş. İşsizlik problemi aşılmış. Çiftçi ürettiğinin karşılığını alıyor. Asayiş diye bir derdimiz kalmamış. Kadınlar, gençler, çocuklar güvende. Esnaf, tüccar, sanayici halinden memnun. Dış politikada her şey güllük gülistanlık. Hukuk, adalet, demokrasi baharı yaşıyoruz öyle mi? İnsanın, “ne butlanmış be arkadaş” diyesi geliyor. Bizi, değerlerimizi, canlarımızı, sevdiklerimiz, doğrularımızı Kemiren, tüketen, öldüren tüm bu sorunlar ortadayken, Kasten ve taammüden sahnelenen bu “cambaza bak” oyunuyla Milletimin gözüne perdeler indiriliyor! Kimdir sebebi? İktidar ve ortaklarıdır. Kimdir sebebi? İktidar ve yabancı ortaklarıdır. Kimdir sebebi? Buna ses etmeyenler, itiraz etmeyenlerdir. Nedir çözümü? Duyduğunu ayırt etmektir, Gördüğünü anlamaktır, Konuştuğunu bilmektir. Yani idraktir, idrak. Biz, bu partiyi, işte bu idrakle kurduk. Bu idrakle de bu iradeyle de Niye kurulduysak, hangi amaçla yola çıktıysak, O menzile varmadan durmayacağız. Değerli arkadaşlar, Bugün iktidar, kendini yiyen bir yılan misalidir. Kendi tarihinde, eskiliğinde ve köhneliğinde boğulmuş haldedir. Bozukluğu düzeltirim diyemiyor, Çünkü eğrilik, kendinden. Daha iyisini yaparım diyemiyor, Çünkü her seferinde daha berbat eden kendisi. Temizim, ahlaklıyım, dürüstüm diyemiyor, O sebeple, ötekine, berikine operasyon çekiyor. Öyle bir tezgâh kurulmuş ki, Günde 10 meyve veriyor, 9’u zehirli. Öylesine kir pas üretiyor ki, Dokunduğu her yeri, herkesi, kendine benzetiyor. Bu sebepledir ki Türkiye, Boğazına kadar çamura bulanmış haldedir. Diyorum ya, tezgâh belli. Vatandaşın sorunları birikir, Biriktikçe millet Erdoğan’a bakar. Ve tam o anda, Seçilmiş veya atanmış paratonerler eliyle Meseleler, sağa sola saptırılır. Birini çözelim demezler. Bir kesimi mutlu edelim demezler. Çünkü bunlarda, İlke yok, düstur yok, akıl yok, Yol yok, yordam yok, yöntem yok. Aslında bunlarda, VİCDAN YOK! VİCDAN! Ama BİZ VARIZ! BİZ BURADAYIZ! Varlığımız bu oyunun panzehridir. Duruşumuz bu tezgâhın tek çaresidir. İktidarımızsa Türkiye için yegâne kurtuluş reçetesidir. Masanın altına süpürülmek istenen tüm acıları Bugün bu kürsüden haykırmak, Yarın iktidarımızda çözmek için buradayız. Yıkılmadan, bozulmadan, dağılmadan, Büyüyerek, çoğalarak, güçlenerek buradayız! Değerli dava arkadaşlarım, Yaşadığımız tüm bu krizlerin, Sokaktaki buhranın, cüzdandaki yangının, hanelerimizdeki acıların bir tek sebebi var! O da Türk devletinin ve Türk milletinin boynuna bir kement gibi geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir! Bunun kurbanı, Eğilip bükülen siyasettir. Omurgası yok edilen bürokrasidir! Cübbesine düğme dikilen yargıdır! Paramparça edilen toplumsal ahdimizdir! Tek adamın dar kalıplarına hapsedilmek istenen, Kısaca, Bir zümrenin tapulu malı, şahsi hırsların oyuncağı zannedilen Türkiye Cumhuriyeti’dir! Ve tüm bunların bedelini ödeyen, Yaşadığı hayat burnundan fitil fitil getirilen bizim insanlarımızdır. Bu sisteme geçildiğinden beri devlet nizamının çivisi çıkmıştır. Hatırlayın, ormanlarımız günlerce cayır cayır yanarken Kurumlar müdahale etmek için saatlerce bekledi. Neden? Çünkü bakanlar uçağa binmek için bile ‘Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ cümlesini kurmak zorundaydı. Şimdi yine yangın mevsimine giriyoruz. İktidarın ne kadar hazırlık yaptığını, Allah korusun kaç dönüm orman yandığıyla anlayacağız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti Tek bir imzayla, tek bir kararla yönetilen Adeta tek bir gruba kâr payı dağıtan Bir şirkete dönüştürülmüştür. Patrona sadakat de tek gaye haline getirilmiştir. Söylemeden geçmeyeyim. Yahu arkadaş, Her birinizin Üzüm misali birbirinize baka baka kararmasının alemi yok! Fikirleriniz, hasletleriniz olabilir de, İşinizi yapın kardeşim. Üzerinize vazife olan işleri yapın! Allah’ın kelamı açık, “Yaptığınız işi güzel yapın” diyor, “Allah işini güzel yapanları sever.” Türk milleti içerisinde 7’den 77’ye sağcısı, solcusu, dindarı, seküleri fark etmez, Herkesin hem fikir olduğu hususların başında da İsrail gelir. Bunların nasıl bir katliam makinası olduğunu, Masumların kanını akıtmaktan keyif alan sapkınlardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Arkasındaki devletlere ve karanlık odaklara sığınarak, Sağa sola sataştığını da biliyoruz. Ama siz işinizi yapın kardeşim! Kudüs’e vali bulurlar, merak etme. Sen mülki idareden geliyorsun, sen Mülkiyelisin yahu! Vali değilsin artık, Bakansın Bakan. