
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, CHP'deki mutlak butlan kararına tepki göstererek "Tarafımız da duruşumuz da nettir. Biz bir kayyum cumhuriyeti, bir vesayet demokrasisi istemiyoruz! Biz; bir kişiye biat etmişlerin, birkaç hâkimin, bürokratın, danışmanın değil milletin sözü üstün olsun istiyoruz. Siyaseti mahkemelerin değil sandığın belirlediği bir Türkiye istiyoruz. Biz saltanat değil Cumhuriyet istiyoruz" dedi. "Meşruiyetin tek kaynağı milletin hür iradesidir" diyen Dervişoğlu, "Ben gücünü milletten almayan hiç kimseyi siyasi muhatap kabul etmem, atanmışlarla da uğraşmam" ifadelerini kullandı. Süreç komisyonundaki ana muhalefete yaptığı çağrıyı hatırlatan Dervişoğlu'nun, "Dağ gibi burada duruyoruz, sırtını yaslamak isteyen varsa buyursun gelsin" şeklindeki sözleri dikkat çekti. Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Dervişoğlu, 'derin devlet' tartışmalarına da değindi.
Büyük Türk milleti,
Kıymetli yol arkadaşlarım,
Değerli misafirler ve basın mensupları,
Grup toplantımıza hoş geldiniz sefalar getirdiniz!
Geçmiş bayramınızı
Yaşadığımız ve yaşatılan her şeye rağmen
Bir kere daha kutlamak isterim.
Türk milletine bayramlarda bile huzuru çok gören bu saltanat çarkını
Hep birlikte kırdığımız günlere, en kısa sürede erişmeyi
Allah bizlere, hayırlısıyla, nasip etsin diyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Yaşadığımız son 10 yılı,
Adeta çarşambalardan ve perşembelerden ibaret yaşadık.
Her olay birbirinin devamı;
Her hadise bir diğer felaketi, kepazeliği, skandalı getiren bir zincirin halkaları gibi cereyan etti.
Bunca olup bitene bakarak,
Hiç birimizin şaşırma hakkı,
Birkaç kelam edip kenara çekilme lüksü yoktur.
Kim ne derse desin,
Ne umarsa umsun,
Her daim millet ve devlet umurunu taşımak
Bizim boynumuzun borcudur.
İYİ Parti’nin kuruluş hikayesini bir hatırlayın.
Felaket zincirinin arifesinde;
OHAL şartlarında ve tek adam sistemi inşa edilirken nasıl bir yol çizdiysek,
Türk milleti bize nasıl bir görev verdiyse,
Bugün bize düşen de yakışan da değişmemiştir.
Biz hakikatin yolundan ayrılmadık, ayrılmayız.
Biz düşkünlerden olmadık, olamayız.
Türk milleti, sözde cemaat, özde bir terör ve casusluk şebekesini def ederken,
İktidar partisi, eski ortağından kurtulmakla,
Kimini paylaştığı, kimini ise onun sayesinde nüfuz ettiği kurumları,
Üzerine geçirme planları yapmaktaydı.
Ve biz, böyle bir zamanda, itirazımızdan vazgeçemezdik.
60 yıllık bir davayı,
Bir kişinin tahtına revan edenlere karşı sessiz kalıp,
Talimatla yazdırılan kararları kabul ederek, dayatmalarına boyun bükemezdik.
Türk milletinin,
Tekçi, tek adamcı bir sistemle boğulmasına razı olamazdık.
Türkiye’nin,
Partizan bir bürokrasiyle,
Güdülenmiş yargı odaklarıyla,
Şahsileşmiş bir devlet düzeniyle yönetilmesini
Destekleyemezdik, sindiremezdik, benimseyemezdik.
Biz milletin oyunu,
Üç günlük dünya hayatına,
Üç kuruşluk makamlara ciro edemezdik.
İşte bu yüzden bir araya geldik,
Çoğaldık, kök saldık, meyve verdik, taşlandık!
Yılmadık, usanmadık, rotamızdan hiç şaşmadık!
Bu yüzden milletimizin karşısında alnımız aktır, başımız da diktir.
Yaşananları ilk günden itibaren dikkatle takip ediyoruz.
Gelinen noktanın, CHP’nin iç meselesi olmadığını,
Başından beri Türkiye’de siyasetin nasıl şekilleneceğine ilişkin
Daha büyük bir arayışın adımı olarak kurgulandığını görüyoruz.
