Ankara

#Abd

OrtamHaber - Abd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BTP Kurucu Lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı andı Haber

BTP Kurucu Lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı andı

BTP Kurucu Lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı andı Hüseyin Baş: Dünyada Milli Ekonomi Modeli değişimi yaşanıyor. Haydar Hoca emperyalizmin bedavadan para kazanma düzenini yıktı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Kurucu Lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı, vefatının 6. yılında anmaya devam ediyor. Türkiye genelinde ve yurt dışında yapılan anma programlarının İstanbul ayağı ise Cevahir Kongre Merkezi'nde düzenlendi. Programa BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş da katıldı. Saygı duruşu, istiklal marşı ve Kuran-ı Kerim ile başlayan anma programı şiirlerle devam etti. Prof. Dr. Haydar Baş'ın anlatıldığı sinevizyonun ardından kürsüye Hüseyin Baş geldi. "Prof. Dr. Haydar Baş bütün bir hayatını vatan mücadelesi, millet mücadelesi, devlet mücadelesi ve iman mücadelesi olarak sürdürmüş bir insan" diyen Hüseyin Baş İran savaşı üzerine de değerlendirmelerde bulundu. Hüseyin Baş konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Bugün dünya bir kırılımın, bir değişimin eşiğinde. Nedir o değişim diye baktığınızda o değişimin temelini oluşturan hatta o değişimi hayata geçiren fikri ortaya koyan Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli. Bu değişim yaşanırken durum ABD için öyle bir dayanılmaz noktaya geldi ki fiilen savaşın içinde olmak zorunda oldu. Haydar Hoca hep 'ABD'yi yıktım' derdi, aslında O'nun yıktığı şey sadece ABD değildi. Haydar Hoca'nın yıktığı şey aynen 1915'te Çanakkale'de Atatürk'ün yıktığı şey olan emperyalizmin ta kendisiydi. "Haydar Hoca emperyalizmin bedavadan para kazanma düzenini yıktı" Emperyalizm 80 yıldır dünyada bir yöntem buldu değerli arkadaşlar. Bu yöntem elindeki kağıdı yeşile boyayıp, bütün dünyaya ihraç edip bütün dünyanın emeğini ve üretimini bedavaya satın alma yöntemiydi. Bunu yaparken de kimsenin çıtı çıkmasın diye yanına bir ordu yerleştirdi. Babam, "ABD'nin parasıyla ordusu birbirini ayakta tutan iki ayak. Bunların birisi yıkılırsa diğeri kalmayacak"derdi. İşte Haydar Hoca bir model ortaya koydu ve bu modelde, 'Devletler Amerikan dolarıyla değil kendi para birimleriyle ticaret yapmalı' dedi. Şimdi İran'ın Hürmüz Boğazı'nda verdiği mücadelenin, Amerika'nın bu kadar vahşi bir şekilde İsrail'le birlikte İran'a saldırmasının sebebinin ne olduğunu anladınız mı? İşin hakikatinde oradan geçen petrolün ticaretinin Amerikan dolarıyla değil ülkelerin kendi para birimleriyle yapılması var. İşte Haydar Hoca'nın yıktığı düzen emperyalizmin bedavadan para kazanma düzeniydi. "Müslümanların karşı karşıya getirilmesinin önüne geçmek için 'Ortak payda Ehl-i Beyt' dedi" Haydar Baş sadece bunu mu yaptı? Hayır! Az önce de izlediniz. O konuşma 2016 yılında Nevşehir'de Hacı Bektaş-ı Veli'nin kalbinde yapılan konuşmadır. Orada, 'İslam dünyasını birbirine düşürerek kavga ettirmek gibi korkunç bir niyeti gördük ve arkadaşlarımızla yola düştük' diyor. Haydar Hoca bunu gördüğü gün ortaya bir şey koydu ve 'Tevhidin yani birliğin merkezi Ehl-i Beyttir' dedi. İran savaşı ilk başladığında Türkiye'de bazı fitneci ve dış mihraklara hizmet eden odaklar hemen harekete geçtiler. Bunlar öyle aşağılık ifadeler kullandılar. İran'daki Müslümanlar için, 'Onlar Şii, onlar öldürülebilir' noktasına varıncaya kadar ileri gittiler. İşte Haydar Hoca insanlığın sömürülmesine karşı Milli Ekonomi Modelini ortaya koyduğu gibi Müslümanların karşı karşıya getirilmesinin önüne geçmek için de Ehl-i Beyt'i ortaya koydu. O, Sünni dünyadan çıkmış biri olarak 12 imamın hayatını tek tek inceleyip kaleme almış tek ilim insanı. Başka bir örneği yok. "Hem yürek ister, hem akıl ister, hem de büyük bir feraset ister" Prof. Dr. Haydar Baş, 'Türkiye zifiri bir karanlığa girmiştir. Bu zifiri karanlıktan Türkiye'yi çıkaracak tek parti Bağımsız Türkiye Partisi'dir, başkası da yoktur' derdi. O yüzden üzerimizde çok büyük sorumluluk var, çok büyük bir mecburiyetle bildiklerimizi, davamızı, inandıklarımızı yaşamak, anlamak ve anlatmak zorundayız arkadaşlar. Yıl 2015'te Türkiye'de AKP'nin bir telden, MHP'nin bir telden, HDP'nin bir telden çaldığı bir ortamda çıkıp 'AKP, MHP ve DEM Partisi (o günkü adıyla HDP) bir araya gelecek, Türkiye'yi bölünme senaryolarını hayata geçirecek' demek hem yürek ister, hem akıl ister, hem de büyük bir feraset ister. "Sanat camiasının ilgisizliğine sitem" Ben sanatı ve sanatçıyı çok sever ve saygı duyarım. Yakın çevrem, eşim, ailem de bilir sanata olan ilgimi, asla küçümsemek istemem ama bir şiir yazdı diye devlet törenleriyle anılan insanlar, bir şarkı yaptı, bir filmde oynadı diye devletin andığı insanlar bütün bir millete kutup yıldızı olmuş Haydar Hoca'yı unutarak geçiyorlar. Bu vefasızlığın hesabını da gün gelecek Türk milleti soracak. "BTP'nin derdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlığıdır" Türk siyaseti iki yüzlüdür. Bir yüzü sefa, bir yüzü cefa içerir. Bağımsız Türkiye Partisi Prof. Dr. Haydar Baş'la birlikte kurulduğu günden bugüne siyasetin cefasına talip olmuştur. Kurulduğu günden bugüne cefa çeken bir siyaset Türkiye'de görülmemiştir. BTP için maksat vatanın birliği, milletin birliği, devletin bölünmez bütünlüğü, üniter yapısı. Bizim için bundan başka bir şey yok. BTP'nin derdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlığıdır."