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olmak, Seviyorsun eski tabirleri madem Dahiliye Nazırı olmak, Dünya hayatında erişilebilecek en şerefli görevlerden biridir. Anladık dindarsın da, Hayatında güvenlik makalesi okumamış seleflerine özenmek seni yükseltmez. İşinize bakın. Sokaklar güvensizlik dolu, asayiş sorunları diz boyu. Çeteler semtleri, mahalleleri işgal etmiş halde, 7 günün, 24 saatini bunlara ayırsan belki yine kâfi gelmez. Bu memleketin diplomatik makamları var, ordusu var. Türkiye’yi sağa sola karikatürize sataşmalar yapan yöneticilerin ülkesine çevirmeyin arkadaş! Allah aşkına biriniz de işine baksın! İşini tam layıkıyla yapsın! Herkes işini yaparsa, suçlanacak kimse de kalmaz. Merak etme, Kudüs de valisiz kalmaz. Aziz milletim! Konuşturmuyorlar, dinlemiyorlar, çözmüyorlar: Bakın, 5 Haziran’da TÜİK rakamlarını açıkladı. Yıllık enflasyon yüzde 32,61. Merkez Bankası yıl sonu hedefini Yüzde 16’dan yüzde 24’e çekti. Yani hedefi tutturamayınca, hedefi yukarı taşıdılar. Ekonominin kitabını yazdık diyenler sayesinde, Bugün dünya sefalet liginde şampiyonluğa koşuyoruz! Biz, “en kötü kim yönetecek” olimpiyatlarında altın madalyaya koşuyoruz! Eskiden bu ülkede, Bir işçi emekli olduğunda alacağı ikramiyeyle Başını sokacak mütevazı bir ev alabilirdi, Evladının düğününü yapabilirdi. Şimdi ne yapıyor? Aldığı ikramiye ile Elden aldığı borçları kapatıyor, Kartının asgarisini ödüyor, Ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor! Ocak’tan bu yana beş aylık enflasyon yüzde 16’yı geçiyor. Bu oran, hepimizin eriyen satın alma gücünün oranı. Sofralarımızdan eksilen zeytinin, peynirin oranıdır. Bu yangın her yeri sarmışken, Her sabah yeni bir cehenneme uyanırken, İcraat yapması gereken iktidarın sözcüleri çıkıp Sabır bekleyip, Şükür nasihat edip, Masa başında oynadıkları rakamlarla sahte başarı hikâyeleri anlatıyorlar. Oysaki sadece pazar filesi, rakamların gerçeğini anlatmaya yetiyor. Çocuğunun beslenme çantasını boş gönderen anaların gözyaşları Bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Buradan bu ülkeyi yönettiğini sananlara, Sarayın itibarını vatandaşının onuruna tercih edenlere sesleniyorum! O saraylardaki oy hesaplarınız, Entrikalarınız, ayak oyunlarınız, Masa başı rakam cambazlıklarınız, Sözde başarı cazgırlıklarınız sizi kurtaramayacak! Biz, milletimle aynı safta omuz omuza geliyoruz! O haram saltanatınızı yıkmaya, Bu milletin anasının ak sütü gibi helal hakkını millete vermeye geliyoruz! Tarih, Haziran 2023. Mehmet Şimşek Hazine ve Maliye Bakanlığı'na atandı. Piyasalarda sevinç var diye manşetler. Şimşek ne dedi? 2023'te açıkladığı Orta Vadeli Program'a göre Enflasyon 2026'da yüzde 8,5'e inecekti. Bugün ne var? Yüzde 32,61. Hedef ile gerçekleşme arasında dağlar var, dağlar! Dünya rekoru var! Bunun adına biz başarı demiyoruz. Bunun adına millet “sınıfta kalmak” diyor. Peki Şimşek bu üç yılda ne yapmıştır? Faizi yüzde 8,5'ten yüzde 50'ye çıkarmış, İki yıl boyunca yüzde 40-50 bandında tutmuştur. Üretim durmuş, yatırım baskılanmıştır. Faizi düşürülünce, Bu sefer enflasyon yeniden hortlamıştır. Şimşek göreve geldiğinde, Dolar 21 liraydı, bugün 45 lira. Avro 22 liraydı, bugün 52 lira. Gram altın bin liranın biraz üzerindeydi, Bugün 6 bin 400 lira. Enflasyon 2026 sonunda tek haneye inecek dedi, 2027'ye erteledi. Takvim değişiyor, Bu kabiliyetsizlik değişmiyor. Küresel yatırımcıya sunumlar yapıyor, Kaynak arıyorlar. Çünkü kaynaklar, saray operasyonlarında harcanıp duruyor. Türk sanayicisi ve esnafı SGK borcunu ödeyemez haldedir. KOBİ'nin KDV alacağı hâlâ devlette beklemektedir Teknoloji girişimcisinin teşviki geçen yıldan kalmadır. Çiftçinin traktöründe yaktığı mazottaki ÖTV hâlâ durmaktadır. Gelir vergisi dilimleri 10 yıldır güncellenmemektedir. Yani maaşlar cebe girmeden, vergi tuzağında erimektedir. Aziz milletim; Biz İYİ Parti olarak sadece eleştiriyle yetinmiyoruz. Çözümü de söylüyoruz. İflas etmiş bu ekonomik programın İlk yaralarını sarmak için, Beş kısa vadeli adım yeterlidir. Birincisi: KOBİ'nin, sanayicinin KDV alacağını ödeyin. Vergi olarak toplayıp harcadığınız paranın hesabını verin. İkincisi: Esnafın, sanayicinin SGK ve vergi borçlarını teminatsız taksitlendirin. Teminat şartıyla çözümsüzlüğü değil, Ona şans verip ve güvenerek üretmesini hedefleyin. Kapısına kilit vurmasını umursamadığınız esnaf ve sanayici, Bu ülkenin bel kemiğidir. Üçüncüsü: Teknoloji girişimcilerinin geçen yıldan kalma teşviklerini ödeyin. Söz verdiniz. Tutun. O vaat ettiğiniz miktarlar kuşa döndü kuşa! Dördüncüsü: Çiftçi için, tarım ürünleri için ve nakliye için mazottaki ÖTV'yi kaldırın. Bu kadar zor değil arkadaş bu ya! Hepimiz yıllardır söylüyoruz, üretici feryat edip duruyor. Yapay zekâ çağındayız, siz de teknoloji atılımıyla övünüyorsunuz. Sonra