İmralı ile yapılan ihanet pazarlığına,
Nasıl ki gafiller ve ahmaklar gibi barış deyip geçmiyorsak,
CHP’ye cebren, kapılar kırılarak girilmesine de,
Başına kayyum atanmasına da,
Bir yargı kararıdır deyip geçmiyoruz.
Çünkü biliyoruz, hatırlıyoruz.
Yargının siyasete yol açması, ona ram olması,
Her zaman lanetle hatırlanan dönemlerin ürünüdür.
Ve bu kararlar,
Vicdanlarda yaralar açmış,
Milletimiz arasına her zaman nifak tohumları saçmıştır.
Unutmayalım,
1960’taki Yassıada’da verilenler de yargı kararıdır.
Yaraları halen kapanmamıştır.
1971 muhtırasının kırdığı kalemler de yargı kararıdır.
1980 sonrası yapılanlar,
Kapatılan partiler, hapisler, davalar, yasaklar, zindanlar,
Hepsi birer yargı kararıdır.
Ve hepsinin açtığı yaraların izleri,
Bedenlerimizde, ruhlarımızda durmaktadır.
Bu sebeple İYİ Parti olarak,
Tarafımız da duruşumuz da nettir, bellidir…
Biz bir kayyum cumhuriyeti istemiyoruz!
Biz bir vesayet demokrasisi istemiyoruz!
Biz, bir kişiye biat etmişlerin;
Birkaç hâkimin, bürokratın, danışmanın değil,
Milletin sözü üstün olsun istiyoruz.
Siyaseti mahkemelerin değil,
Sandığın belirlediği bir Türkiye istiyoruz.
Biz saltanat değil,
Cumhuriyet istiyoruz!
Bugün ihtiyacımız olan şey yeni tartışmalar,
Yeni sorun alanları değil,
Milletin ferasetine duyacağımız güvendir.
Dahası,
Milletin siyasete duyacağı güvendir.
Bugün siyasetin geldiği halden,
Hangi seçmen memnundur?
Hangi siyasetçi huzurludur?
Vatandaşın dertleri siyasetin umurunda değil,
Fakat siyasetin sorunları vatandaşın sırtındadır.
Soruyorum:
AK Partilisi, MHP’lisi,
Milletvekili, il-ilçe başkanı, delegesi,
Bu yaşananlar ve yaşatılanlar, hiç mi sizleri yaralamıyor,
Hiç mi içinizi sızlatmıyor?
Çarşıda, pazarda, sokakta yürürken,
Baktığınız yüzlerde, size bakan gözlerde
Milletin öfkesini hiç mi görmüyorsunuz?
Tabutlukları, 12 Eylülleri, zindanları,
28 Şubatları, kapatma davalarını ne çabuk unuttunuz?
Sizleri, Türk milletinin temsilcisi, avukatı, serdengeçtisi olmaktan alıp da,
El atıyla, kardeşinin üzerine sürdüren bu düzenden nasıl razı olursunuz?
Siz, 1 kişiye 10 kişi çullanırken,
Durun! diye koşan adamlardan bu hale nasıl geldiniz?
Mevzuyu bilmeden, haklıyı haksızı tartmadan,
Karakterinizi unutup, taraf olup, zulme sessiz kalacak bir hale ne zaman büründünüz?
Unutmayın,
Ardına düşüp, yanlışını doğrusundan, günahını sevabından daha çok alkışladığınız,
Yukarıdaki o bir avuç,
Bu yaptıkları ile en çok sizi yok ediyor!
İtibarınızı tüketiyor!
Kimse kusura bakmasın ve herkes bilsin ki,
Ben zulme sessiz kalmam!
Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmam!
Kötü emsali örnek almam!
Başkasını ithamla kendimi savunmam!
Demokrasiye de darbe yaptırmam.
İYİ Parti kadrolarıyla sonuna kadar mücadele ederim.
Değerli dava arkadaşlarım;
Siyaseti mahkeme kararlarıyla, yasaklarla,
Bir takım demokrasi dışı müdahaleler ile dizayn etmeye çalışanlar,
Geçici başarılar elde edebilir.
Ama milletin iradesine rağmen kalıcı sonuçlar alamazlar.
Sandığın çözeceği meseleleri,
Başka yollarla çözmeye çalışmak,
Türkiye’ye sadece yeni krizler üretir.
