
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Bir memlekette seçimin yerini atama, rekabetin yerini müdahale, hukukun yerini imtiyaz alıyorsa; orada siyasetin kendisi askıya alınıyordur. Biz bu tabloya siyasetsizlik durağı diyoruz" dedi. Partimizin siyaset akademisinde konuşan Dervişoğlu, "Siyasetsizlik durağı, milletin tercih hakkından mahrum edildiği yerdir. Partilerin, belediyelerin, kurumların ve toplumun doğal işleyişine müdahale edildiği yerdir. Rekabetten korkanların, milletin kararına güvenmeyenlerin, hukuku siyasetin aracı hâline getirenlerin varmak istediği son duraktır. Bu sebeple kime yönelirse yönelsin, hangi partiye, hangi belediyeye, hangi siyasi iradeye yapılırsa yapılsın; milletin tercih hakkını yok sayan kayyum anlayışına karşı olmak bizim temel ilkelerimizin doğal bir gereğidir." ifadelerini kullandı.
Kıymetli yol arkadaşlarım,
Değerli misafirler,
Sevgili gençler,
İYİ Parti Siyaset Akademisi 2. Dönem Eğitim Programı’na Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Artık başlangıcı geride bıraktık. Şimdi hedef, bu akademinin kök salmasıdır.
Çünkü bir kadro hazırlığından, Bu memleketin mesuliyetinden bahsediyoruz. Siyaset ciddiyetine, Devlet sorumluluğuna
Ve Cumhuriyet ahlakına Yeni bir katkının kapısını aralıyoruz.
Biz, memleketi yönetmeye talip bir siyasi hareketiz.
Böyle bir iddia da yalnızca cesaret istemez. Şüphesiz hazırlık ister.
Hazırlık ise, Bütünlüklü ve tutarlı bir siyaset anlayışına dayanmalıdır.
Çünkü siyaset, Yalnızca günlük tartışmaların ve Seçim hesaplarının alanı değildir.
Bizim için siyaset; Dünyayı doğru okumakla, Milleti doğru anlamakla ve devleti doğru kavramakla mümkündür. Bu yüzden her fırsatta altını çizdiğim bir husus var:
Yaşadığımız dönemi doğru teşhis etmek zorundayız.
Ancak o sayede üniter milli devletimizi koruyabiliriz.
Bugün dünya, Eski alışkanlıklarla okunabilecek bir dünya değildir.
Kurallara dayalı ekonomi düzeni sarsılmakta, İttifaklara dayalı küresel ilişkiler biçim değiştirmekte, Güç dengeleri her gün yeniden kurulmaktadır.
Savaşla barışın, Diplomasiyle baskının, Ekonomiyle güvenliğin, Teknolojiyle egemenliğin Birbirine karıştığı bir dönemden geçiyoruz.
Belirsizlik, Ülkeler arası ilişkilerin ana dinamiklerinden biri hâline gelmiştir.
Gerilimler kolayca çatışmaya dönüşebilmekte, Devletler ani kararlarla savrulabilmekte, Toplumlar bir anda ağır bedellerle karşı karşıya kalabilmektedir.
Böyle bir çağda, siyasetin ve siyasetçinin bir sorumluluğu da hakikat ile propagandayı, bilgi ile manipülasyonu, millî çıkar ile günlük siyasi hesabı birbirinden ayırabilmektir.
Çünkü çağımızda yalnızca olaylar değil, o olaylara yüklenen anlamlar da mücadele konusudur.
Ülkelerin iç siyasetine baktığımızda da görüyoruz ki,
Toplumlarda da kural tanımazlık artmakta, Hukuki ve sosyal güvenceler zayıflamakta, Yurttaşlık fikri, hak ve sorumluluk temelinden uzaklaştırılmaktadır.
İnsanlar, Kendi kaderi üzerinde söz sahibi yurttaşlar olmaktan çıkarılıp, Sadece yönetilen kalabalıklar hâline getirilmek istenmektedir.
Bunun neticesinde de bir otoriterlik sarmalı ortaya çıkmaktadır.
Tek adamcı anlayışlar güçlenmekte, Demokratik teamüller aşındırılmakta, Millet iradesini zayıflatan Zararlı ve yıkıcı siyasal anlayışlar yaygınlaşmaktadır.
Fakat yine insanlık tarihinden biliyoruz ki, Hak ve hürriyet arayışı bastırılsa da yok edilemez.
Milletlerin egemenlik hakkı gasp edilse de Neticede, o irade er ya da geç galip gelir.
Çünkü insanın hürriyet arzusu, Ve milletlerin kendi kaderine sahip çıkma iradesi, Bu sisli dönemleri de geride bırakacak kudrete sahiptir.
Biz Türk milleti olarak, Tarih boyunca yalnızca ayakta kalmayı değil, Kendimizi yenilemeyi de başarmış bir milletiz.
Asya’dan Avrupa’ya,
Tarih sahnesine çıktığımız andan itibaren kurduğumuz devlet ve medeniyetlere,
Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarına, Tanzimat’tan Meşrutiyet’e, Mecelle’den Medeni Kanun’a Ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan büyük yürüyüşümüz, Bunun en açık göstergesidir.