seçim zamanı patates deposu basıyorsunuz. Bırakın millet sürsün tarlasını, taşısın buğdayını, meyvasını. Beşincisi: Gelir vergisi dilimlerini güncelleyin. Kazançlardan çifte vergilendirme düzenine son verin. Vergiyi haraç olmaktan çıkartın ki, Millet de devlete olan görevini yapsın. Bu beş adım da mucize değildir. Bu beş adım insanlık, yurttaşlık gereğidir. Bu beş adım, Sizin vatan ve millet görevinizdir! Neyini beceremiyorsunuz? Neyini halledemiyorsunuz? Yapmıyorsanız gidin arkadaş, Bırakın gidin! Gelip de yapacak olan var! Bu ülkeye bir bereket barışı lazımdır. Üretim barışı lazımdır. Ama buldukları çözüm, varlık barışıdır. Kaynağı, sahibi kim olursa olsun, Tam 20 yıl boyunca vergisiz bir kazanç taahhüdü sunulmaktadır. Düşünün 20 yıl boyunca, Türkiye ekonomisinden nemalanacak Ama tek kuruş vergi ödemeyecek. Bu yapısal krizin ne denli derinleştiğinin açık kanıtıdır. Ülkeye yeni adım atan, Son üç yıldır burada ne evi ne de tek bir kuruş vergi kaydı olan birileri, Sırf parası var diye 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutuluyor. Peki, bu ülkenin tüm yükünü taşıyan dürüst mükellefler, Üreticiler, yatırımcılar, sıradan vatandaşın günahı nedir? Bu çifte standart toplumun adalet duygusunu kökten sarsmaktadır. Her seferinde istisnalara bel bağlamak, Ülkenin geleceğini ipotek altına almaktır. Merkez Bankasının rezervlerini, Siyasi operasyonlara ve seçim takvimine göre ayarlama politikasının sonu, Türkiye piyasalarının uzun vadeli yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. Yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmek yerine Her daim belli kişiler odağa alınarak, Ekonomide istisna rejimi genişletilmektedir. Bakınız, Vergide eşitlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bir kez feda edildiğinde Toplumsal güveni yeniden inşa etmek imkânsız hâle gelir. İhtiyacımız olan şey, geçici kaynak avcılığıyla piyasayı daha da yozlaştırmak değildir. Üretimi ve istihdamı gerçekten desteklemektir. Riski düşüren ve adil bölüşümü esas alan politikalardır. Vatandaşa dolaylı vergiler yüklüyorsunuz. Vatandaşın cebinden çıkan bu para, TBMM denetiminden kaçırılıyor, Sayıştay denetiminden uzaklaştırılıyor. Bu sistemin en sevdiği şey nedir? Denetimsizlik! Biz bu tabloya ‘gizli vergi’ diyoruz. Üstü kapalı, hesabı sorulmaz bir hortum yaratılıyor. Bizim safımız vergisinin nereye gittiğini soran şeffaflıktır! Onların safı ise yandaş holdinglerdir! Alın size en taze örneği... Eskişehir Mihalıççık’ta, Doruk Madencilik işçileri... Aylardır maaşlarını ve tazminatlarını alamıyorlardı. Beypazarı’ndan Ankara’ya yürüdüler. Devlet araya girdi, üç bakan söz verdi, ‘15 Mayıs’ta ödenecek’ dedi. Söz tutulmadı! İşçiler yeniden yola çıktı. Peki karşılarında ne buldular? TOMA’lar, polis bariyerleri! Hakkını isteyen, Ayakları şişerek yürüyen işçinin önüne barikat kuruluyor Ama onların alacağını gasp eden, İktidarın gözdesi o holdingin önüne Tek bir barikat kurulmuyor! Aynen işçilerin dedikleri gibi, O barikatların işçiye değil, hak yiyen holdinglere kurulması gerekirdi! Safımız, işte o hakkını arayanların safıdır! Ömrümüzün sonuna kadar hak mücadelesinin yanında olacağız. Milletin partisine çöküyorsunuz, Ey vatandaş “Niye sokağa çıktın?” Seçtiği belediyesine çöküyorsunuz, “Niye protesto ettin?” Maaşını vermiyorsunuz, “İşçi, niye grev yaptın?” Doğrudur, Hepimiz itidalli olalım, olmalıyız. Evet, başka Türkiye yok. Yüce Meclisin itibarını kirletmeyelim. Peki, bu milletin sürekli insicamını bozmak nedir o zaman? Bu kışkırtmaların, ayarsızlığın, Kör göze parmak sokmaların maksadı nedir o zaman? Bunca yargısız infazların maksadı nedir? Milleti bu kadar öfkelendirmek neye ve kime hizmet etmektedir? Terörsüz Türkiye’ye mi? İç cepheye mi? Bu iç cephe, milleti cephe cephe bölmek midir? Delirtmek midir? Nedir söyleyin? Milletin boğazından kesmeyi planlarken, O boğaza giren lokmayı üreten çiftçimizi de Çoktan toprağa gömdüler! Bakın, Anadolu’da ekin zamanı, hasat zamanı Artık dert zamanı oldu. Çiftçimiz tarlasına küstürüldü. Mazotun, gübrenin, ilacın ve tohumun fiyatı arşa çıkmış Ama iktidar hala ithalat lobilerini zengin etmenin peşinde. Alın teriyle toprağı sulayan çiftçimize reva görülen, Açıklanan taban fiyatları Maliyetin bile altında kalıyor. Çiftçi borç batağında tarlası ipotekli! Kendi çiftçisini ezip Elin çiftçisini ihya eden Bu çarpık tarım politikası yüzünden Anadolu’da üretim durma noktasına geldi. Ama sorsanız tarımda uçuyoruz! Evet, uçuyoruz ama uçuruma doğru uçuyoruz. Safımız, Anadolu’nun mümbit topraklarını alın teriyle işleyenlerin safıdır. Peki ya yargı? Ya adalet? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde adalet, Saray koridorlarında dağıtılan bir VIP hizmete dönüşmüştür. Bunun bedelini kim ödüyor biliyor musunuz? Adana’da yaşanan o kahredici olaya bakın. Emekli bir polis memuru, Uyuşturucu batağına düşen 23 yaşındaki oğlunun saldırısına uğruyor. Ve kendi evladını vuruyor. Bu sadece bir adli vaka değildir! Bu, adaletin çöktüğü, Sınırların kevgire döndüğü, Uyuşturucunun mahalle aralarına kadar inip Aileleri yuttuğu bir toplumsal cinnetin fotoğrafıdır! Bir baba kendi oğlunu kurşunluyor, Sonra polisi arayıp teslim oluyor. Her gün bu ülkede kaç aile bu felaketi yaşıyor? Safımız, bu ailelerin acısıyla yüzleşen Ve bu belaya gerçek, köklü çözüm arayanların safıdır! Ve bir de güvenlik, beka meselesi var... DEM Partili Meclis Başkanvekili çıkmış, İmralı’yla görüşüp dönüyor ve ‘Kök yasa hazırlanacak’ diyor. Neymiş? Belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı’daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış! Hiç yadırgamıyorum. Siz İmralı’daki caniye şayet kurucu önder derseniz, Komisyonu ayağına gönderirseniz, Nevruz Bayramlarında mesajlarını meydanlarda okutursanız, olacağı budur! Bunlara ne söylesek az ne söylesek faydasız! Açık ve net söylüyorum! Bu millet, şehit analarının gözyaşlarını unutmadı. Bu millet, terörün bedelini gencecik fidanlarıyla ödedi. O ödenen bedelleri, Kapalı kapılar ardında ‘bir sefere mahsus’ diyerek sıfırlayamazsınız! Milletin iradesi İmralı’da değil, bu kürsüdedir, bu Meclis’tedir! Safımız bu iradenin hâkimiyetini savunmaktır. Kök yasa ne demektir? Kim uydurmuştur? Son zamanlarda böyle şeyleri zaten iki kişi uyduruyor. Biri İmralı’daki terör hükümlüsü Öcalan. Onun ulağı Pervin Buldan ve avanesi de bunu Ankara'ya taşımak istiyor. “Bir sefere mahsus” diyerek Terör hükümlülerine, Kanlı katillere arka kapıdan af getirmeye, Devleti kökünden sarsmaya çalışacağınızı Biz görmüyor muyuz, anlamıyor muyuz sanıyorsunuz? Tohumu ihanet olanların, Gövdesi kan ve gözyaşı üstüne yükselenlerin, Dalları bu milletin evlatlarının canına uzananların Kökü olmaz! Köksüzler başkasının suyuyla, başkasının rüzgarıyla büyürler. Köksüzler bir katile ram olarak, Türkiye’ye hayır gelmeyeceğini de Aslında çok iyi bilirler. Ve o rüzgâr kesilince devrilir giderler. Bizler ise bu toprakta kök saldık. Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da. O kökler bu milletin şehit kanıyla sulandı. O kökler bu milletin analarının yaşıyla beslendi. Ey hayalperestler, Aklınızı başınıza alın! Bu topraklarda bir tane “temel yasa” var, O da Türk milleti olmak yasamızdır. O temel yasa, sizinki gibi pazarlık masalarınızda yazılmadı! 1919'da Samsun'daki iradeyle yazıldı. Amasya'da “milletin azim ve kararı” diyen kararlılıkla, Erzurum'da, Sivas'ta “Vatan bir bütündür, parçalanamaz!” diye yeri göğü inleten imanla yazıldı. O temel yasa Sakarya'nın siperlerinde, Dumlupınar'ın ovasında, Çanakkale'nin geçilmez sularında Toprağa düşen aziz şehitlerimizin mübarek kanıyla yazıldı. Bu devletin ve milletin kökleri Sizin o şifreli kelimelerinizle, Karanlık mahfillerdeki, Sinsi planlarınızla kirletilemeyecek kadar kutsaldır. Bu ülkenin başkenti Ankara'dır! Dili Türkçedir! Bayrağı, şehidimin kanından rengini alan Ay Yıldızlı Al Bayraktır! Temel yasa, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” der. Çiğneyenlerle, çiğnetenler bugün bir aradadır. O temel yasa, “Yurtta sulh, cihanda sulh” der. Yurdu, cephe cephe bölenler bugün bir aradadır. Kendilerine yasa aramaktadırlar. Bağımsızlık. Egemenlik. Hukukun üstünlüğü ve milletin birliğidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuran irade budur. Bu dört değer, hiçbir süreçle, Hiçbir düzenlemeyle Yeniden yazılamaz, Törpülenemez, Pazarlık masasına konulamaz. Safımız bellidir. Safımız Cumhuriyeti kuran, kurduran değerlerin safıdır. 27-28 Haziran’da Öcalan’a özgürlük mitingi yapacaklarmış. Buyursunlar yapsınlar, Türkiye’yi sahipsiz sanıyorlar. Siz 27 Haziran’da hangi meydana çıkarsanız çıkın, Ben Müsavat Dervişoğlu olarak, İyiler ve cesurlarla birlikte, Büyük Türk millerini arkama alıp, Tandoğan Meydanı’na çıkacağım. Sağcısı, solcusu, doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi Bayrak sevdalısı herkesi, Sevdası Türkiye, kaygısı Türk milletinin geleceği olan herkesi, 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı’na bekliyorum! Şanlı bayrağımızı ellerine alıp gelsinler. O gün bütün Ankara gelincik tarlasına dönecek ve kırmızı beyaz olacak. Bu inanç ve düşünceyle hepinizi selamlıyorum. O gün elinde Türk bayrağı olan herkesi, elimde Türk bayrağı ile karşılayacağım.