Bir kez daha tekrar ediyorum ki;
Bizim durduğumuz yerde
“Meşruiyetin tek kaynağı milletin hür iradesidir.”
“Ben gücünü milletten almayan hiç kimseyi,
Siyasi muhatap kabul etmem, atanmışlarla da uğraşmam.”
Bakınız,
Hukuk devleti demokrasinin rakibi değil, teminatıdır!
Hukukun görevi, siyasi hayatı şekillendirmek değil;
Siyasi hayatın adil, şeffaf ve kurallar içinde işlemesini sağlamaktır.
Bizler bu iktidarın,
Eski ve yeni ortaklarıyla,
Cumhuriyeti, memleketi, milleti ve siyaseti
“Böl – parçala – yok et” stratejisinin
En başından itibaren farkındayız.
İktidar, milletin verdiği yetkiyi,
Kamu kurum ve kuruluşlarından yargı makamlarına kadar,
Müdahale edebildiği her organı,
Bölüp – parçalayıp – yok etmek için kullanıyor.
Ondan geriye kalanı da yutuyor, iç ediyor.
Toplumu önce ikiye bölüyor,
Daha sonra tüm kesimleri de kendi içinde ayrıştırıyor.
Böylece oraya buraya kayyum atamaya cüret ediyor.
Hepimiz biliyoruz ki,
Bize devlet projesi diye yutturulmaya çalışılan çözüm süreci de,
Şu anda yürütülen seçim stratejisi de,
İktidar hesabının bir parçasıdır.
Milletin yüzde 90’ı
Terör hükümlüsü cani Öcalan’ı muhatap kabul eden bu sürece karşıyken,
Devlet aklı masalı gündeme gelmiş,
Ve halka rağmen bu söylemler devam ettirilmiştir.
İlk kayyum bundan 10 sene önce atanacağı yere atanmıştır.
O kayyum da terör hükümlüsü bebek katili Öcalan’ı Kürtlere kayyım atamaya kalkmıştır.
Şimdi de sıra
Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelmiştir.
Devleti, milleti, egemenliği yok sayan kayyumluğa karşı
Duruşumuz tavizsiz ve nettir.
Atayan da,
Atanan da,
Bizim nazarımızda mutlak butlandır!
Sakattır!
Yok hükmündedir!
Daha önceki grup toplantılarımda
Ana muhalefet partisine komisyon masasından kalkması gerektiğini,
Bu mekanizmanın iktidarı durdurmayacağını defalarca söylemiştim.
İmralı canisi ile demokrasi pazarlayanları,
Buna da yüce Meclis’i alet etmeye çalışanları meşrulaştırmayın, demiştim.
Bilin ki sitem etmiyorum,
Ben sadece Türk milletinin doğrularını söylüyorum.
Başından beridir ikaz eden ve haklı çıkan birisi olarak
Şimdi yine söylüyorum,
Gelin bu Cumhuriyeti elbirliğiyle savunalım.
Gelin bu ablukayı beraber dağıtalım.
Gelin demokrasi için safları sıklaştıralım.
Artık sahte çözüm masalarının
Aslında bir hanedan tuzağı olduğunu idrak edin.
Biz, millet iradesine sahip çıkmaya
Her şart ve halde, sonu ne olursa olsun, pes etmeden devam edeceğiz.
Biz dağ gibi burada duruyoruz, sırtını yaslamak isteyen varsa buyursun gelsin.
Safımız Cumhuriyet ve demokrasi.
Safımıza gelen herkes başımızın üstünde yer bulur!
Şimdi söyleyeceklerime herkes dikkat kesilsin, kulak versin.
Unutulmasın:
Millet olmanın temelinde,
Ortak bir ahlak vardır.
İyiyi ve kötüyü ayıran,
Doğruyu ve yanlışı tartan,
İfrat ile tefrit arasında
Milletin müşterek vicdanını kuran bir ahlak…
Bu ortak ahlak yerleştiğinde,
Kanun ortaya çıkar.
O kanun,
Genel bir yaptırım gücüne eriştiğinde
Ve millet de o kanuna rıza gösterdiğinde,
Devlet olunur.
Bu yüzden,
Rıza olmadan kanun işlemez.
Kanunsuz da devlet olunmaz, devlet kalınmaz.
Milletin herhangi bir ferdi için
Şeref ve namus ne ise,
Bir devlet için de
Kanun düzeni odur.
