
"İktidar değişse bile bu kafayla düzen değişmez” Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gazeteci Ali Çağatay’ın YouTube kanalına konuk oldu.
Çağatay’ın gündeme ilişkin sorularını cevaplandıran Hüseyin Baş, dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. BTP Liderinin açıklamalarından satır başları şöyle;
“Cumhur İttifakı en az fazla yüzde 40 civarında”
“Cumhur İttifakı’nın bugün toplayabilecekleri oy tabanı yüzde 40 civarıdır ancak kazanacakları bir seçim ortamına girmek istiyorlar. Kazanacakları bir seçim yapmak istiyorlar. Rakiplerin egale edilmesi de bunun içinde var, toplumun bir şekilde manipüle edilmesi de bunun içinde var, gerekirse toplumun gerilmesi de bunun içinde var. İstedikleri adayın karşılarında olması seçeneği de bence masada. Dolayısıyla yüzde 50’nin üstünde bir sonuçla AK Parti iktidarının devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklar. Bu başka bir konu ama ben şu anki mevcut desteklerinin yüzde 40’ın üzerinde olduğunu düşünmüyorum bütün Cumhur İttifakı’nın.
"Türkiye’de bir değişim olacaktır ama..."
Türkiye’de bir değişim olacaktır ama Türkiye mutlu olsun, insanlar yarınlara umutla baksın, ekonomileri iyi olsun, eğitim kaliteli olsun, Türkiye’de gelen nesiller daha donanımlı olsun istiyorsanız; bence şu anki siyasi düzlemde iktidara namzet partiler arasında size bunu sağlayacak bir parti yok. Bence bu anlamda bir değişim olmayacak Türkiye’de. Bugün iktidar değiştiğinde muhalefetten tanıdık partilerin iktidara gelmesi durumunda karşınıza çıkacak sonuç şudur; Daha demokratik bir Türkiye olur mu? Evet... Basın daha özgür olur mu? Evet... Çünkü 25 yılın sonunda ulaşılmış bir gücün verdiği özgüvenin baskısını yaşıyoruz. Herhangi bir iktidar değişikliği daha büyük bir rahatlama getirebilir. Ama derseniz ki ekonomi çok mu iyi olacak? Ben bugünkü iktidarın ekonomi politikalarıyla, “Ben iktidara yakınım” diyen siyasi partilerin ekonomi politikaları arasında bir fark görmüyorum. Neoliberal bakış, kapitalizm mantığı… Dünyada artık terk edilen, ülkelerin bir bir “Bu bize fayda getirmedi” dediği, hatta bu düzenin kurucularının bile itiraflarda bulunduğu; halkların, toplumların “Siz bizim emeklerimizle haksız yere zenginleşiyorsunuz” diyerek isyan ettiği bir düzeni, biz Türkiye’de devam ettirmeye çalışıyoruz.
“Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi”
Çok agresif bir biçimde Türkiye’de özelleştirme yapıldı. Türkiye’nin bütün zenginlikleri özelleştirme adı altında milletin elinden alındı ve alınmaya devam ediyor. Anadolu Ajansı’nın verileriyle söylüyorum; 23 yılda özelleştirmeyle devletin kasasına giren para 63 milyar dolar. Bu 63 milyar doları 23 yılda 85 milyon vatandaşa bölüp dağıtsaydık, ayda kişi başına düşen para ne kadar biliyor musunuz? 3 dolar düşüyor. Ayda 3 dolara Cumhuriyet’in bütün kazanımları özelleştirildi, elden çıkarıldı, kapatıldı. Türkiye’de devletin, milletin olan toprak bir şekilde satılmış, elden çıkarılmış. Oysa o 63 milyar dolarlık özelleştirme devletin elinde kalsaydı oluşturacağı istihdam gücü, ekonomik hareketlilik ve canlılığın haddi hesabı olmazdı. Belki 20 yılda trilyon dolara varan bir zenginlikten bahsediyor olurduk.
“Muhalefet de satmaya devam edecek”
Peki, iktidar değişse ne olacak? Özelleştirmeler farklı bir politikayla mı yürütülecek? Hayır. Bu kadar özelleştirme yapınca, devletin elindeki bu kadar imkânı başkalarına verince ortaya dengesiz bir yapı çıkıyor. Atatürk’ün modeli olan ve bugün dünyada birçok devletin benimsediği devlet-millet ortaklığı modeli uygulanmalı. Devletin piyasada regülatör olarak bulunduğu, özellikle stratejik alanlarda piyasayı yönettiği ve milletin faydasına işletmeler kurduğu bir model gerekiyor.
“Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz”
Şimdi düşünün; birisi çıkıyor ve “X fabrikasını kapatacağız, satacağız.” diyor. Neden satıyorsun? “Zarar ediyor” diyor, “Biz bunu yönetemiyoruz” diyor. Tekel’i yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz. Şimdi mantığa bakın. Sen Tekel’i yönetemiyorsun, SEKA’yı satıyorsun, şeker fabrikalarını özelleştiriyorsun ama sonra “Ben devleti yöneteceğim” diyorsun. Küçücük bir şeker fabrikasını yönetmeyi beceremedin ki… Şimdi “İktidar değişimi” diyoruz. Muhalefet iktidara gelse ne yapacak? Fabrikaları geri mi alacak? Mesela biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak hep söylüyoruz; Neyi özelleştirdilerse geri alacağız. Mutlaka geri alacağız. Neyi kapattılarsa açacağız. “Yap-işlet-devret projelerini ne yapacaksınız?” diyorlar. Devretmeyeceğiz, işleteceğiz. Çünkü onlar bize ait. Öyle bir anlatıyorlar ki “Köprü yaptık, cebimizden para çıkmadı” diyorlar. O zaman biz neden bu kadar ekonomik kriz yaşıyoruz? Neden her şey bu kadar pahalı?
“Devletin tek gelir kalemi vergi kaldı”
Benim devlete dair hayalim şu değil; “Devletin bir tane fabrikası olsun” gibi bir liste yapmaya çalışmıyorum. Ama bunlar olmadığı zaman devletin elinde memura maaş ödemek, vatandaşa hizmet etmek için tek bir gelir kalemi kalıyor; vergi... Türkiye’de şu anda bütçenin yüzde 90’ından fazlası doğrudan ve dolaylı vergilerle cezalar üzerinden oluşuyor. Mesela biz evimizin önünden yol istiyoruz. Devlet bu yolu yapacak. Ama ben bu hizmeti almak için sürekli vergi ve ceza ödemek zorunda kalıyorum. O yüzden trafik cezalarına hedef konuluyor. Dolayısıyla biz IBAN paylaşan bir yönetim gördük. Bu yüzden devletin kendi gelir imkânlarını oluşturması gerekiyor.”