BTP'den Kahramanmaraş okul saldırısı hakkında açıklama Haber

BTP'den Kahramanmaraş okul saldırısı hakkında açıklama

BTP'den Kahramanmaraş okul saldırısı hakkında açıklama Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Kahramanmaraş'ta medyana gelen okul saldırısı üzerine açıklama yaptı. Parti genel merkezinde basın açıklaması yapan Önder, "Kahramanmaraş’ta yaşanan bu vahim olay hepimizi çok üzdü. Başta orada hayatını kaybeden çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun" dedi. BTP Sözcüsü Önder açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Bu olayı sadece münferit bir olay, bir çocuğun ya da bir ailenin eksikliği olarak görmek mümkün değil. Bu olay ilk değil münferit bir olay değil. Çünkü rakamlar bunu açıkça ortaya koyuyor. Yılda ortalama 600 bin civarında, mağduru ve faili çocuk olan olay karakollara intikal ediyor. Dolayısıyla yüz binlerce olay yaşanıyorsa, bu ülkede çocukların mağdur ya da fail olduğu durumlar münferit değildir. Demek ki siyaset, devlet ve toplum bir şeyleri yanlış yapıyor ki böyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz. "Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için onlarca koruma ile geziyor" Münferit olarak olaya bakacak olan yargıdır. Burada annenin ya da babanın bir ihmali varsa, elbette soruşturulacaktır. Ceza yasalarımız bu yaptırımları uygulamak için uygundur. Gerekli yaptırımlar, cezai müeyyideler uygulanacaktır. Ancak devletin, siyasetin ve toplumun alması gereken tedbirler vardır. Bu tedbirler alınmadığı sürece bu tür olaylar azalmıyor, artıyor. Okulun güvenli olmaması ne demek? Çocuklarımızı okula gönderirken “Acaba başına bir şey gelecek mi?” diye endişe içinde beklemek zorunda kalıyoruz. Böyle bir tablo düşünülebilir mi? Okullarda güvenlik görevlisi bulundurulamaması kabul edilebilir mi? Bu durum devletin ekonomik imkânsızlığıyla açıklanabilir mi? Ülkeyi yönetenler kendilerini korumak için onlarca, yüzlerce koruma ile geziyor; uzun araç konvoyları oluşturuyor. Bu konvoylar biraz kısaltılsa, buradan ayrılacak bütçeyle okullara güvenlik görevlisi konulabilir. Okullarımız güvenli hâle getirilebilir. "Okullarda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok" Okullarda tuvaletlerde sabun yok, peçete yok, temizlik görevlisi yok. Okul müdürleri velilerden para toplayarak temizlik görevlisi istihdam etmeye çalışıyor, temel ihtiyaçları karşılamaya uğraşıyor. Buna rağmen bu çabayı gösterenlere de “Para toplayamazsınız.” denilerek tepki gösteriliyor. Peki ne yapsınlar? Çocuklar hijyenik bir ortamda bulunmasın mı? Bu çabayı gösterenlere teşekkür etmek gerekir. Ancak bir devletin bu temel ihtiyaçları karşılayamaması kabul edilemez. Burada ciddi bir bakış açısı sorunu vardır. "Bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu" Eğitim ve öğretim diyoruz ama bu ülkede eğitim unutulalı yıllar oldu. “Milli Eğitim” ifadesi sadece isimde kaldı. Gerçekte sadece öğretim yapılıyor. Keşke o öğretim de yeterli düzeyde yapılabilse. On iki yıllık zorunlu eğitim sonunda öğrencilerin üniversite kazanması hedefleniyor. Ancak sınavlarda sıfır çeken, üniversiteye yerleşemeyen çok sayıda öğrenci var. Yani öğretim de istenilen düzeyde başarılamıyor. İktidara 'dindar nesil' cevabı Eğitim çocuğun duygusuna dokunmak, iyi insan, ahlaklı insan, adaletli ve merhametli bireyler yetiştirmek demektir. Ancak bu yönde ciddi bir çalışma görülmemektedir. Bu konu açıldığında “dindar nesil yetiştirme” söylemleri gündeme geliyor. Ancak inanç bir duygudur ve bu duygu sadece anlatılarak kazandırılamaz. Adalet, merhamet ve inanç gibi değerler tanımlarla değil, yaşayarak öğrenilir. Çocuklar toplumda merhameti görmeli, devlet mekanizmasında adaleti hissetmeli, insanların inançlarını gerçekten yaşadığını gözlemlemelidir. Bu değerler sadece sözde kaldığında, gençlerin bu duyguları kazanması mümkün olmaz. Bu nedenle gençlerin gerçek anlamda eğitilebilmesi için, bu değerlerin toplumda yaşanır hâle getirilmesi gerekmektedir."