"ABD, görüşmeleri İran karşısında kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istiyor" Haber

"ABD, görüşmeleri İran karşısında kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istiyor"

"ABD, görüşmeleri İran karşısında kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istiyor" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder düzenlediği basın toplantısıyla gündemi değerlendirdi. Parti genel merkezinde açıklama yapan Önder ADB ile İran arasında Pakistan'da başlayan görüşmeler için ABD'nin samimi olmadığını belirterek, "ABD'nin adeta maçta arka arkaya sayı kaybeden bir basketbol takımının mola alması gibi bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu tutumu samimi bulmuyorum" dedi. BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi; "İran kendini savunuyor" "İran kendini savunuyor, kendi topraklarını savunuyor, kendi egemenlik hakkını savunuyor. İran’a saldırıldı, hem de barış masası kurulmuşken, müzakere masası kurulmuşken saldırıldı. Tabii ki buna karşılık verme hakkı vardı ve karşılık verirken bile ölçülü davrandı. "ABD kendisine duyulan tepkinin dinmesi için masaya oturdu" İran'ın dünya üzerindeki itibarı hızla artarken, Amerika ve ortağı İsrail’in itibarı hızla aşağıya doğru düştü. Bu iki ülkeye birlikte iş yaptığı devletlerin güveni ciddi şekilde sarsıldı. Dolayısıyla İran masaya birçok açıdan üstün pozisyonda, ABD ise birçok açıdan kaybetmiş pozisyonda masaya oturuyor. ABD kaybettiği itibarı yeniden kazanmak ve psikolojik üstünlüğü tekrar elde etmek için bu masayı kurarak bir normalleşme oluşturmaya çalışıyor. ABD'nin kendisine karşı Avrupa’dan bir blok oluştu, dünyanın birçok ülkesinden sesler yükselmeye başladı. Bu seslerin yeniden eski hâline dönmesini ve yaşananların unutulmasını istiyorlar. "ABD, kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak istiyor" ABD'nin adeta maçta arka arkaya sayı kaybeden bir basketbol takımının mola alması gibi bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu tutumu samimi bulmuyorum. İran’ın on maddelik taleplerinin müzakere edilebilir olduğunu ifade ederek ateşkesi karşılıklı kabul etmişlerdi. Hemen akabinde yapılan açıklamalarda ise İsrail’in aslında Lübnan konusunda bu ateşkese 'evet' demediği, İranlıların yanlış anladığı ifade edildi. Hâlbuki bütün cephelerde savaşın sonlandığı duyurulmuşken Lübnan’ın hariç tutulduğu söylendi. Dolayısıyla ABD'nin sözünün aslında bir kıymeti olmadığını, görüşmeleri sadece kaybettiği psikolojik üstünlüğü ve sahadaki askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istediklerini düşünüyorum. "ABD'nin hedefi doların dünyada yeniden kabul görmesi" ABD bu barış görüşmelerinde nasıl bir kazanımla çıkarsa savaş o şekilde biter. Amerikan dolarının yeniden dünyada kabul görmesi gibi bir hedef söz konusu; ancak bu sadece İran’ın elinde olan bir şey değil ve bunun gerçekleşmesi artık pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle umarım barışla biter ama ben zor görüyorum. "Türkiye net bir tavır ortaya koymadı" Türkiye bugüne kadar ortaya koyamadığı net duruşu, en azından bu barış görüşmeleri sırasında ortaya koymalıdır. İran 163 çocuk öldürüldü ve Türkiye’den güçlü bir ses çıkmadı. Sivil hedefler doğrudan hedef alındı; siviller, dinî liderler ve siyasetçiler öldürüldü, savaş suçu sayılabilecek eylemler gerçekleştirildi ama buna rağmen ABD’ye karşı bir kınama dahi dillendirilemedi. Türkiye bugüne kadar bu duruşu ortaya koyamadı. En azından bu süreçte, NATO’yu ülkemizde daha çok güçlendirme politikasından vazgeçip Amerika’nın bu yanlışlarına karşı çıkan, tekrar tekrar hata yapmasına fırsat vermeyecek ve İran’ın elini güçlendirecek bir pozisyon alması gerektiğini düşünüyorum. "Türkiye Bakü – Ceyhan hattından İsrail'e giden petrolü kesmeli" İsrail’in Lübnan’a devam eden saldırıları ise bölgede sadece genişleme değil, demografik yapıyı değiştirme amacı taşıyor. İnsanları katlederek, o topraklarda kalıcı olmaya çalıştığı gözlemleniyor. Sivilleri, savunmasız insanları öldüren bir devletin terör devleti olarak nitelendirilmemesi mümkün değildir. Buna rağmen dünyanın birçok devleti, Türkiye dâhil, hâlâ bu ülkeyi tanımakta ve diplomatik ilişkilerini sürdürmektedir. Gerçekten samimi olunacaksa, bu devletle tüm diplomatik, siyasi ve ticari ilişkilerin kesilmesi gerekir. Örneğin Bakü-Ceyhan boru hattı üzerinden İsrail’e giden petrolün Türkiye üzerinden geçişine izin verilmemelidir. Türkiye “Bir terör devletinin enerjiye ulaşmasına izin vermiyorum.” diyebilmelidir. Bunun bile birçok sonucu değiştirmeye yeteceğini düşünüyorum."

"ABD, görüşmeleri İran karşısında kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istiyor" Haber

"ABD, görüşmeleri İran karşısında kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istiyor"