Devlet aklı dediğiniz şey,
İşte o kanun düzeninin işleyişidir.
Devlet adamı dediğiniz kimse de,
O akılla,
O düzeni işletmeye gayret eden kimsedir,
Bunu namusu belleyen kimsedir.
Konu hangi devlet olursa olsun,
O devletin derininde,
O nizamın asıl sahibi olan millet vardır.
Biraz daha derine bakarsanız,
Orada da
O milleti vücuda getiren
Ortak ahlakı görürsünüz.
Bunun dışında
Başka bir derinlik arıyorsanız,
Yahut bulduğunuzu zannediyorsanız
Veya kendinize
Öyle bir sıfat devşiriyorsanız,
Orada milletin aklını değil
Ancak birilerinin zaafları bulursunuz.
Suistimaller bulursunuz.
Eksik yapılmış vazifeler,
Yanlış yürütülmüş işler bulursunuz.
Milletin ortak çıkarları adına,
Belirli şartlarda kullanılsın diye verilmiş
Sırları, yetkileri ve imtiyazları;
Kibirle,
Açgözlülükle,
Kinle kirleten kimseler bulursunuz.
Öbekleşmeler bulursunuz.
Hizipleşmeler bulursunuz.
Çeteleşmeler bulursunuz.
Kanun düzeninin herkes için,
Herkes adına,
Açıkça,
Eşitçe,
Mertçe uygulanmasından
Rahatsız olanları bulursunuz.
Onun için söylüyorum:
Bir devletin derini olmaz.
Bir devletin hukuku olur.
Bir devletin aklı,
Derinlikte ve karanlıkta değil;
Kanunlarda,
Kurumlarda,
Milletin rızasını almada
Ve millete hesap vermede görünür.
Bir devleti yönetenler,
“Derinlik” laflarına ne kadar sığınıyorsa,
O devlet,
Akıldan da
Ahlaktan da
O kadar uzaklaşmış demektir.
Bir memlekette “beka” ne kadar dile düşmüşse,
Orada hesap vermeyenler,
Hesap vermek istemeyenler,
Oturduğu makamdan kalkamayanlar,
Kalkmak istemeyenlerin çırpınışları var demektir.
Her keyfi ve şüpheli işin arkasında,
Devlet aklı aransın isteniyorsa,
Orada başka hesapları işletenler var,
Başka başkentlerin hesabını,
Devlet aklı diye pazarlayanlar var demektir.
Kendine, ailesine, çevresine
İmtiyaz isteyenler,
Kul hakkını yiye yiye bitiremeyenler var demektir.
Peki bu halde siyaset nedir?
Milletin uzlaştığı, rıza verdiği kanun düzenini
Daha iyi işletmek için yarışmak demektir.
Hakkından az alana, hakkını vermeye çalışmak,
Pasta küçükse, pastayı büyütmek demektir.
Vatan bellenmiş toprakları savunmak ve bayındır kılmak için mücadele etmektir.
Ama tüm bunları yaparken
Rakibini düşman görmemek,
Seçmeni seçmene,
Komşuyu komşuya,
Kardeşi kardeşe düşman etmemek demektir.
Siyasete ikiyüzlülük bulaşırsa,
Orada artık devlet adamı kalmaz.
Bir takım gafil, ahmak ve menfaatçi
Siyaseti kendi çıkarlarının esiri haline getirmeye çalışır.
Siyasetin zemininden ahlak çekilirse,
Samimiyet kaldırılırsa,
Milli kurumlar ve davalar, aşağılık ayak oyunlarının parçası haline getirilirse,
Biz, bunu yapanlara hürmet edemeyiz.
Mevkisi, makamı, statüsü ne olursa olsun,
Bu milleti birbirine düşürmek isteyenlerle
Ve bundan siyasi rant devşirmeye kalkışanlarla
İYİ Parti olarak yan yana gelemeyiz.
Muhafazakâr olduğunu iddia edenler, aile kurumunu yıkıyorsa;
Milliyetçilik nutukları atanlar, millet düşmanlarının değirmenine su taşıyorsa;
Cumhuriyetçiyiz diye iddia edenler, Cumhuriyeti yıkanların hafriyatçılığını yapıyorsa;
Demokrasi diye haykıranlar, diktatörlük sevdalarının borazanlığına soyunuyorsa
Siyasi ahlaktan söz edemeyiz.
Bunların siyaseti duygunun, düşüncenin vicdanın mahsulü değildir.