BTP Lideri Hüseyin Baş’tan Ramazan bayramı mesajı; Haber

BTP Lideri Hüseyin Baş’tan Ramazan bayramı mesajı;

BTP Lideri Hüseyin Baş’tan Ramazan bayramı mesajı; - Müslüman devletler İran’ı kınadı, “bu İsrail'in suçu, Amerika'nın suçu” demedi - 3 günlük dünya için oturacağımız iki günlük koltuğun çok da heveslisi olmamak lazım Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş bayram namazını İstanbul Florya’da kıldı. Namaz sonrası partililerle bayramlaşan BTP Lideri basın mensuplarına yaptığı açıklamada Orta Doğu’da yaşananların asıl sorumlusunun ABD ve İsrail olduğunu vurguladı. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın mesajı şöyle: Bu kanlı sürecin sorumluları Amerika ve İsrail Tüm milletimize hayırlı bayramlar diliyoruz. Bu Ramazan Bayramı İslam Alemi’ne, Türk milletine, Orta Doğu coğrafyasına inşallah barış, esenlik, huzur, refah getirsin. Yaradan’dan duamız budur, bu bayramdan beklentimiz, isteğimiz budur. Malumunuz çok karmaşık bir süreçten geçiyoruz. Orta Doğu'da her gün bombaların patladığı, milyonların canından olduğu, evinden olduğu, çok kaotik ve kanlı bir süreç. Bu kanlı sürecin sorumluları dünyaya adalet getirdiğini iddia eden, dünyaya demokrasi getirdiğini ve getireceğini iddia eden eli kanlı birkaç yönetici tarafından yönetilen Amerika ve İsrail ve bunların emperyalist emelleri. Müslüman devletler bir Müslüman devleti kınadı ama hiçbirisi çıkıp da “bu İsrail'in suçu, Amerika'nın suçu” demedi Buna mukabil daha dün ne yazık ki Arap ülkeleri toplanıp böyle bir ortamda İran'ı kınadılar malumunuz Bayram öncesi. Müslüman devletler bir Müslüman devleti kınadı, saldırılarından ötürü. Hiçbirisi çıkıp da “bunu İsrail yaptı, bu İsrail'in suçu, Amerika'nın suçu, Orta Doğu'yu kana bulayan bu iradelerdir” demedi. Zaten bu bölgede yaşanan meselelerin özü; yaklaşık 50 yıldır, belki biraz daha fazla zamandır, emperyalist emellerin bu bölgede hakim olması ve ona maşalık yapan bölgedeki ülkeler. Dolayısıyla bunların bir an evvel ayıkması, meselenin aslını idrak etmesi ve hak üzere hareket etmesini biz, yüce Yaradan’dan bu bayram döneminde niyaz ediyoruz, istiyoruz. Dediğim gibi, bütün Orta Doğu'ya, ülkemize, İslam dünyasına barış, huzur, esenlik getirmesini dilediğimiz bir bayram olacak. 3 günlük dünya için oturacağımız iki günlük koltuğun çok da heveslisi olmamak lazım Zamanın çok hızlı akıp geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Ramazan dün başladı, bugün bitti gibi bir şey. Ömürler de çok hızlı bir şekilde akıp tükenip gidiyor. Dolayısıyla bu kısacık ömürde iyi ve güzel işleri, hayırlı işleri yapmayı hedeflemekte fayda var. 3 günlük dünya için oturacağımız iki günlük koltuğun çok da heveslisi olmamak lazım. Kalıcı, güzel eserler ve hoş bir seda bırakmak tabiri caizse, bunun için mücadele etmek lazım. Bu bayram bunlara vesile olsun diyorum. Tüm milletimize de hayırlı bayramlar diliyorum.

-Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine neden havalimanı yapıldı? Haber

-Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine neden havalimanı yapıldı?

-Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine neden havalimanı yapıldı? -Fabrikayı değil, ürettiği ürünü satacaksınız -Özelleştirmelere karşı olan tek partiyiz -Alamadıkları belediyeleri özelleştirme kararı alabilirler -Emeklilere kritik çağrı: Oyunuzu almak için atacakları adımlara kanmayın! -MB kasasında 300 milyar dolar varsa emekli niye 20 bin TL alıyor? -Bu komisyonu meşrulaştıran CHP’nin varlığıdır -Kürt sorunu nedir? -BTP Lideri Hüseyin Baş, sıcak gündemi değerlendirdi. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meltem TV’de yayınlanan Özel Gündem programına konuk oldu. BTP lideri, programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İşte Hüseyin Baş’ın açıklamalarından satır başları: “Çukurova’nın göbeğine neden havalimanı yapıldı?” "Çukurova gibi verimli bir ovanın göbeğine havalimanı yapıldı. Tarımı desteklemek gerekirken, oradaki üretimin maliyetini düşünmek gerekirken… Milletimiz hiç esnafta, üreticide, çiftçide suç aramasın. Çukurova’nın göbeğine tarım yapılacağına havalimanı yapılıyorsa, ürünün fiyatının niye yüksek olduğunun cevabı oradadır. Sanki başka yer yokmuş gibi ve ihtiyaç varmış gibi… Niye Çukurova’nın göbeğine yapılıyor? Orada kaç bin hektar alan tarım yapılamayacak hâle geldi. Bir de havalimanı bir yere konumlandığı zaman ne olacak? Etrafında rant oluşacak, şehirleşme olacak; konut, otel, dükkân olacak; ticaret olacak, betonlaşma olacak. Koca Çukurova’nın tarımı bitiyor. Biz diyoruz ki ürün niye pahalı? Niye pahalı? Bundan pahalı. Başka sebep aramaya gerek yok. “Fabrikayı değil, ürettiği ürünü satacaksınız” ABD’nin başına Trump geçiyor. Adam, Boeing uçağı satmak için ülke ülke geziyor, değil mi? Sonuçta ülkesine bir finansman oluşturmaya çalışıyor. Bizde kimsenin böyle bir derdi yok. Biz kimseye ürettiğimiz bir şeyi satmaya çalışmıyoruz. Biz ya köprü satacağız ya fabrika satacağız ya da toprak satacağız. Üretin, onu satın! Niye üretilen fabrikayı satıyorsunuz? Hiç siz Donald Trump’ın Boeing fabrikasını satmaya çalıştığını gördünüz mü? Bizim sattığımız SEKA, bizim sattığımız TEKEL! Sizin yapmanız gereken, iktidar olarak SEKA’da üretilen