"ABD, görüşmeleri İran karşısında kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istiyor" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder düzenlediği basın toplantısıyla gündemi değerlendirdi. Parti genel merkezinde açıklama yapan Önder ADB ile İran arasında Pakistan'da başlayan görüşmeler için ABD'nin samimi olmadığını belirterek, "ABD'nin adeta maçta arka arkaya sayı kaybeden bir basketbol takımının mola alması gibi bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu tutumu samimi bulmuyorum" dedi. BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi; "İran kendini savunuyor" "İran kendini savunuyor, kendi topraklarını savunuyor, kendi egemenlik hakkını savunuyor. İran’a saldırıldı, hem de barış masası kurulmuşken, müzakere masası kurulmuşken saldırıldı. Tabii ki buna karşılık verme hakkı vardı ve karşılık verirken bile ölçülü davrandı. "ABD kendisine duyulan tepkinin dinmesi için masaya oturdu" İran'ın dünya üzerindeki itibarı hızla artarken, Amerika ve ortağı İsrail’in itibarı hızla aşağıya doğru düştü. Bu iki ülkeye birlikte iş yaptığı devletlerin güveni ciddi şekilde sarsıldı. Dolayısıyla İran masaya birçok açıdan üstün pozisyonda, ABD ise birçok açıdan kaybetmiş pozisyonda masaya oturuyor. ABD kaybettiği itibarı yeniden kazanmak ve psikolojik üstünlüğü tekrar elde etmek için bu masayı kurarak bir normalleşme oluşturmaya çalışıyor. ABD'nin kendisine karşı Avrupa’dan bir blok oluştu, dünyanın birçok ülkesinden sesler yükselmeye başladı. Bu seslerin yeniden eski hâline dönmesini ve yaşananların unutulmasını istiyorlar. "ABD, kaybettiği askerî avantajı yeniden kazanmak istiyor" ABD'nin adeta maçta arka arkaya sayı kaybeden bir basketbol takımının mola alması gibi bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu tutumu samimi bulmuyorum. İran’ın on maddelik taleplerinin müzakere edilebilir olduğunu ifade ederek ateşkesi karşılıklı kabul etmişlerdi. Hemen akabinde yapılan açıklamalarda ise İsrail’in aslında Lübnan konusunda bu ateşkese 'evet' demediği, İranlıların yanlış anladığı ifade edildi. Hâlbuki bütün cephelerde savaşın sonlandığı duyurulmuşken Lübnan’ın hariç tutulduğu söylendi. Dolayısıyla ABD'nin sözünün aslında bir kıymeti olmadığını, görüşmeleri sadece kaybettiği psikolojik üstünlüğü ve sahadaki askerî avantajı yeniden kazanmak için bir araç olarak kullanmak istediklerini düşünüyorum. "ABD'nin hedefi doların dünyada yeniden kabul görmesi" ABD bu barış görüşmelerinde nasıl bir kazanımla çıkarsa savaş o şekilde biter. Amerikan dolarının yeniden dünyada kabul görmesi gibi bir hedef söz konusu; ancak bu sadece İran’ın elinde olan bir şey değil ve bunun gerçekleşmesi artık pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle umarım barışla biter ama ben zor görüyorum. "Türkiye net bir tavır ortaya koymadı" Türkiye bugüne kadar ortaya koyamadığı net duruşu, en azından bu barış görüşmeleri sırasında ortaya koymalıdır. İran 163 çocuk öldürüldü ve Türkiye’den güçlü bir ses çıkmadı. Sivil hedefler doğrudan hedef alındı; siviller, dinî liderler ve siyasetçiler öldürüldü, savaş suçu sayılabilecek eylemler gerçekleştirildi ama buna rağmen ABD’ye karşı bir kınama dahi dillendirilemedi. Türkiye bugüne kadar bu duruşu ortaya koyamadı. En azından bu süreçte, NATO’yu ülkemizde daha çok güçlendirme politikasından vazgeçip Amerika’nın bu yanlışlarına karşı çıkan, tekrar tekrar hata yapmasına fırsat vermeyecek ve İran’ın elini güçlendirecek bir pozisyon alması gerektiğini düşünüyorum. "Türkiye Bakü – Ceyhan hattından İsrail'e giden petrolü kesmeli" İsrail’in Lübnan’a devam eden saldırıları ise bölgede sadece genişleme değil, demografik yapıyı değiştirme amacı taşıyor. İnsanları katlederek, o topraklarda kalıcı olmaya çalıştığı gözlemleniyor. Sivilleri, savunmasız insanları öldüren bir devletin terör devleti olarak nitelendirilmemesi mümkün değildir. Buna rağmen dünyanın birçok devleti, Türkiye dâhil, hâlâ bu ülkeyi tanımakta ve diplomatik ilişkilerini sürdürmektedir. Gerçekten samimi olunacaksa, bu devletle tüm diplomatik, siyasi ve ticari ilişkilerin kesilmesi gerekir. Örneğin Bakü-Ceyhan boru hattı üzerinden İsrail’e giden petrolün Türkiye üzerinden geçişine izin verilmemelidir. Türkiye “Bir terör devletinin enerjiye ulaşmasına izin vermiyorum.” diyebilmelidir. Bunun bile birçok sonucu değiştirmeye yeteceğini düşünüyorum."