Bunlar menfaatin emrinde olanlardır.
Bunların tek derdi, kendi şahsi menfaatleri, rahatları ve zevkleridir.
Bunlar, kendi menfaatlerini devlet projesi diye satar.
Yaptıkları bütün hokkabazlıkları, riyakarlıkları ve fenalıkları demokratız diye izaha kalkarlar.
Bugün Türkiye’de çok tehlikeli bir kavram istismarıyla karşı karşıyayız.
İktidarın aldığı her kararın üzerine bir mühür basılıyor: Devlet aklı.
Aldıkları karar doğru ya da yanlış, iç önemli değil.
Menfaatlerine uygunsa o kararı devlet aklı diye tanımlıyorlar.
Hukuk geriye itilince, devlet aklı deniliyor.
Kurumlar etkisizleştirilince, devlet aklı deniliyor.
Liyakat yerine sadakat yerleştirilince, devlet aklı deniliyor.
Milletin kaderini ilgilendiren meseleler şeffaflıktan kaçırılınca, devlet aklı deniliyor.
Terör örgütünün kurucusuna siyasal rol yükleyen bir süreç işletilince, yine devlet aklı deniliyor.
Hatta bir siyasi partinin iç tartışmaları üzerinde yürütülen hesaplar bile,
Devlet aklı diye pazarlanabiliyor.
Bunu kabul etmemiz mümkün değildir!
Devlet aklı, iktidarın her yaptığına sonradan giydirilen dokunulmazlık zırhı değildir.
Devlet aklı, bir partinin menfaatini devletin menfaati gibi sunma kurnazlığı değildir.
Devlet aklı, yanlışların sorgulanmasını engelleyen sis perdesi hiç değildir.
Devlet aklı; devletin varlığını, milletin birliğini, hukukun üstünlüğünü, adaleti, bağımsızlığı ve geleceği birlikte koruyabilme kabiliyetidir.
Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır.
Devlet aklı, yalnızca prosedür değildir; anayasal sadakattir.
Devlet aklı, yalnızca bir karar alma tekniği değildir;
Kamu yararına, millî egemenliğe ve hukuk devletine bağlılıktır.
Devlet aklı, yalnızca devletin hareket kabiliyeti değildir;
Devletin kendi sınırlarını bilme, hukukla bağlı kalma ve millete hesap verme ahlakıdır.
İşte bu nedenle, anayasal kurumları etkisizleştiren;
Meclisi geriye iten,
Yargı bağımsızlığını tartışmalı hâle getiren,
Basını baskı altında tutan,
Bütün kararları tek kişinin çevresinde yoğunlaştıran bir sistem, devlet aklını güçlendirmez.
Tam tersine, devlet aklını bir kişinin ve bir partinin siyasi ihtiyacına mahkûm eder.
Devlet aklı, doğru dürüst işleyen anayasal kurumlardır.
Hukuk devletidir, denge ve denetimdir.
Açık toplumdur, millî iradenin önünde hesap veren yönetimdir.
Kurumların ortak hafızasını yok ederek devlet aklını güçlendiremezsiniz.
Bağımsız yargıyı, siyasi baskıya açık hale getirseniz, sadece devlet aklını susturmuş olursunuz!
Bizim tercihimiz açıktır.
Devlet aklı, hukuku askıya alanların sığınağı değildir.
Devlet aklı, adaleti aşındıranların bahanesi değildir.
Devlet aklı, kurumları zayıflatıp kişileri büyütenlerin propaganda kavramı değildir.
Devlet aklı, terör örgütünün kurucusunu siyasal merkeze taşıyanların örtüsü değildir.
Devlet aklı; Bilge Kağan’ın il ve töre uyarısında vardır.
Tonyukuk’un bağımsızlık ve birlik siyasetinde vardır.
Kutadgu Bilig’in adalet ve meşveret anlayışında vardır.
Mâtürîdî’nin basiret, ehliyet ve meşru itaat ölçüsünde vardır.
Cumhuriyetimizin millî egemenlik ilkesinde vardır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” iradesinde vardır.
Ayrıca, devlet, aklını vatandaşı için kullanır.
İktidar çevresinin zenginleşmesini değil, milletin refahını önceler.
Rantın değil, emeğin hakkını korur.
Yoksulluğun idaresini değil, ortadan kaldırılmasını hedefler.