kâğıdı satmaktı, TEKEL’de üretilen tütünü satmaktı. Ama siz ne yaptınız? Atatürk döneminde yapılan fabrikaları sattınız. Bu fabrikaların hiçbirini de kendileri yapmadı. Bunlar Atatürk döneminde yapıldı; Cumhuriyet’in kazanımı! “Özelleştirmelere karşı tek partiyiz” Türkiye’de Bağımsız Türkiye Partisi haricinde sistematik olarak özelleştirmelere bu şekilde karşı olan hiçbir siyasi organizasyon yok. Herkes bir şekilde bir şeyin özelleştirilmesine karşı ya da bir şeyin ucuza verilmesine karşı; yani pahalıya verilince iş çözülüyormuş gibi bir mantık türetildi ülkede. Mesela gidiyorlar, kömür santralini satıyorlar. İtiraz ediyor muhalefet. Niye? Ucuza satılıyor diye. Enerji üreten bir firma, bir fabrika pahalıya satılsa ne yazar? Bu enerji çok stratejik bir şey. Bu satılamaz. Bunun pahası olmaz. Bunun değeri biçilmez. Dolayısıyla Türkiye’de Bağımsız Türkiye Partisi dışında bunu çözebilecek de hiçbir irade yoktur. Biz, stratejik olan hiçbir üretimin, hiçbir sektörün yabancının eline geçmemesi hususunda kararlıyız. Biz, devletin de piyasada para kazanabilen, vatandaşı lehine para kazanabilen, sektörlerde var olabilen bir oyuncu olması gerektiği şeklinde ekonomiye bakış açısı olan tek siyasi partiyiz. Emeklilere kritik çağrı: Oyunuzu almak için atacakları adımlara kanmayın! Ben emekli vatandaşlarımızdan, abilerimizden, büyüklerimizden şunu istirham ediyorum; Yarın size gözünüzü boyamak için yapılacak olan zamlar sizi kandırmasın. Çünkü seçime giderken belki size zamlar yapılarak, ekstra harcırahlar verilerek, bir iki maaş ikramiye ödenerek sizin gönlünüz alınmaya çalışılacak. Buna kanmayın. Bu, sizin seçimde oyunuzu almak için yapılacak. Oyunuzu aldıktan sonra hiç kimse sizin gönlünüzü umursamayacak. Sizi yine bir kenara buruşturup atacaklar. Çünkü bu iktidarın istikrarını düşündüğü kesim, o sermaye kesimi. Emeklinin istikrarı diye bir derdi yok, işçinin istikrarı diye bir derdi yok, asgari ücretlinin istikrarı diye bir derdi yok. Böyle bir derdi olsaydı bu piyasayı bu hâle getirirler miydi? Getirmezlerdi. Kur korumalı mevduat işçi için mi yapıldı? Emekli için mi yapıldı? Kim için yapıldı? Yine sermaye sahibi için yapıldı. Faiz düşürüldü. Kim için? Sermaye sahibi için. Faiz yükseltildi. Kim için? Sermaye sahibi için. “MB kasasında 300 milyar dolar varsa emekli niye 20 bin TL alıyor?” Bakın, Türkiye’de para olmadığı için insanlar açlık ve yoksullukla mücadele etmiyor. Bugün hükûmet yetkilileri çıkıp gerine gerine, “Gayrisafi millî hasılamız yani millî gelirimiz 1,5 trilyon doları aştı.” diyor. Millî gelir 1,5 trilyon doları aştıysa bu adam niye aç? Yine “Merkez Bankası rezervleri tarihî rekor düzeyde, 300 milyar doları geçti.” diyorlar. O kadar para var da bu adam niye aç? Merkez Bankası’nın rezervlerinde 300 milyar dolardan fazla para varsa emekli niye 20 bin TL alıyor? O rezerv milletin değil mi? Bu millete ait bir gelirse bu adam niye aç geziyor? Bunu biri izah etsin. Bunun izahı yok. Neden? Çünkü adalet yok. Gelirde adalet yok, sokakta adalet yok, okulda adalet yok, üniversitede adalet yok, adliyede adalet yok. Hiçbir yerde adalet olmayınca işte birileri aç geziyor, birileri inanılmaz zenginlik içinde yaşıyor. “Bu iş belediyelerin satışına kadar gider” Belediyelerin, savunma firmalarının özelleştirilmesine, satılmasına kadar gider bu iş. Hele ki belediyeler kaybedildikçe “Ya bu belediyecilik mantığı yanlış, belediyeleri özelleştirelim.” derler mi? Derler. Çünkü yapabilecekleri başka hiçbir şey yok. O sermaye grubunun rantı ve istikrarının sağlanması için onların önündeki bütün engelleyici faktörler temizlenmeli ve onların hem psikolojik hem mali hem de medyatik desteği iktidarın arkasında kalmalı ki bu iktidar, iktidarını sürdürebilsin. “Bu komisyonu meşrulaştıran CHP’nin varlığıdır” Niye Meclis’te komisyon kuruldu sorusunu ben çok sordum. Meclis’in söylediği her şeyin önemsiz olduğu bir son 10 yılda ne oldu da bu kadar kritik bir meselede Meclis’in ne dediği önem arz etmeye başladı? Bunun cevabı şuydu: Hükûmet bir şey yapmak istiyor. Buna milleti ortak etmek istiyor. Komisyon bu yüzden kuruldu. Bu komisyonu meşru kılan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin orada var olmasıdır. Ana muhalefet oraya oturmasaydı bu komisyonun söylediği hiçbir şeyin bir önemi yoktu. Son sürecin sorumlusu benim gözümde iktidardan öte ana muhalefettir. Çünkü bunu haklı ve meşru kılan ana muhalefetin orada var olmasıdır. CHP oraya girmeseydi bambaşka bir sonuç çıkacaktı. İşin diğer taraflarına girdiğimizde ortada elle tutulur bir şey yok. Bu, toplumun kabul ettiği bir şey değil. Hiç kimsenin böyle bir süreci desteklediği falan da yok. Medyadaki birkaç kişinin haricinde topluma indiğinizde böyle bir kabul yok. “Kürt sorunu nedir?” “Kürt sorunu” deniyor. Kürt sorunu var deniyorsa sorunun ne olduğu ortaya konsun. Sorun ne? Eğer Apo’nun dediği gibi sorun vatandaşlık tanımıysa, “Kabul edilmedi.” de, çek çizgiyi, geç. Sorun ne? Sorun Güneydoğu’da işsizlikse evet, hepimizin sorunu; çözmemiz lazım. Sorun okullardaki eğitim kalitesinin düşüklüğüyse hepimizin sorunu; çözmemiz lazım. Sorun geçim sıkıntısıysa hepimizin sorunu. Adalet arayışıysa hepimizin sorunu. Güneydoğu’da da vardır; çözmemiz lazım."