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor Haber

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor

-BTP vuslatının 6. Yılında kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı anıyor -10-17 Nisan arası ‘Prof. Dr. Haydar Baş’ı Anma Haftası' ilan edildi. -81 ilde ve yurtdışında anma programları düzenleniyor. -14 Nisan Salı günü İstanbul Cevahir Kongre Merkezinde büyük anma programı düzenlenecek. -BTP Sözcüsü Lütfullah Önder; Öngörüleri bir bir gerçekleşmiş olan ebedi liderimiz, Milli paralarla ticaret teziyle ABD'nin kağıttan imparatorluğunu yıktı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ı vefatının 6. yılında anıyor. 14 Nisan 2020'de Hakk'a yürüyen Haydar Baş için 81 ilde ve yurtdışında anma etkinlikleri düzenleniyor. 14 Nisan Salı günü ise İstanbul Cevahir Kongre Merkezinde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katılımıyla büyük bir anma programı yapılacak. Konuyla ilgili olarak BTP Sözcüsü Lütfullah Önder'den açıklama geldi. Parti genel merkezinden basın açıklaması yapan Önder şunları söyledi; "10-17 Nisan Prof. Dr. Haydar Baş’ı anma haftası" "Kurucu liderimiz, baş hocamız Prof. Dr. Haydar Baş’ı vefatının 6. yılında rahmetle, özlemle, minnetle anıyoruz. Bu kapsamda 10-17 Nisan tarihlerini Prof. Dr. Haydar Başı'ı anma haftası olarak ilan ettiğimizi bir kez daha ifade etmek isteriz. Bu çerçevede 81 ilimizde ve yurt dışı temsilciliklerimizde birçok etkinlik ve program düzenlenecek, Kur'an tilavetleri yapılacak, mevlitler okunacak. Salon programlarıyla da Haydar Baş'ın fikirleri konuşulacak, anlatılacak. Vefat yıldönümü olan 14 Nisan Salı günü Cevahir Kongre Merkezinde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da katılacağı geniş kapsamlı büyük bir program icra edeceğiz. "Öngörüleri bir bir gerçekleşmiştir" Özellikle bu yıl Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirleri çok daha iyi anlaşılır olmuştur. Öngörülerinin bir bir gerçekleştiğini gördük. Bu yılki anma programlarında O'nun Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt'tir fikrini ve Milli Ekonomi Modelinin bir parçası olan milli paralarla ticaret fikrini özellikle işleyeceğiz. "Milli paralarla ticaret ABD'nin kağıttan imparatorluğunu yıktı" Özellikle Amerika-İran Savaşı'nda gördük ki bu savaşın temel nedeni milli paralarla ticarettir. Haydar Baş 15 sene önce, 'Amerika'nın tasarımını bozdum. Amerika için sonun başlangıcı başlamıştır' demişti milli paralarla ticaret fikri için. Çünkü 2005'te milli paralarla ticaret fikri ilk kez o dile getirildi. Ekonomi literatürüne o kazandırdı. 2009'da Rus heyetine, 'Milli paralarla ticareti başlatmazsanız ABD karşısında güç elde etmeniz mümkün değil' dedi ve onları ikna etti. 2009'da Rusya ile Çin arasında başlayan milli paralarla ticaret anlaşması daha sonra BRICS ülkelerinin şekillenmesine neden oldu. Buna başka ülkeler de eklendi. Venezuela'ya yapılan operasyonun nedeni milli paralarla ticarettir. İran'a yapılan bu saldırının temel nedeni de milli paralarla ticarettir. Ama artık bu tılsım bozuldu. Sayın genel başkanımızın ifadesiyle Amerika'nın kağıttan, yeşil kağıttan imparatorluğu yıkılma sürecine girdi. Çünkü devletler milli paralarla ticaret diye bir çözümün, bir formülün varlığından haberdar oldu. Bunu uygulamaya başladı. Bu nedenle bu yıl özellikle Milli Ekonomi Modeli'nin öngördüğü milli paralarla ticaret fikrini anlatacağız. "Sünninin de Şiinin de ortak paydası Ehl-i Beyt" Diğer taraftan emperyalizmin bu bölgedeki en büyük hedeflerinden biri olan Şii-Sünni ayrımı ve çatışması. Bunun önüne geçmek için kurucu liderimiz, 'Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt'tir. Ehl-i Beyt etrafında Şiinin de Sünninin de buluşması gerekir.' dedi. Bunun fikri, tarihi, temellerini anlatmak üzere on binlerce sayfalık Ehl-i Beyt külliyatını yazdı. Bu kapsamda konferanslar, uluslararası konferanslar düzenledi. Bugün işte bu savaşla birlikte Ehl-i Beyt etrafında buluşmanın ne kadar önemli olduğunu, Ehl-i Beyt'in Sünni dünyasının da Şii dünyasının da en büyük ortak paydası olduğunu bir kez daha görmüş olduk."

"İran halkı emperyalizme diz çöktürdü" Haber

"İran halkı emperyalizme diz çöktürdü"

"İran halkı emperyalizme diz çöktürdü" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder ABD ile İran arasında varılan ateşkesi değerlendirdi. Önder, "Emperyalizm bir kez daha samimiyetle vatanını savunan insanlar karşısında diz çökmüştür" dedi. İşte BTP Sözcüsü Önder'in açıklamaları; "ABD geri adım atmak zorunda kaldı" "Ateşkes olumlu bir gelişmedir. Savaşın durması kıymetlidir. Bununla birlikte gerek Trump'ın yaptığı açıklama, gerek İran kaynaklarının yaptığı açıklamayı gördüğümüzde Amerika'nın şartlarında çok daha esnek bir hale geldiği yani geri adımlar attığını görüyoruz. İran'ın daha önce 5 şart ileri sürerken barış için bugün 10 şart ileri sürecek noktaya geldiği görülüyor. Bu şartları da detaylarına inip incelediğimizde Amerika'nın örneğin geçmişte Hürmüz Boğazı üzerinde söz söyleme yetkisini kendisinde görürken bugün İran'la birlikte yönetme noktasına çekildiğini görüyoruz ve belli şartları kabul etmeye hazır olduğunu görüyoruz. "İran halkı emperyalizme diz çöktürdü" Emperyalizm bir kez daha samimiyetle vatanını savunan insanlar karşısında diz çökmüştür. Emperyalizme bugün İran halkı diz çöktürmüştür. Örneğin yine dün gece Amerika tarafından bombalanması planlanan enerji santrallerine adeta kendini feda etmek üzere canlı kalkan olmak üzere on binlerce insanın akın ettiğini, ölümden korkmadığını göstermesi, 14 milyon insanın İran devletine başvurup 'Savaşmak üzere ben hazırım' demesi bugün adeta Çanakkale ruhuna benzer bir ruhun İran'da yaşandığını göstermiştir. Nasıl ki 100 sene önce emperyalizm, ölümden korkmayan Türk milleti karşısında Çanakkale'de diz çökmüşse bugün aynı ruh karşısında emperyalizmin bir kez daha diz çöktüğünü görmüş olduk. Bu kıymetli, doğru bir gelişmedir. "Türkiye'ye tarihi bir fırsat doğdu" Bu, Amerika'nın Ortadoğu'da tutunamayacağının, geri çekileceğinin göstergesidir. Onun oluşturacağı boşlukla birlikte Türkiye'ye de tarihi bir fırsat doğmaktadır. Türkiye Ehl-i Beyt'ten İslam'ı öğrenen bir millet olarak Orta Doğu'nun şekillenmesinde ve geçmişte bu bölgeleri yüzlerce yıl yönetmiş bir devlet geçmişine sahip olan bir millet olarak şekillenmesinde rol alabilir. Ticari ilişkiler, siyasi ilişkiler, dostluklar geliştirebilir, birlikler oluşturabilir ve tarihin şekillenmesinde, dünyanın şekillenmesinde aktif bir rol alabilir ama bunu kendi senaryosuyla yapmalı. Bunu NATO şemsiyesiyle, NATO senaryosuyla ya da başka birinin başka bir küresel gücün senaryosuyla değil, tamamen bölgenin menfaatlerini ve kendi menfaatlerini dikkate alarak yapmalıdır. Bu tarihi bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırmamalıdır diyorum."

"ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu Milli Ekonomi Modeli ile çöktü" Haber

"ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu Milli Ekonomi Modeli ile çöktü"

"ABD'nin yeşil kağıttan imparatorluğu Milli Ekonomi Modeli ile çöktü" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Meltem TV'de katıldığı programda gündeme ilişkin önemli değerlendirmeler yaptı. İran savaşına değinen BTP lideri, saldırının ana nedeninin petrol ticaretinin dolar yerine yuanla yapma kararı olduğunu belirtti. Hüseyin Baş şunları söyledi; "İran çok farklı etnik grupların bir arada yaşadığı bir devlet. Onları birleştiren şey vatanperverlik. Bizi de birleştirecek unsur vatanımızı sevmek. Çünkü milliyetçiliğimizi de vatan sahibi olmaya borçluyuz, dinimizi de vatan sahibi olmaya borçluyuz, sahip olduğumuz her şeyi vatan sahibi olmaya borçluyuz. İran'da ben bunu gördüm. "İktidarın İran konusunda duruşu olumlu" Bu noktada hükümetin de bu son İran gelişmelerinde özellikle durduğu yeri de biraz aklı karışık olabilir hükümet yetkililerin ama genel itibariyle bir yanlış yola sapılmadığı kanaatindeyim. En azından Irak harekatında durduğumuz yerde durmadık. Bence çok çok önemli bir nokta. Libya'da durduğumuz yerde durmadık. Burada bir değişim var. Bu önemli bir nokta. "Mezhep kavgası İslam dünyasının içerisindeki en büyük fitne" Türkiye'de bir mezhepçilik hikayesi bu savaş üzerinden türetildi. Bunu ben ahlak dışı görüyorum. Yani çok net söyleyeyim. Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz. Öyle bir şey olmaz. Bir yandan da hiçbir mezhebin kabul etmediği bazı tarihi kişileri büyük önderler, din önderleri olarak pazarladılar. İthal edilmiş bazı emperyalist düşünceler mezhepler arasında kavga çıkarmıştır. Şimdi mezhep kavgası İslam dünyasının içerisindeki en büyük fitne. Bunun da önüne geçmek her birimizin boynunun borcu, hem vatandaş olarak hem devlet olarak. Bu noktada da ben şu anda hükümet yetkililerinin söylemlerini de doğru buluyorum. "Savaşın kazananı İran halkı..." Bu savaşın kazananı İran halkıdır ve Müslüman dünyadır. Amerikan emperyalizminin 3-5 füzeyle yıkılabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. İsrail'in o övündüğü demir kubbelerin delik deşik olabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Bütün Orta Doğu coğrafyasına, 'Aslında çok da korkmamıza gerek yokmuş' dedirtmiştir. Dolayısıyla bu çark ediş bütün coğrafyaları saracak ve ben inanıyorum ki büyük bir değişime sebep olacaktır. "Prof. Dr. Haydar Baş tüm dünyayı uyandırdı" Bugün İran'da yaşanan ne? İran'da yaşanan İran petrolünü kendi (ABD) lehine elde etmek, Çin'e giden petrolü engellemek ve dolarla satışını tekrar tesis etmek. Bütün savaşın ana amacı bu. İran'ın petrolünü almak ve Çin'e İran'ın petrol ihraç etmesini kısıtlayıp o ihraç edilecek petrolü de dolarla satmasını sağlamak. Venezuela'da neden Maduro'yu gittiler yatağından aldılar? Çünkü Çin'e petrol satıyordu. Sattığı petrolün ödemesini de Amerikan dolarıyla değil, Yuan'la tahsil ediyordu. Adam bu yüzden gece yatağından alındı. Bugün İran'da yaşanan da bu. 70'ten beri petro-dolar sistemiyle dünya kavga ediyor. Bunun bir problem olduğu ortada. Bunun herkes farkında. Ama bunu nasıl çözeceğiz dediğiniz zaman dünyada bunu çözebilen hiç kimse olmamıştı Prof. Dr. Haydar Baş'a kadar. Haydar Baş, 'Bu dolar hakimiyetini ancak ve ancak devletlerin egemen para birimlerini ticarette kullandıklarında, milli paralarıyla ticaret yaptıklarında çözebilirsiniz' deyince dünya uyandı. "Trump'a şu soruyu soracak bir NATO üyesi ülke lideri arıyorum!" ABD Başkanı Trump, 'NATO bize sahip çıkmadı' dedi. Şimdi ben dünyada bir lider arıyorum, NATO üyesi bir lider arıyorum. Trump'a şunu söylesin. Trump, “NATO bize sahip çıkmadı. Biz halbuki NATO'nun her zaman yanında olduk. Onların ne zaman ihtiyacı olsa onlara sahip çıktık ama NATO bugün bizim yanımızda olmadı. Anladık ki NATO bir kağıttan kaplanmış" diyor. Şimdi ona şunu demek gerekmiyor mu; Dünyada NATO kurulduğundan beri herhangi bir coğrafyada Amerika'dan başka savaş çıkaran bir devlet oldu mu? V…

"İran'ın dolar hamlesi füzelerden daha etkili oldu" Haber

"İran'ın dolar hamlesi füzelerden daha etkili oldu"

"İran'ın dolar hamlesi füzelerden daha etkili oldu" Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş İran savaşını değerlendirdi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan BTP lideri ABD- İsrail ikilisinin İran'a saldırmasının ana nedenlerinden birinin İran'ın petrol ticaretini dolar yerine milli paralarla yapma kararı alması olduğunu ifade etti. Hüseyin Baş paylaşımında şu değerlendirmeleri yaptı; "Kibir abidesi caniler, beklemedikleri bir tokat yedi" "Haydut düzen İran'a saldırıyor. Ne uluslararası hukuk, ne insanlık ne de başkaca herhangi bir değer umurlarında değil. Anladıkları tek dil güç. Ve İran bunu yaptı. Her ne kadar ağır kayıplar verse de İran, ilk olarak füze gücüyle İsrail–ABD haydutluğuna karşı anladıkları dilden cevap verdi. İsrail'in Demir Kubbesi kevgire döndü, ABD'nin savaş gemileri ve uçakları bir bir vuruldu. Gazze'de, Lübnan'da, Suriye'de, Irak'ta katliamlar yapan kibir abidesi caniler, beklemedikleri bir tokat yedi. "Dolar yoksa ABD de yok!" Bu haydut ikiliye atılan bir diğer tokat ve belki de füzelerden daha ağırı, petrol ticaretinin dolar yerine millî paralarla yapılması oldu. Zaten bu savaşın başlıca başlatılma nedeni buydu. Tıpkı Venezuela gibi İran da petrol ticaretini ABD doları yerine millî paralarla yapma kararı alınca sömürgeci zihniyetin tahtı sallandı. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş şartını dolar yerine yuan ile ödeme şartına bağlaması, Tel Aviv'i yerle bir eden füzelerden daha etkili oldu. Çünkü İran bunu yaparak ABD'yi can damarından yakalamış oldu. Çünkü dolar yoksa ABD de yok! Bu, ABD'nin 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana sürdürdüğü, kâğıdı boyayıp dolar adıyla dünyayı sömürme sisteminin de sonu demek; tarihi bir kırılma demek. "Milli Paralarla Ticaretin fikir babası Prof. Dr. Haydar Baş" Bu tarihi kırılmanın mimarı, fikir babası ise ebedî liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş… Haydar Baş, Millî Paralarla Ticaret projesini ilk kez 2005 yılında Millî Ekonomi Modeli ile dünyaya ilan eden isimdir. BRICS'e yön veren bu proje, son olarak 7-8 Şubat'ta Viyana'da gerçekleştirdiğimiz 11. Uluslararası Millî Ekonomi Modeli Kongresi'nde de 21 ülkeden gelen 50'den fazla akademisyen tarafından konuşulmuştur. Prof. Baş, 2013 yılında Rusya Parlamentosu Duma'da yaptığı konuşmada kapitalizmi sessiz bir devrimle tarihe gömdüklerini söylemişti. Şimdi o devrim artık sessiz değil; artık kapitalizm ve efendilerinin, Millî Ekonomi Modeli ile gümbür gümbür tarihe gömüldüğüne şahit oluyoruz."