Mutlu bir azınlığın ikbalini değil,
Türk milletinin huzuru, refahı, güvenliği ve geleceğini kendine dert eder.
Devlet, milletini açlığa mahkûm eden değil; açlıktan kurtaran devlettir.
Devlet, fakiri yardım kuyruğunda tutan değil; fakirlikten çıkaran devlettir.
Devlet, orta hâlliyi eriterek zengini koruyan değil; toplumun bütün kesimlerini refaha taşıyan devlettir.
Çeyrek asırdır kurdukları ortaklıklarla devletin aklını başından alanlardan,
Alacağımız bir devlet adamlığı dersi yoktur.
Herkes iyi bilsin ki,
Artık ders verme zamanıdır.
Hukuku, adaleti, demokrasiyi, Cumhuriyeti sonsuza kadar savunacağız
Devleti devlet, milleti millet yapan kıymet hükümlerine zarar verenlerle de sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Geliyoruz, geleceğiz; sıkı durun, hesap soracağız!
Değerli dava arkadaşlarım;
Biz İYİ Partiyiz.
Millet yolunda çalışmak,
Onun için yaşamak ve gerekirse uğrunda ölmek için 2017 yılında sözleştik.
Partimizin temeli, karakteri budur.
Bu yüzden kendimize “cesurlar hareketi” dedik.
Şehitlerimize ve gazilerimize layık olmak,
Tarlalarda ve fabrikalarda,
Alın teri akıtan halkımızın malını, canını ve haysiyetini korumak için çalışmak
Siyasetimizin ana unsurudur.
İYİ Parti, milletini her şeyden üstün tutanların ocağıdır, evidir.
Menfaat çeteleri bu sözlerimi iyi işitsin.
Millet ve vatan işlerinde,
Hırsızlık, ahlaksızlık ve fenalık dışında
Akıllarına bir şey gelmeyen bedhahlar sözüme kulak versin!
Kendilerini makamda tutmak veya
Bir koltuğa atanmak için siyasi rüşvete başvuranlar,
İrtikabı marifet sayanlar,
Aklınızdan çıkarmayın sizi yeneceğiz!
Halkımızın sefaletine, sefahatle yaklaşanlara,
Adaletsizlikten dolayı ızdırap duyanlara, oh çekenlere,
Milletimizin üzüntüsüne alaycı kahkahalarla cevap verenlere
Haykırıyoruz!
Riyakarlığı meziyet sananlara, dürüstlüğün asaletini göstereceğiz.
Açık ve net olarak söylüyorum:
Türkiye bir yere doğru gidiyor, Türkiye’de bir şeyler oluyor.
Türkiye’de bu olup bitenlerin elbette ki bir sonucu da olacaktır.
Ve bu zamana kadar tecrübe ettiğimiz şeylerin
Benzerlerinin yaşanabilme ihtimali de elbette ki söz konusudur.
İYİ Parti olarak kadrolarımızla ve dava arkadaşlarımızla birlikte hazırlıklıyız.
İsteyenler üzerimize istediği oyunu kurabilir, hazırlıklıyız.
İstedikleri tuzakları kurabilirler, tuzaklarını bozarız.
İYİ Parti bu konuda şerbetlidir ve Türk siyasetinde rüştünü ispat etmiştir.
Halep ordaysa arşın buradadır. Hodri meydan!
Biz, şahsi dertlerimizi dert olmaktan çıkardık.
Umutlarımızı da o yeşil tarlalara ektik.
Biz dünyevi dertlerimizi,
Üstümüze kitlenen salon kepenklerine,
Önümüze koyulan dikenli tellere astık.
Davamız,
Sonuna kadar, sonsuza kadar
Vazgeçmediğimiz… Vazgeçmeyeceğimiz
Birinci Vazifenin gereğini yapma davasıdır.
Cumhuriyet devletini muhafaza etme,
Bu milletin hak ettiğini alması kavgasıdır.
Bu mücadeleyi hiçbir zaman terk etmeyeceğiz!
Biz varız! Biz buradayız!
Yol var... Yürüyen gerek.
Sancak var... Taşıyan gerek.
Dava var... Yüklenen gerek.
Başarmak var... İnanan gerek.
İnanıyor ve biliyoruz ki,
Artık vakit iyilerindir ve
Milletin zaferi yakındır!
Bu inanç ve düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyor,
Alevi vatandaşlarımızın Gadir-i Hum Bayramını kutluyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.