Biz bu değişimleri Bir moda olduğu için yaşamadık.
Birilerinin dayatmasıyla değil Kendimize daha iyisini layık gördüğümüz için, Daha adilini, Daha güvenlisini, Daha hür olanını, Daha müreffeh olanını istediğimiz için yaşadık.
1919’da başlattığımız Millî Mücadele de Sadece cephelerde kazanılacak bir savaş değildi.
O mücadele, Türk milletinin “daha iyi yaşamak” kavgasıydı.
“İstiklal-i tam” kavgasıydı.
Kendi kaderini başkasının insafına bırakmamak kavgasıydı.
1920’de milletimiz, Millî Mücadele’yi Büyük Millet Meclisi ile yürüttü.
1923’te Cumhuriyet’i kurdu.
1950’de çok partili hayatı, Millet iradesinin doğal sonucu olarak kabul etti.
Bütün bunlar bize şunu gösterir:
Türk milleti her kritik eşikte bir tercihte bulunmuştur.
Ve o tercih hep Meşveretten yana olmuştur, Eşitlikten yana olmuştur, Hukuktan ve adaletten yana olmuştur, Millî iradeden yana olmuştur.
Cumhuriyet, İşte bu tarihsel tercihin adıdır.
Millî egemenlik, Bu tercihin siyasi ilkesidir.
Hukuk devleti, Bu tercihin kurumsal güvencesidir.
Bugün bizim Cumhuriyet’i savunmamızın sebebi de budur.
Kaybettiklerimizi bir daha kaybetmemek için,
Seçme irademizi kimseye rehin etmemek için,
Hiçbir şahsın ömrüyle, Çıkarıyla, zaafıyla Milletimizin geleceğini ipotek ettirmemek için,
Millî kimliğimizle Cumhuriyet ilkelerini Bir ve bütün şekilde görüyoruz.
Çünkü milletin olmadığı yerde devlet, Hukukun olmadığı yerde düzen, Rızanın olmadığı yerde meşruiyet olmaz.
Değerli arkadaşlarım,
Bir siyasi hareketin akademisi, Önce kavramları yerli yerine koymayı amaçlar.
Millet dediğimiz şey, Yalnızca nüfus değildir. Millet,
Ortak bir hafıza, Ortak bir vicdan, Ortak bir hukuk sistemi Ve ortak bir gelecek iradesidir.
Devlet de bu ortak iradenin Kanunla, kurumla ve rızayla Vücut bulmuş hâlidir.
Bu yüzden devlet aklı, Karanlıkta aranan bir sır değildir.
Kapalı kapılar ardında işletilen bir hesap değildir.
Hukukun üstüne çıkarılmış bir imtiyaz hiç değildir.
Devletin aklı, Milletin rızasını, Hukukun üstünlüğünü, Kurumların devamlılığını Ve Cumhuriyet’in emanetini birlikte koruyabilme kabiliyetidir.
Kendi hukukunu zayıflatan, Kendi kurumlarını aşındıran, Milletin tercih hakkını daraltan hiçbir anlayış, Kendisine devlet aklı diyemez.
Türkiye’de milletin aklıyla alay etmenin adı Devlet aklı olamaz.
Bugün Türk milletinin karşı karşıya olduğu esas sorun da budur.
Milletin, devleti yönetme yetkisi verdiği kişiler veya makamlar, Üzerine yemin ettikleri Anayasa’yı, Asırların inşa ettiği örfü, Geleneği, kanunları ve kurumları Kısaca Cumhuriyet birikimini aşındırmaktadır.
Emanet edileni yönetmek yerine, Emanetin kendisini dönüştürmeye çalışmaktadırlar.
Milletin rızasıyla kurulan düzenin yerine, Milletin rızasını daraltan başka bir düzen arayışını koymaktadırlar.
İYİ Parti’nin asla kabul etmeyeceği şey budur.
Kim buna hangi adı takarsa taksın, Üzerini, hangi cilalı kavramla örterse örtsün, Hangi gerekçeyle meşrulaştırmaya çalışırsa çalışsın; Millet iradesini işlemez kılan, Cumhuriyet’i kişisel ikbal hesaplarına bağlayan Hiçbir anlayışa boyun eğmeyiz.
Değerli arkadaşlarım,
Demokrasi, dönem dönem Uygulama biçimi bakımından farklılıklar gösterebilir.
Şartlar değişebilir.
Sistemler tartışılabilir.
Usuller yenilenebilir.
Ancak hiçbir diktatörlük niyeti, Demokrasi kılıfına sığmaz.
Hiçbir hanedanlık özlemi, Millî irade laflarıyla masumlaştırılamaz.
Hiçbir vesayet arayışı da Cumhuriyet adına savunulamaz.
Bir memlekette,
Seçimin yerini atama,
Rekabetin yerini müdahale,
Hukukun yerini imtiyaz alıyorsa,
Orada siyasetin kendisi askıya alınıyordur.
Biz bu tabloya “Siyasetsizlik durağı” diyoruz.