BTP'den İran açıklaması Haber

BTP'den İran açıklaması

BTP'den İran açıklaması Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Başkanlık Divanı Genel Başkan Hüseyin Baş başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. Toplantıda İran savaşı ve Türkiye'nin konumu analiz edildi. Toplantı sonrasında BTP Sözcüsü Lütfullah Önder tarafından geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapıldı. BTP'nin açıklaması şöyle; “Ülkemizdeki ve bölgemizdeki gelişmeleri istişare etmek ve özellikle bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıyan ABD/İsrail-İran savaşını değerlendirmek üzere Başkanlık Divanı toplantımızı gerçekleştirdik. Aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmak isteriz. 1. Savaşın Sebepleri Savaşın sebepleri saptanmadan olayları doğru okumak ve doğru politika geliştirmek mümkün değildir. Savaşın gerçek sebepleri: 1. Uluslararası merkez bankası rezervlerinde doların payının azalması, dış ticarette alternatif para birimlerinin payının artması ve petro-dolar sisteminin riske girmesi 2. Ekonomik savaş kapsamında ABD’nin Çin ekonomisine ve Çin projelerine darbe vurmak istemesi; enerji ve deniz yolları üzerindeki rekabet 3. İran’ın, İsrail’in inanç bazlı “Arz-ı Mevud” projesi kapsamında yürüttüğü genişleme politikası için tehdit oluşturması 4. Bölgede Şii-Sünni çatışmasını alevlendirerek bölgenin kontrol edilmesini kolaylaştırmak 5. İran’ın nükleer programı ve uranyum zenginleştirme kapasitesindeki artışın tetikleyici faktör olarak değerlendirilmesi 2. Savaşın Bugüne Kadarki Seyri Çatışmanın ilk aşamalarında sınırlı bir “cezalandırma operasyonu” olarak tasarlanan askeri harekât, İran’ın beklenenden daha güçlü bir askeri karşılık vermesi nedeniyle giderek karşılıklı bir yıpratma savaşına dönüşmüştür. Saldırılar İran iç siyasetinde milliyetçi bir konsolidasyon etkisi yaratmış ve mevcut yönetimin toplumsal destek tabanını güçlendirmiştir. Bu durum, İran’a karşı vekil güçler üzerinden yürütülebilecek bir kara harekâtı ihtimalini önemli ölçüde zorlaştırmıştır. Mevcut askeri tablo değerlendirildiğinde, kara harekâtı olmaksızın taraflardan birinin kesin bir askeri zafer elde etmesi zor görünmektedir. Öte yandan çatışmaların Lübnan’a sıçraması ve İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları, savaşın bölgesel ölçekte genişleme potansiyelini artırmıştır. İsrail’in Güney Lübnan’da yürüttüğü kara operasyonları da bu genişleme riskinin somut göstergelerinden biridir. İsrail bu süreçte Hizbullah’ı ortadan kaldırmak ve bölgesel nüfuzunu genişletmek amacıyla Güney Lübnan’a yönelik kara operasyonlarını genişletmiştir. İran’ın İHA’lar ve balistik/hipersonik füzelerle gerçekleştirdiği saldırılar ABD-İsrail ikilisine zarar vermiş; ABD’nin “dokunulmaz”, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ise “geçilemez” olduğu yönündeki algının zedelenmesine ve bu ikilinin dünya kamuoyunda ciddi itibar kaybı yaşamasına neden olmuştur. Bu durum, emperyalist güçlerin baskısı altında bulunan ülkeler için de bir umut kaynağı olmuştur. 3. Savaşın Muhtemel Seyri Savaşın bu şekilde devam etmesi ve olağanüstü bir gelişme yaşanmaması durumunda; İran’ın askeri olarak ayakta kalması ancak askeri ve ekonomik kapasitesinin ciddi şekilde zayıflaması İsrail’in bölgedeki caydırıcılığını kaybetmesi ABD’nin bölgedeki imajının zedelenmesi ve rolünün ciddi şekilde tartışmaya açılması Körfez ülkelerinin ABD’ye askeri bağımlılıklarının yarattığı olumsuz sonuçlar nedeniyle Türkiye, Mısır, İran ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin daha koordineli bir güvenlik mimarisi oluşturma ihtimalinin öne çıkması muhtemel görünmektedir. 4. Türkiye Açısından Stratejik Değerlendirme ABD–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, Türkiye açısından yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve diplomatik sonuçlar doğurabilecek çok boyutlu bir gelişmedir. a. Milli Ekonomi Modeline duyulan ihtiyaç Savaşın temel nedenlerinden biri olan uluslararası merkez bankası rezervlerinde doların payının azalması ve dış ticarette alternatif para birimlerinin payının artması, kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan ve parti programımızı oluşturan Milli Ekonomi Modeli’nin değişen dünyaya söylenmiş bir söz değil, dünyayı değiştiren bir söz olduğunu ortaya koymaktadır. Bu savaş, liberal/neoliberal politikaları uygulayan ülkelerin en zayıf noktalarından birinin kırılgan ekonomileri olduğunu ve yabancı sermayenin bu tür durumlarda ülkeleri hızla terk edebildiğini göstermiştir. Bu gelişmeler Türkiye’nin Milli Ekonomi Modeli’ni sahiplenip uygulamak dışında başka bir seçeneğinin olmadığını göstermektedir. b. Ekonomik kırılganlıklar ve enerji güvenliği Türkiye ekonomisinin enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olması, Orta Doğu’da yaşanabilecek uzun süreli bir çatışmanın ekonomik etkilerini daha belirgin hale getirebilir. Savaşın uzaması ve özellikle petrol ile doğal gaz fiyatlarının yüksek seviyelerde kalması Türkiye’nin cari açığı, enflasyonu ve döviz dengesi üzerinde ciddi baskılar oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin orta ve uzun vadede enerji güvenliğini güçlendirmesi ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik çok boyutlu bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Enerji güvenliği yalnızca ekonomik istikrar açısından değil, aynı zamanda ulusal güvenliğin önemli bir unsuru olarak değerlendirilmelidir. c. Diplomatik denge politikası ve stratejik özerklik Türkiye’nin söz konusu çatışmada izlemesi gereken temel yaklaşım dengeli ve temkinli bir