ANNE MINGUZZI'DEN MANSUR YAVAŞ’A ZİYARET Haber

ANNE MINGUZZI'DEN MANSUR YAVAŞ’A ZİYARET

ANNE MINGUZZI'DEN MANSUR YAVAŞ’A ZİYARET MATTIA AHMET MINGUZZI’NİN ADI KAYKAY PARKI’NDA YAŞATILACAK · Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), 14 yaşında hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi’nin adını Çankaya’daki Kaykay Parkı’nda yaşatacak. · Oğlunu bıçaklı saldırıda kaybeden anne Yasemin Akıncılar Minguzzi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı ziyaret etti. · Yavaş, “Ahmet'imizin, yavrumuzun acısını hepimiz bir aile babası olarak içimizde hissettik. Belediye Meclisi’mizden Ahmet'imizin isminin Kaykay Parkı’mıza verilmesi kararı alındı. Umuyorum bir farkındalığa katkısı olur. Ve inşallah yasa değişikliğiyle artık herkes, özellikle çocuklar sokakta güvenli gezer hâle gelir” dedi. Ankara Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Kadıköy’de kaykay malzemesi almak için gittiği pazarda saldırıya uğrayan ve 14 yaşında hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi’nin adını Çankaya’daki parkta yaşatacak. ABB Meclisi’nin Ekim ayı olağan toplantısında, Çankaya İşçi Blokları Mahallesi’nde bulunan Kaykay Parkı’na “Mattia Ahmet Minguzzi Parkı” adının verilmesi oy birliğiyle kararlaştırıldı. 24 Ocak 2025’te uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi’nin annesi Yasemin Akıncılar Minguzzi avukatıyla beraber Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı ziyaret etti. “İNŞALLAH YASA DEĞİŞİKLİĞİYLE HERKES SOKAKTA GÜVENLİ GEZER HȂLE GELİR” Başkanlık Makamı’nda gerçekleşen ziyarette, Yavaş acılı anneye taziyelerini ileterek, “Ahmet'imizin, yavrumuzun acısını hepimiz bir aile babası olarak içimizde hissettik. Üstelik görüntülerde gördükçe hep içimiz acıdı. Ve Ahmet'in ölümü çok acı ama büyük bir farkındalık yarattı. Yani suç işleyen çocuklarla ilgili olarak, çeteleşmeyle ilgili olarak ve büyük ihtimal bir yasa değişikliği söz konusu. Bugün aile onun için geldi. Meclis’i de ziyaret edecekler” dedi. Belediye Meclisi’nin aldığı kararla Mattia Ahmet Minguzzi’nin adının Kaykay Parkı’na verileceğini belirten Yavaş, “Hem oraya ismi hem de karekod ile beraber kendi görüntüleri ve hayatı işlenecek. Umuyorum bir farkındalığa katkısı olur. Ve inşallah yasa değişikliğiyle artık herkes sokakta, özellikle çocuklar güvenli gezer hâle gelirler. Ben tekrar hem baş sağlığı diliyorum, sabır diliyorum” ifadelerini kullandı. MINGUZZI: “BİR AHMET'İM GİTTİ, BAŞKA AHMETLER GİTMESİN” Anne Yasemin Akıncılar Minguzzi ise Mansur Yavaş’a teşekkür ederek, “Biz buraya adalet için, adaleti sağlamak için geldik İstanbul'dan. Bir Ahmet'im gitti, başka Ahmetler gitmesin diye bunun mücadelesi içerisinde olduk. Yaklaşık dokuz aydır ailecek hiç durmadık. Umarım sokaktaki bu canilerden artık kurtuluruz. Evlatlarımız daha huzurlu, mutlu, parklara gidebileceği şekilde daha mutlu yaşasınlar istiyorum” diye konuştu. 24 Ocak 2025’te Mattia Ahmet Minguzzi, kaykay malzemesi almak için gittiği Kadıköy'deki bir pazarda bıçaklı saldırıya uğramış ve 9 Şubat 2025’te hayatını kaybetmişti. BAŞKENT’İN İLK BETONARME KAYKAY PARKI Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 2021 yılında Çankaya ilçesi İşçi Blokları Mahallesi 1524. Sokak’ta Başkentlilerin kullanımına açılan Kaykay Parkı; 3 bin 400 metrekarelik alana kuruldu, bu alanın 1452 metrekarelik kısmı ise sert zemin yani kaykay alanından oluşuyor. Başkent’in ilk betonarme Kaykay Parkı olma özelliğini taşıyan alanda bulunan 110 ve 160 metrekarelik iki parkur, çevresindeki rampa ve kaykay çıkıntıları ile farklı yaş gruplarına hitap ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.