Siyasetsizlik durağı, Milletin tercih hakkından mahrum edildiği yerdir.
Partilerin, belediyelerin, kurumların ve toplumun Doğal işleyişine müdahale edildiği yerdir.
Rekabetten korkanların, Milletin kararına güvenmeyenlerin, Hukuku siyasetin aracı hâline getirenlerin
Varmak istediği son duraktır.
Bu sebeple
Kime yönelirse yönelsin, hangi partiye, hangi belediyeye, hangi siyasi iradeye yapılırsa yapılsın; Milletin tercih hakkını yok sayan kayyum anlayışına karşı olmak,
Bizim temel ilkelerimizin doğal bir gereğidir. İşte, İYİ Parti Siyaset Akademisi, Tam da bu siyasetsizlik durağına karşı, Siyasetin ciddiyetini yeniden hatırlatma iradesidir.
Biz burada yalnızca ders yapmayacağız.
Devleti, hukuku, Cumhuriyet’i, Milleti, iradeyi, ahlakı Ve sorumluluğu konuşacağız.
Olayları, süreçleri ve kavramları, Hem hakikatler hem de değerler bakımından Nasıl değerlendirmemiz gerektiğini birlikte ele alacağız.
Çünkü Siyaset Akademisi, Bir sertifika programından ibaret değildir.
Bu akademi, Bilgiyi ezber olmaktan çıkarıp Sorumluluğa dönüştürme çabasıdır. Olaylara daha derin bir gözle bakmasını sağlama iradesidir.
Gençlerimizi siyasetten uzaklaştıran çürüme duygusuna, umutsuzluğa ve güvensizliğe karşı siyaseti yeniden itibarlı hâle getirme çabasıdır.
Bilinsin ki,
Kimse bize, bir uçurumu zirvedir diye gösteremez.
Kimse bize zehri, yeni diye, çare diye içiremez.
Kimse bize, umutsuzluğu kadermiş gibi ezberletemez!
Bu noktada son bir pencere daha açmak isterim.
Ezber nedir? İlke nedir?
Eskiden kalan her şey değiştirilmeli midir?
Her yeni olan gerçekten topluma faydalı mıdır?
Yeni diye sunulan çözümler, Düşünülmeden, Sorgulanmadan, Tartışılmadan Devlet-toplum ilişkisinin merkezine konulmalı mıdır?
Elbette hayır!
Bizim meselemiz, Ne eskiye körü körüne tutunmaktır Ne de yeni olan her şeyi peşinen doğru saymaktır.
Bizim meselemiz; Doğru olanı, Makul olanı,
Makbul olanı, Ve milletimiz için hayırlı olanı Bir araya getirebilmektir.
İYİ Parti’nin ayırt edici rolü de buradadır.
Biz, Yeni olanla, kadim olan arasındaki doğru bağı kuranlarız.
Kopan bağları onaranlar, Parçalanan toplumsal güveni yeniden tesis edenleriz. Biz,
Devlet ile millet arasındaki akdin muhafızlarıyız.
Hukuk ile hürriyet arasında,
Devlet ile millet arasında,
Güvenlik ile demokrasi arasında,
Değişim ile süreklilik arasında denge kuranlarız.
Bugün burada bulunan
Her bir arkadaşımızdan beklentimiz de budur.
Buraya yalnızca dinlemeye gelmediniz.
Buraya düşünmeye geldiniz.
Sorgulamaya geldiniz.
Öğrenmeye, Tartışmaya,
Daha önemlisi, Konuşmaya geldiniz.
Bu akademiden yalnızca bilgiyle değil Sorumluluk duygusuyla ayrılmanızı istiyoruz.
Yalnızca kavramlarla değil O kavramların ahlakıyla buluşmanızı istiyoruz.
Yalnızca siyasetin teknik tarafını değil Siyasetin vicdanını, Edebini Ve millet önündeki mesuliyetini İçselleştirmenizi istiyoruz.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı,
yalnızca yeni sözler ve yüzler değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı, Sözüyle özü bir olan kadrolardır.
Dünyayı okuyabilen, Milleti anlayabilen, Devleti bilen, Hukuku savunan, Cumhuriyet’e sadakatle bağlı Siyasi kadrolardır.
Türkiye’nin ihtiyacı, Siyasetsizlik durağına saplanıp kalmayan, Siyaseti yeniden milletin hizmetine veren güçlü ve kutlu bir iradedir.
İYİ Parti Siyaset Akademisi’nin 2. Dönem Eğitim Programı’nın Bu iradeye katkı sunacağına inanıyorum.
Bu çalışmaları düşünceden eyleme geçiren,
Yüksek katkı ve gayretlerine şahit olduğum,
AR-GE ve Partiiçi Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Volkan Yılmaz ve koordinatörlük görevini üstlenen Prof. Dr. Elif Loğoğlu başta olmak üzere,
Emeği geçen arkadaşlarımıza ve tüm hocalarımıza bir kere daha teşekkür ediyorum.
Bu programın,
Ülkemize, Partimize, Gençlerimize, Dava ve yol arkadaşlarımıza Ve en önemlisi aziz milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Yolumuz açık olsun.