diplomatik politika olmalıdır. Türkiye’nin doğrudan askeri bir çatışmanın tarafı haline gelmesi hem bölgesel istikrar hem de ulusal çıkarlar açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu çerçevede Türkiye; Bölgesel güç rekabetinin bir parçası haline gelmekten kaçınmalı Diplomatik denge politikası izlemeli Bölgesel krizlerin yönetilmesine yönelik arabuluculuk girişimlerinde bulunmalı Askeri angajmandan ziyade diplomatik ve siyasi araçları ön plana çıkarmalıdır Türkiye’nin çok yönlü dış politika yaklaşımı, farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler yürütebilme kapasitesi sayesinde bölgesel krizlerde önemli bir denge unsuru olma potansiyeline sahiptir. ç. Askeri ve teknolojik kapasite açısından çıkarılacak dersler ABD–İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, modern çatışmaların karakterine ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Özellikle balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarının savaşın seyrini belirleyen başlıca unsurlar haline geldiği görülmektedir. Bu bağlamda Türkiye açısından öncelikli güvenlik başlıkları şunlardır: Katmanlı ve entegre hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi Uzun menzil radar ve erken uyarı altyapısının güçlendirilmesi Dron ve füze tehditlerine karşı etkili savunma teknolojilerinin geliştirilmesi Elektronik harp ve siber savunma kapasitesinin artırılması Balistik ve hipersonik füze kabiliyetlerinin geliştirilmesi Uzun menzil hassas vuruş sistemlerinin güçlendirilmesi Mühimmat üretim kapasitesinin artırılması Ayrıca modern savaş ortamında uzay tabanlı erken uyarı sistemleri, askeri haberleşme uyduları ve gelişmiş sensör ağları giderek daha kritik hale gelmektedir. Türkiye’nin uzay ve uydu teknolojileri alanında yatırımlarını artırması stratejik bir gerekliliktir. d. Bölgesel güç dengeleri ve çok yönlü işbirliği politikası Ortadoğu’da yaşanan bu tür krizler bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin dış politika stratejisinde çok yönlü işbirliği yaklaşımını güçlendirmesi önem taşımaktadır. Bu kapsamda Türkiye; Bölge ülkeleriyle güvenlik ve ekonomik işbirliğini geliştirmeli Başta Mısır, Pakistan, İran, Rusya ve Körfez ülkeleri olmak üzere bölgesel aktörlerle diplomatik ve ekonomik ilişkilerini güçlendirmeli Çin gibi küresel aktörlerle ticari ve stratejik işbirliği imkanlarını değerlendirmelidir. e. Kritik altyapı güvenliği ve hibrit tehditlere karşı dayanıklılık Modern çatışmalar yalnızca askeri alanla sınırlı kalmamakta; siber saldırılar, bilgi savaşı, ekonomik baskılar ve kritik altyapıların hedef alınması gibi hibrit yöntemler giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin; enerji altyapısı haberleşme sistemleri ulaşım ve lojistik ağları finansal altyapı savunma sanayi tesisleri gibi kritik sistemlerini siber ve hibrit tehditlere karşı koruyacak kapsamlı bir ulusal dayanıklılık stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. 5. Sonuç ABD ve İsrail’in egemen bir devlete yönelik gerçekleştirdiği bu saldırı uluslararası hukukun temel ilkeleri açısından kabul edilemez. İlk günden bir ülkenin liderini hedef alan saldırılar ise dünyadaki yerleşik kabulleri altüst eden, haydutluk olarak nitelendirilebilecek bir eylemdir. İran tarafından gösterilen duruş önemli ve kıymetlidir. ABD’nin “dokunulmaz”, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ise “geçilemez” olduğu yönündeki algı ciddi biçimde zedelenmiş; özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere ABD ile ilişkilerini sorgulayan ülkelerin sayısı artmıştır. Savaşın bugüne kadarki seyri, ABD’nin dolar hâkimiyeti ve ekonomik savaş kapsamında amaçladığı hedeflerden uzaklaşmasına, müttefiklerinin güvenini kaybetmesine ve daha açık bir karşı blok oluşmasına yol açmıştır. Bu savaştan çıkarılması gereken bir diğer sonuç ise İran’ın kadim bir devlet geleneğine ve köklü bir medeniyet geçmişine sahip olmasının ABD ve İsrail’in planlarını zorlaştırmış olmasıdır. Liderini ve komuta kademesini kaybetmiş, ilk günden ciddi bir yıkım yaşamış olmasına rağmen İran askeri, diplomatik, ekonomik ve psikolojik alanlarda direnç göstermeye devam etmiştir. Türk milletinin ve devletinin en büyük gücü de kadim devlet geleneği ve köklü medeniyet geçmişidir. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar önce ifade ettiği gibi, bu iki bölgesel gücü karşı karşıya getirmek emperyalizmin en büyük amaçlarından biridir. Türk milletinin ve devletinin bu oyuna gelmemesi elzemdir. Bu kapsamda Şii-Sünni kardeşliğini sağlayacak temel ortak paydanın Ehlibeyt olduğunu bir kez daha ifade etmek isteriz. Türk milletinin Ehlibeyt aracılığıyla İslam’la tanıştığı ve İslam anlayışının Ehlibeyt tarafından şekillendirildiği gerçeğinden hareketle bu kardeşliği sağlayabilecek maddi ve manevi altyapıya sahip olduğuna inanıyoruz. Askeri ve stratejik açıdan bu savaş üç önemli eğilimi ortaya koymaktadır: Füze ve insansız sistemlerin modern savaşın merkezine yerleşmesi Büyük güç rekabetinin Orta Doğu’daki etkisinin artması Bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenme ihtimali Bu gelişmeler Orta Doğu’nun önümüzdeki yıllarda küresel jeopolitik rekabetin en önemli merkezlerinden biri olmaya devam edeceğini göstermektedir. Bu süreç Türkiye açısından hem güvenlik hem de ekonomik boyutları olan önemli stratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin enerji güvenliği, gelişmiş savunma teknolojileri ve çok yönlü diplomasi alanlarında atacağı adımlar, gelecekte ortaya çıkabilecek benzer bölgesel risklere karşı ülkemizin stratejik kapasitesini güçlendirecektir.”

-PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir Haber

-PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir

-PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir -Biz bölgemizde emperyalizmin yerleşmesini istemiyoruz -ABD bölgeye artık vekil güçlerle değil vekil devletlerle yerleşiyor Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Meltem TV’de Gündem Özel programına konuk olan Hüseyin Baş Suriye’deki son durum ve Nusaybin’de Türk bayrağına yapılan saldırı üzerine açıklamalarda bulundu. Hüseyin Baş şunları söyledi; “Mardin'deki bayrak olayı terörsüz Türkiye'nin sonucu değil. Bu ülkede bayrak tartışmaya açıldı, millet tartışmaya açıldı, Türklük tartışmaya açıldı. Bu ülkenin her şeyi tartışmaya açıldı. Bu ülkede iktidarı eleştirmek suç sayıldı ama milletin öz değerlerini eleştirmek hiçbir zaman suç olmadı hatta bir ifade özgürlüğü olarak değerlendirildi. İfade özgürlüğünün sınırları çok geniş olmalı ancak tarihiyle bu kadar kavga eden bir milletin ortaya çıkmasına sebep olmak da biraz sorumluluk gerektiren bir durum. Bu ülkede Atatürk tartışmaya açıldı, cumhuriyet tartışmaya açıldı hala iktidarı destekleyenlerin bir bölümü cumhuriyetle kavga eder halde, Atatürk'le kavga eder halde. İktidar temsilcilerinin büyük bir bölümü de bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymuyorlar hatta bir bölümü iktidarını cumhuriyet karşıtlığına, Atatürk karşıtlığına borçlu olduğunu zannediyor ve düşünüyor. “O eller kırılır normalde” Bu ülkede Lozan tartışmaya açıldı ki Lozan bu ülkenin kırmızıçizgilerinin belirlendiği anlaşmaydı. Lozan bu ülkenin tapusuydu ama tartışmaya açıldı. Dolayısıyla her şeyin bu kadar tartışıldığı bir çeyrek asrın sonunda Türk bayrağına da bu tip girişimler ortaya çıkmış oldu. Bunlar bu kadar tartışıldıktan sonra birileri şımarıklık ortaya koydu, haddini aştı. O eller kırılır normalde. Bu böyledir. Bunun izah edilecek bir tarafı da yoktur, görmezden gelinecek de bir tarafı yoktur. “PKK ve DEM Kürtlerin temsilcisi değildir” Kürtlerin temsilcisi kim? Kürtlerin bir temsilciye ihtiyacı hiçbir zaman olmadı. Kürtlerin bir temsilciye ihtiyacı varmış gibi bir siyasi ortam oluşturuldu. Hem PKK, hem DEM her zaman marksist bir çizgide olmuştur, bölücü bir çizgide olmuştur, Türkiye Cumhuriyeti ile Türklükle kavga eder bir çizgide olmuştur. Hatta o partilerden bir tanesinin parti tüzüğünde Kıbrıs’taki Türk askeri için ‘işgalci’ deniyor. Bunlar Türkiye'nin sahip olduğu hinterlandı hiçbir zaman kabul etmeyen, etmek istemeyen bir çizgide olmuşlardır. Bizim Güneydoğu halkımıza baktığınız zaman da son derece muhafazakar, değerlerine düşkün, değerlerine aşık bir toplum olduğunu biliriz, görürüz, yaşarız. Bugün Kürtleri temsil ettiğini iddia eden siyasi çizginin bu tip öz değerlerle buluştuğu hangi nokta var? Bunlar muhafazakarlık noktasında marksist bir çizgidedir, dini kabul etmez bir tavırdadırlar ama hep kullandıkları bizim Güneydoğu'daki başörtülü teyzelerimizdir, baktığınız zaman hiç alakaları yoktur. Onların, yaşam tarzları inançları, ideolojileri, zevk aldıkları şeyler, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler Kürt vatandaşlarımızdan farklı. Suriye’de SDG Kürtlerin temsilcisi değildir. SDG bir terörist yapıdır, YPG bir terörist yapıdır. Aynı şekilde PKK da Kürtlerin temsilcisi değildir ve bir terörist yapılanmadır. Dolayısıyla YPG'yi ayrı tutalım, PKK'yı ayrı tutalım hülyalarına da girmeye gerek yok. “Biz bölgemizde emperyalizmin yerleşmesini istemiyoruz” Şimdi Suriye'de YPG geri çekildi. Bu bence de Türkiye adına da bir başarıdır, Suriye'nin yeni hükümeti adına da bir başarıdır. Sonuçta terörden arındırılmış bir bölge oluşuyor. Bunlarda problem yok. Bağımsız Türkiye Partisi'nin siyasi çizgi olarak bugüne kadar durduğu nokta her zaman şudur; Biz bölgemizde emperyalizmin yerleşmesini istemiyoruz. Biz bölgemizde birilerinin bizi at edip binmesini, eşek edip sürmesini istemiyoruz! İşin Türkçesi bu. Biz bağımsız karar verebilen, hür düşünebilen bir yapıda olmak istiyoruz. “Vekil güçler yerine vekil devletler” Amerika bölgeye vekil güçler vesilesiyle değil vekil devletler vesilesiyle yerleşiyor. Bugün Suriye dediğimiz aslında Amerika için bir uydu devlet haline getirildi. Suriye'de Amerika'nın istediği bir ortam oluştu. Tom Barrack da, ‘YPG artık varlık maksadını doldurdu’ diyor. Suriye'de yönetim değiştikten sonra YPG'nin misyonu da tamamlanmış oluyor. Yönetim değişti. Peki nasıl bir yönetim? Amerika'nın tam istediği gibi bir yönetim, İsrail'in arkasını rahat hissedeceği bir yönetim. Dolayısıyla bizim karşı olduğumuz şey bölgemizde yerleşik bir emperyalizmdi. Biz hala buna karşıyız. Bu noktada biz kazanmadık.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.